Bloomberg: Yatırımcıların Erdoğan’ın ekonomisine inancı kalmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla da biraraya geldiği Londra temaslarının ardından ekonomi ağırlıklı haber kuruluşu Bloomberg’de bir değerlendirme yayımlandı: Erdoğan’ın seçim zaferi, piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal.

ABD merkezli haber kuruluşu Bloomberg’in yayımladığı makalede, yatırımcıların 24 Haziran erken seçimleri öncesi Türk varlıklarını sattığı belirtildi.

‘İSTİKRAR VAADİ BİTTİ’

Bugüne dek Erdoğan ve AKP’nin tek parti iktidarının araştırma raporlarında ve yatırımcı notlarında istikrar vaat ettiği için tercih edildiğini, ancak artık bu istikrar önermesinin yatırımcılar nezdinde geçerli olmadığını dile getiren Bloomberg, bunun en büyük gerekçesi olarak Erdoğan’ın büyüme odaklı politikalarda ısrarcı olmasını gösterdi.

Londra merkezli ‘Fidelity International’ adlı fonda 2 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Paul Greer, Bloomberg’e, “Erdoğan’ın zaferi piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal. Gerçi bu sonuç Türk piyasaları için en az şaşırtan ihtimal olacaktır” dedi.

‘BATI’DAN UZAKLAŞMA’

Başka bazı fon yöneticileri de Erdoğan yönetiminde görülecek bir devamlılığın artık piyasalar tarafından olumlu görülmediği yorumunda bulundu.

Makalede nisan sonunda açıklanan teşvik paketinin endişeleri katmerlediği, para politikasının gevşek olduğu, cari açığın sürdürülebilir olmadığı ve Erdoğan’ın düşük faizdeki ısrarı yüzünden enflasyonun kontrol altına alınamadığı sıralandı.

Aynı zamanda Türkiye’nin Almanya ve ABD gibi Batı’daki geleneksel dostlarından uzaklaşmasının da yatırımcılar nezdinde olumsuz görüldüğü belirtildi.

‘YAVAŞ VE DENGELİ OLSUN’

Londra’daki ‘ Aberdeen Asset Management’ firmasında 14 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Viktor Szabo, “Erdoğan’ın zaferi şimdiki politikaların süreceği anlamına geliyorsa, bu, iyi bir yatırım durumu değil. Ani yükselişler ve düşüşler yerine daha yavaş ve dengeli bir büyümeyi teşvik edecek politika değişikliğini tercih ederim” dedi.

Szabo, Türkiye’nin AK Parti iktidarı öncesindeki istikrarsız, öngörülemeyen dönemlere geri dönmesinin Erdoğan’ın görevde kalmasından daha kötü bir senaryo teşkil etmesinden dolayı yatırımcıların zor bir tercihle yüz yüze kaldığını iddia etti.

‘NORMALLEŞME BEKLEMİYORUZ’

Bloomberg de bazıları için en iyi seçeneğin Erdoğan’ın söylemini değiştirmesi olduğunu öne sürdü.

ABN Amro’dan ekonomist Nora Neuteboom, yatırımcıların seçimlerden sonra hükümetin geri adım atmasını beklediğini, ancak kendilerinin böyle bir normalleşmenin olmasını beklemediğini belirtti.

Londra’daki RAM Capital’dan Ogeday Topcular da “Türkiye ekonomik olarak son 3-4 yıldır, hatta daha fazla bir süredir zorlanıyor. Bu hükümet tarafından alınan siyasi ve ekonomik kararlar ülkeyi eskisinden daha kötü durumlara soktu” diye konuştu.

Ekonomi yönetimi kontrolü kaybetti

Türk Lirası’ndaki erime, dolar ve avroyu rekor seviyelere taşırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) “piyasada oluşan sağlıksız fiyat oluşumlarını takip ediyoruz ve gerekli adımları atacağız” açıklaması geldi. Açıklamanın ardından TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, AKP Genel Merkezi’ne çağırıldı. Çetinkaya’nın AKP Merkezi’ne gitmesi piyasada “faiz artışı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan izin isteyecek” yorumlarına neden oldu. Muhalefet ise Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yitirdiği değerlendirmesinde bulundu ve faiz artışlarının ekonomiyi daha da kötü bir noktaya sürükleyeceği uyarısını yaptı. Bu gelişmelerin ardından ise Başkan Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne İran ile yerel para birimi anlaşması için çağrıldığı ifade edildi.

‘Gerekeni yapacağız’
Ankara’da baş döndürücü ekonomi trafiği liradaki rekor kayıpların zirve yapmasının ardından geldi. Öğlen saatlerinde doların 4 lira 50 kuruşa kadar yükselmesiyle birlikte piyasalarda oluşan panik büyüdü. Gözler TCMB’nin ne yapılacağına çevrilmişken ilk önce TCMB’den piyasalara sözlü müdahale geldi. Yapılan açıklamada, “Piyasada gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi. Açıklamanın ardından piyasada ‘faiz artışı geliyor’ beklentisiyle dolar 4 lira 44 kuruşa kadar indi.

MB Başkanı AKP binasına çağrıldı
Günün ikinci büyük gelişmesi ise Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne ‘davet edildiği’ açıklaması oldu. Açıklama piyasada “Çetinkaya, Erdoğan’dan faiz artışı için izin isteyecek” şeklinde yorumlandı ve faiz artışına dönük beklenti güçlendi. Bu gelişmeyle birlikte dolar bir kez daha düşerek 4 lira 40 kuruş seviyelerine geldi. Buna karşın, Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne gelmesi, muhalefet tarafından “TCMB’nin bağımsızlığına gölge düşüyor” şeklinde yorumlandı. CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ziyareti, “TCMB Başkanının AKP Genel Merkezi’ne çağrılması devletin parti devletine dönüştüğünü gösterir” şeklinde yorumlarken, CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise tepkisini, “Parti devletinin cismi: ‘Bağımsız’ MB Başkanı parti merkezinde icazet ve talimat arıyor. Uçuşa geçen doların ve faizin nedenini aramaya gerek var mı!” diyerek gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu ise, “Erdoğan para politikasını ağırlığımı koyacağım dedi… Dolar 4,5 TL’ye çıktı… Faizleri indireceğim dedi… Yakında rekor faiz artışı gelir… Sonuçta; milyonlarca insan bankalara daha fazla faiz ödemek zorunda kalır…” görüşünü paylaştı. Reuters’ın edindiği bilgiye göre ise Çetinkaya’nın daha önce imzalanan İran ile yerel para birimi kullanılarak yapılacak ticareti anlaşması kapsamında AKP Genel Merkezi’ne çağırıldığı” bilgisi verildi.

‘Piyasanın kuralları uygulanmalı’
İktidarın ‘faiz artışına sıcak bakmaması’ üzerine satışa geçen piyasaya son açıklama ise Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Bloomberg News Türkiye Büro Şefi Benjamin Harvey’in paylaştığı bir habere yanıt veren Şimşek, “Siyasi pragmatizm nihayetinde hakim olacak. Kural temelli piyasa ekonomisi ilerlemek için tek güvenilir seçenek” diye konuştu.

Belirsizlikler sürüyor
Yapılan sözlü yönlendirmeler ve faiz artışına dönük güçlü beklentiye rağmen dolar gün içerisinde 4 lira 40 kuruş seviyesinin altında kalıcı olamadı. ABD’de görülen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın yargılandığı davanın nasıl süreceğine dönük belirsizlik, faizlerde henüz artışa gidilmemesi ve ekonomik verilerde durgunluğa işaret eden mart ayına ait sanayi üretimi verileri, liradaki zayıf seyrin sürmesine yol açtı.

Erdoğan’ın görüştüğü yatırımcılar ‘şoke olup kulaklarına

Erdoğan’la İngiltere ziyaretinde sırasında görüşen uluslararası yatırımcılar, Reuters’e konuştu. Duydukları karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını’ söyleyen yatırımcılar, ”Piyasalar dahil herkesle savaşıyor, ama bu kazanılabilir bir savaş değil” değerlendirmesini yaptı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 günlük İngiltere ziyaretinde biraraya geldiği uluslararası yatırımcılarla küresel fon yöneticileri, Reuters haber ajansına şaşkınlıklarını ifade etti. Erdoğan’ın söyledikleri karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını’ dile getiren yatırımcılar, Cumhurbaşkanı’nın bir yandan artan enflasyonu aşağı çekmeyi, TL’deki değer kaybının önüne geçmeyi, diğer yandan faizleri düşürmeyi nasıl başarmayı planladığı konusunda şaşkınlık içinde kaldıklarını belirtti.

Erdoğan, gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ardından ekonomi yönetiminde ağırlığını artırmayı planlandığını açıklamıştı. Bazı yatırımcılar, Erdoğan’ın yurtiçindeki hasımlarını etkisizleştirmiş olmasına rağmen, uluslararası finans piyasalarına ekonomide alışılagelmiş kurallara ters düşen politikalarla meydan okumada çok zorlanacağını savundu.

Görüşmelerin siyasi hassasiyeti nedeniyle adlarının açıklanmasını istemeyen yatırımcılar, Erdoğan’ın yaklaşımından ve böylesine kırılgan bir dönemde piyasalarla savaşa girmeye hazır olması karşısında afalladıklarını dile getirdi.

‘DÜŞMAN LİSTESİ ÇOK UZUN’

Büyük ölçekli bir varlık yönetim şirketinde çalışan bir fon yöneticisi, Erdoğan’ın düşmanlardan oluşan uzun bir liste tuttuğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Herkesle savaşıyor… Muhalefetle savaşıyor, (Fethullah) Gülen’le savaşıyor, radikallerle, başarısız darbe girişimiyle savaşıyor; şimdi de piyasalarla savaşıyor ve bu da tehlikeli.”

‘FİNANS PİYASALARIYLA SAVAŞI KAZANAMAZSINIZ’

Erdoğan’ın beraberindeki heyette bulunan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’le basına kapalı toplantıya katılan bir yönetici de “Yurtiçinden istediğiniz kadar düşman bulun. Ancak finans piyasalarına çatarsanız bu savaşı kazanamazsınız” dedi.

‘ERDOĞAN ÇOK NET KONUŞTU, AMA KENDİSİNE KATILMIYORUM’

Erdoğan’la toplantıya katılan bir portföy yöneticisi, Cumhurbaşkanı’nın ‘son derece dürüst’ olduğunu, 24 Haziran seçimlerini kazanması halinde faizlerin izleyeceği seyir hakkında çok net konuştuğunu aktararak şöyle devam etti:

”Erdoğan tekrar cumhurbaşkanı seçilmesi halinde faizlerin yüksek değil düşük olmasını sağlayacağını söyledi… Yüksek faizlerin yüksek enflasyona yol açtığı görüşünde; ben bu görüşe katılmıyorum.”

‘MADEM ÖYLE, LONDRA’YA GELİP BU MESAJLARI NEDEN VERİYOR?’

Erdoğan’la yapılan görüşmeye katılan üçüncü bir fon yöneticisi şu değerlendirmeyi yaptı:

“Piyasanın bir avuç spekülatörden oluştuğunu düşünüyor ve hedef kitlesi de onlar değil. Hedef kitlesi, Türkiye’deki sıradan insanlar ve onların da düşük faizlere ihtiyacı var.”

Aynı fon yöneticisi, “Peki, o zaman neden Londra’ya gelip de kurumsal yatırımcılara tam da duymak istemedikleri bu mesajı veriyor” sorusunu yöneltti.

Kötü günler henüz başlamadı

Ekonomide görünümün giderek bozulduğu şu günlerde, diğer kıtalardan bir kıpırtı gelse Türkiye’de sert bir etki hissediliyor. Ne var ki depremin kendisi, içeride yapılan açıklamalardan, ekonominin yönetilemez hale geldiğini ortaya koyan müdahale başarısızlıklarından kaynaklanıyor.

Dolar ve avrodaki tablo ortada. Dolar ve avro üzerinden borçların ve ithalat maliyetlerinin tırmanıyor oluşu, bu durumun borçluların aleyhine işleyişi bir yana, kısa bir vadede enflasyona dönüşeceğinin de altını çiziyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı yaklaşık 223 milyar dolar. Bu borcun bugün TL cinsinden değeri 981 milyar TL iken ocak ayında bu tutar 841 milyar TL idi. Yani beş ayda ülkenin reel kesiminin döviz borcu olduğu yerde yüzde 17’lik bir artışla 140 milyar TL büyümüş oldu.

Firmaların ortaya çıkan bu maliyeti kendi kârlarından karşılamayacakları, fiyatlara ve maliyet kısıntılarına yansıtacakları oldukça açık. Tarihsel örneklerden de benzerlerine rastlanılır, çalışan sayısının azaltılması, yapılan işin topyekün taşeron firmaya devredilmesi vb birçok senaryo bu yolda mevcut.

Bir de döviz kuru geçişkenliği dediğimiz, döviz kurundaki oransal değişimlerin fiyat değişimlerine etkisi var. Merkez Bankası’nca döviz kurundaki yüzde 10’luk değişimin yüzde 1,5 civarında bir enflasyonist etki yaratacağı yönünde bir varsayım vardı. Basit bir hesaplamayla örneğin son bir yılda dolar kurunda yaşanan her yüzde 10’luk artışın, tüketici fiyatları üzerinde yüzde 3’e yakın bir etki yaptığını görebiliriz. Yani dolar kurundaki hareketliliğin fiyat değişimine etkisinin varsayılandan yaklaşık 2 kat daha fazla olduğunu söyleyebiliyoruz.

Enflasyon ve işsizliğe ilişkin görünüm bozulması, Türkiye’nin benzer ülkeler liginde ‘en bozuk ekonomi sıralaması’ yönünde ilerlediğini de gösteriyor.

Endonezya, Brezilya ve Meksika ile karşılaştırıldığına dünya hasılasından aldığı payın en düşük, enflasyon oranının açık ara en yüksek olduğu ülke olarak Türkiye öne çıkıyor. Bununla birlikte yüzde 11’e yaklaşan işsizlik oranı ve en yüksek cari açık veren ülke konumunda. Bu tablonun kısa ve orta vadede daha da aleyhimize değişeceği ortada.

Bize reel çözüm gerek

Dolar/TL hareketliliğine dönecek olursak, reel etkilerinin oldukça kuvvetli olmasına rağmen, bu tartışmanın daha çok piyasa aktörlerine teslim edilmiş olması da üzücü. Dolar-MB-Fed üçgeninde bir sorumlu ve çözüm aranıyor. Hal böyle olunca, anlık çözümler ve sadece anlık ile sınırlı kalan etkileri söz konusu oluyor. Piyasada öyle bir hava oluşmuş durumda ki, sanki faizleri yukarı çekseler her sorun bir anda çözülüverecek, tüm kara bulutlar bir anda dağılıverecek. 2001 krizine giden yol, bu fazla iyimser olan düşüncelere önemli bir yanıt oluşturuyor.

Ülke ekonomisinin neye ihtiyacı olduğu ise gayet ortada. Son açıklanan ve beklentilerin üzerinde gelen cari açık rakamları herkese ‘çünkü giderimiz gelirimizden fazla’ yorumunu yaptırıyor.

Tekrar gözden geçirirsek, cari açık mart ayında yıllık bazda yüzde 54,4 oranında artarak 4,8 milyar dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret dengesindeki büyük bozulma dikkatleri çekerken, mart ayından bu yana finans sermayesinin TL’den çıkışına hız vermesi, cari açıkta kötünün henüz başlamadığını gösteriyor.

kotu-gunler-henuz-baslamadi-464549-1.

Cari açığın çözümüne ilişkin yapılan yorumlar basitçe sorunu tanımlıyor, evet. Fakat çözüm konusunda önemli bir nokta var. Gideri azaltmanın yolu, gelirleri artırmaktan geçiyor. Ülkede gelir artırıcı faaliyetler azaldığı için, hem bir yandan giderlerin ağırlığı artmış oluyor, hem de gelir getirici faaliyetler dışarıdan temin edilmeye başlandığı için gider kalemleri çoğalıyor. Tarım, hayvancılık, ileri teknoloji içerikli ürünler… Bunları kendi kaynaklarımızla nasıl üreteceğimizi konuşmadan ekonomide hiçbir sorunun gerçekçi çözümüne ulaşamayacağı ortada. Kaldı ki her fırsatta, ekonominin kendisi bizlere bunu gösteriyor. Dışa ve reel olmayan faaliyetlere bağımlı bir ekonominin geleceği yine dışa ve reel olmayan faaliyetlere bağlıdır. Bağımlılığı azaltmadan, bugün de, bundan 10 yıl sonra da aynı meseleleri konuşuyor.

Kanalizasyondan yandaş şirketlere para akacak

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Hükümet, İstanbul Yeni Havalimanı, 3. Köprü, Avrasya Tüneli, Osmangazi ve Çanakkale Köprüleri ile şehir hastaneleri inşaatlarında kullandığı Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelini daha yaygınlaştırmayı planlıyor. Hemen her projede iktidara yakın isimlerin görüldüğü ve yolsuzluğa zemin hazırladığı, yandaşa rant aktarma aracı olduğu, bütçeye aşırı yük getirdiği, garantilerle ülkenin 25 yıllık gelirine ipotek konulduğu gerekçeleriyle eleştirilen model altyapı projelerinde de uygulanmak isteniyor.

Kalkınma Bakanlığı, 2017 Dünyada ve Türkiye’de KÖİ Uygulamalarına İlişkin Gelişmeler Raporu’nu yayımladı. Rapora göre, 1986-2017 döneminde Türkiye’de 225 projenin uygulama sözleşmesi imzalandı. 191’i hayata geçerken 34’ünün finansal kapanışı yapıldı ya da yapımına devam ediliyor.

225 projeden 106’sı Yap-İşlet-Devret modeli ile yapılırken 93 projede İşletme Hakkı Devri, 21 projede Yap-Kirala-Devret, 5 projede de Yap-İşlet modelleri uygulanıyor. Enerji üretim tesisleri 86 projede ilk sırada geliyor, 42 otoyol ve hizmet tesisi, 21 sağlık tesisi, 18 havaalanı, 17 yat limanı ve turizm tesisi, 15 sınır kapısı, 2 sanayi tesisi, birer de demiryolları ile kültür ve turizm tesisi inşaatında KÖİ modeli uygulanıyor.

135 milyar dolarlık toplam sözleşme değeri içinde en büyük paya 69,4 milyar dolar ile havaalanı projeleri sahip. Bu projeleri 37.7 milyar dolarla enerji, 19.4 milyar dolarla otoyollar ve hizmet tesisleri izliyor.

Türkiye, Avrupa’da ikinci
Bütçeye getirdiği yük ve risklerin büyüklüğü nedeniyle ilk uygulandığı ülke olan İngiltere’nin bile azalttığı KÖİ yatırımları Türkiye’de hız kesmiyor. AB ülkeleri arasında 24.8 milyar Avroluk proje tutarı ile İngiltere ilk sırada gelirken, ikinci sırada 19.6 milyar Avroluk tutarla Türkiye yer alıyor. Üçüncü sıradaki Fransa 9.8 milyar, İtalya 5.8 milyar, Hollanda ise 5.6 milyar Avroluk KÖİ projesini imza altına aldı.

Altyapıda da KÖİ
AKP iktidarları döneminde büyüyen şirketlerin en önemli partner olduğu KÖİ modelinin yaygınlaştırılacağı da bildirildi. Kentsel altyapı ile birlikte daha küçük ölçekli katı atık, atık su gibi projelerde de yöntemin yaygın şekilde kullanılacağı belirtildi.

Önceliklere dikkat
Kullanılmayan köprüler, otoyollar inşa edildiği ve verilen garantiler nedeniyle şirketlerin cebine milyarlarca liralık kaynak aktarıldığı bilinen projelerle ilgili raporda bazı konularda ortaya çıkabilecek sorunlara da dikkat çekildi. Finansman kaynağı bulmak için rekabetin arttığı belirtilerek, “Finansman kaynaklarının stratejik önemi haiz projelerde kullanılabilmesini teminen proje önceliklendirme önem kazanmaktadır” denildi.

‘Ekonomiye faydası olacak’
Kapsamlı ve titiz bir proje hazırlık aşaması gerektiğinin altı çizilen raporda, “İyi bir hazırlık süreci ile projelerin ekonomik faydaları, getireceği yükümlülükler, karşılaşılabilecek riskler ortaya konabilecek, belirsizlikler asgariye indirilerek etkin bir ihale ve sözleşme yönetiminin önü açılacaktır” saptamaları da yer aldı.

Finansman sıkıntısı
İlerleyen süreçte KÖİ alanında banka kredilerine erişimde zorluk yaşanması olasılığına dikkat çekilerek, alternatif finansman yöntemlerinin değerlendirilmesi, buna yönelik teknik ve hukuki altyapının tamamlanması gerektiğinin düşünüldüğü de bildirildi.

CHP’li Böke’den Başbakan Yardımcısı Şimşek’e: CHP iktidarını mı

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Twitter’dan yaptığı açıklamada “seçimlerden sonra Ekonomi politikalarında iyileşme olması çok muhtemel” ifadelerini kullandı. Şimşek’e CHP’li Selin Sayek Böke manidar bir yanıt geldi.

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Twitter’dan yaptığı açıklamada politika setinin seçimden sonra iyileşme göstereceğini söyledi. Bloomberg News’un Türkiye Bürp Şefi Benjamin Harvey’in paylaştığı bir habere yanıt veren Şimşek, “

Umuyorum ki, politik pragmatizmin nihayetinde egemen olacağına inanıyorum. Kural tabanlı piyasa ekonomisi, ileriye dönük tek uygulanabilir seçenektir. Bu nedenle, sağlam ve ihtiyatlı bir politika çerçevesine bağlı kalmaya devam ediyoruz. eçimlerden sora Ekonomi politikalarında iyileşme olması çok muhtemel” ifadesini kullandı.

Good to know that you also think that the government will much more likely change and that CHP policies will let the CB do its job while doing structural reforms. https://t.co/8bR4J8PtLn

— Selin Sayek-Böke

Fitch: Türkiye, en kırılgan 3 ülkeden biri

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, ABD’de faiz oranlarının artmayla sıkılaşan finansal koşulların, toplam borcu 19 trilyon dolara ulaşan gelişen ekonomilere – en çok da Ukrayna, Türkiye ve Arjantin’e zarar verebileceğini söyledi.

Fitch raporunda on yıl önce toplam borcu 5 trilyon dolar olan gelişmekte olan ülkelerin borcunun 19 trilyon dolara fırladığını vurguladı şu tespit ve öngörüleri paylaştı:

  • “ABD Merkez Bankası’nın 2019 sonuna kadar en az altı kez faiz artırmasını öngörüyoruz”
  • “Eğer gevşek finansal koşullar beklenenden daha hızlı bir şekilde sıkılaştırılırsa gelişmekte olan ekonomilerin borcu baskı altına girebilir.
  • “Eğer gelişen piyasalara yönelik risk iştahı tersine dönerse, sermaye çıkışları kurlar üzerinde veya döviz rezervleri üzerinde baskı oluşturabilir.
  • “ABD tahvillerinin getirilerinin artması da ABD’li ve küresel yatırımcıları gelişen piyasalardan çıkmaya itebilir.
  • “Bu durum zaten cari açıklarını veya dış borçlarını yeniden finanse etmeye çalışan hükümetlerin üzerindeki baskıyı artırır.
  • “En kırılgan gelişen piyasalar Ukrayna, Türkiye ve Arjantin.
  • “Fitch Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Peru ve Kazakistan’da da dış borca bağımlılıklarından dolayı risk görmekte.
  • “Çin orta riskli bir ülke olarak değerlendiriliyor ve en büyük zorluğun orta ölçekli bankaların likidite durumları ve ekonomideki yüksek borçluluk olarak görülüyor.
  • “Brezilya’nın en büyük inşaat şirketlerinden Andrade Gutierrez SA Fitch’in bu yıl başından bu yana kaydettiği tek gelişen ülke borç iflası. 2017 yılında ise beş iflas gerçekleşti.”

Ramazan Paketi cebi deldi

SEMİH GÜVEN [email protected] @semihguvenn

Soluksuz şekilde yükselen gıda fiyatları, Ramazan ayında halkın bütçesini bir hayli zorluyor. En temel gıda maddeleri için hazırlanan (ekmek ve sebze hariç) Ramazan Pakedi’nin fiyatı 400 liraya ulaşırken, sadece sahur için yapılan gıda harcaması 170 lirayı geçiyor.

Türkiye’nin en yaygın marketlerinden birini baz alarak yaptığımız hesaplamaya göre, orta kalite ürünler için dört kişilik bir ailenin cebinden çıkacak para şöyle:

Sahur harcaması
»Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olan zeytinin kilosu 20 liraya, 600 gramlık ezine peyniri ise ortalama 20 liraya satılıyor. 1 kilo çayın tüketiciye maliyeti ise 23,90 TL. Küp ve kesme şeker ise kilosu 5 lira 45 kuruştan satılıyor.

»Yüksek derecede protein kaynağı olan yumurtayı 30’lu paket olarak aldığınızda 11 lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor. Yanına sucuk da eklemek isterseniz 340 gramlık sucuk 30 TL.

»Sadece tuzlu olmaz, yanına tatlı bir şeyler de gerek derseniz ise 460 gramlık çiçek balının fiyatı 29 lira 50 kuruş. 800 gramlık bir vişne reçeli ise 9 lira 45 kuruş.

İftarda bütçe sarsılıyor
Sahur için katlanmak zorunda kaldığınız maliyete iftar harcaması da eklendiğinde maliyet daha da katlanıyor. Dört kişilik bir ailenin asgari harcaması baz alındığında, Ramazan pidesi ve meyve-sebzeyi dışarıda tutsanız bile en az 220 lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor.

»İftar sofrasının açılış yemeği olan çorbayı ayda 5 kez yapmak isterseniz, tanesi 2 lira olan hazır çorbaya 10 lira ödemek durumundasınız.

»1 kilo kurufasulye 10 liradan satılırken, yanına pilav da yapmak isterseniz, pirincin kilosu 8,5 TL. Pilavlık bulgurun kilosu da ortalama 3 lira 90 kuruştan satılıyor. Fasulye pastırmasız olmaz diyenler içinse 200 gramlık pastırma 25 lira.

»Sadece kurufasulye değil, nohut yemeği de yapmak isterseniz nohutun kilosu 13 lira 50 kuruşla cep yakıyor.

»Ayda bir kez de olsa etli yemek yapmak isteyenler için en iyi alternatif kıyma. Kıymanın kilosu 40 TL.

»Ayda 3 kez de makarna yapmak isteyenler, paket makarnaya tanesi 2 liradan 6 lira ödemek zorunda.

ramazan-paketi-cebi-deldi-465064-1.

»Kırmızı mercimeğin kilosu 5 lira 95 kuruşken, yeşil mercimekte fiyat 8 lira 95 kuruşa kadar çıkıyor.

»Yemeğe katacağınız tuzun 750 gramı 1 lira 90 kuruş. 2 kiloluk un 6 lira 85 kuruş.

»Yemekleri yapmak için en azından salça ve yağa ihtiyacınız var. 2 litrelik ayçiçek yağı 17,50 liradan satılırken, bir litre zeytinyağını kilosu 35 lira 50 kuruşa kadar çıkıyor. 800 gramlık salçanın fiyatı ise 5 TL.

Tatlı cep yakıyor
»Tatlısız iftar sofrası olmaz derseniz 300 gram hurma 5 lira 95 kuruş. Tüm aile ayda toplam bir kilo cevizli baklavayla idare edebilirse baklavanın kilosu 27 lira. Antepfıstıklı çeşitlerde ise fiyat daha da yükseliyor.

Paketin tanesi 400 lira
Daha çok kuru gıda ürünleri üzerinden yapılan harcamaya göre, dört kişilik bir ailenin asgari ihtiyaçları için hazırlanan ramazan pakedi 400 liraya yaklaşıyor. Bu hesaplamaya her gün tüketilen ramazan pidesi ve sebze-meyveleri eklediğinizde ise fiyat katlanarak artıyor.

Meclis’in kilidini ‘seçim torbasıyla’ kapattılar

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde ağır darbe alacağını anlayan iktidar, seçim yatırımlarıyla bütçeyi delik deşik ediyor. Son iş gününde Meclis, ceza indirimlerinden yeni teşviklere ve Bakanlar Kurulu’nun yetkilerinin artırılmasına kadar birçok alanda düzenlemeye giderek tatile girdi.

Kamuoyunda “torba yasa” olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile yasalaşan konular şöyle:

»Faaliyet izni veya yetki belgesi almaksızın ticari faaliyette bulunanlar, 50 bin Türk lirasından 250 bin Türk lirasına kadar idari para cezası ile cezalandırılacak.

Elektrik borcunda yasal takip kalkıyor
»Tarımsal desteklemelerden yararlanan çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları elektrik borçlarının yasal takibe gerek kalmaksızın tahsili sağlancak.

»Bakanlar Kurulu’nun yetkileri genişletildi. Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerini, sektörler ve meslek grupları itibarıyla belirleyeceği yıllık iş hacimlerine göre hasılat esaslı vergilendirme usulü kapsamına almaya, Maliye Bakanlığı da uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olacak.

Tütünde düzenleme
“Ticari amaçla; makaron veya yaprak sigara kağıdı içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün, tütün harici herhangi bir madde doldurmak, bu şekilde üretilen ürünleri satışa arz etmek, satmak, bulundurmak veya nakletmek yasaktır” hükmü ile “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlara 50 bin lira idari para cezası verilir” hükmünün 1 Temmuz 2018 olan yürürlüğe girme tarihi, 1 Temmuz 2019 olarak değiştirildi.

Otoyol ihlalinin cezasına indirim
Tüm otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı karayollarında geçiş ücreti ödemeden çıkış yapan araç sahiplerine, geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücretinin 10 katı tutarında uygulanan idari para cezası 4 katına indirilecek. Hüküm, Avrasya Tüneli’nden geçişleri de kapsayacak. İhlalli geçiş yapan yabancı plakalı araçların 15 gün içinde ülkeyi terk etmeleri halinde, 15 günlük ödeme süresi geçtikten sonra yapılacak çıkışlarda geçiş ücreti ile birlikte idari para cezası ve para cezaları tahsil edilebilecek.

Orman köylülerine toprak alım fırsatı
»Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun kapsamında, hak sahibi olup başvuru yapmayanların başvuru süresi, kendilerine yapılan tebligatta belirtilen süre içerisinde taşınmaz bedelini ödemeyenlerin ödeme süresi, taksitli satışlarda, sözleşmesinde belirtilen taksitlerden ikiden fazlasını vadesinde ödemeyenlerin ödeme süresi, 30 Kasım 2018 tarihine kadar uzatıldı.

»Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin 15 üyeden oluşan birlik yönetim kurulu 21 üyeye çıkarıldı.

Maliye Bakanı’ndan ‘akaryakıt’ açıklaması

Maliye Bakanı Naci Ağbal, akaryakıt üzerinden alınan özel tüketim vergisinde (ÖTV) eşel mobil sistemine geçildiğini ve bugünkü ÖTV tutarlarını tavan olarak belirlediklerini belirterek, “Yeni sistemle vergilerin aşağı inmesinde sınır olmayacak ama yukarı giderken bugün uygulanmakta olan vergi tutarları hiçbir şekilde aşılamayacak.” dedi.

Ağbal yaptığı açıklamada, Bakanlar Kurulunun Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan “Bazı Mallara Uygulanan Özel Tüketim Vergisi Tutarlarının Belirlenmesi Hakkında Karar”ına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Kararla akaryakıt üzerinden alınan ÖTV’de eşel mobil sistemine geçildiğine işaret eden Ağbal, “Yeni bir sistem. Bu sistemle petrol fiyatlarında ve kurda meydana gelebilecek değişimler karşısında vergi miktarları, değişimin yönüne bağlı olarak ters orantılı çalışacak. Herhangi bir şekilde uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurları yukarı giderse ve bu nedenle akaryakıta zam yapılması gerekirse bu miktar kadar vergi indirimi gerçekleştirilecek. Sistemde tersi de geçerli olacak. Petrol fiyatları ve döviz kurları aşağı doğru gelmeye başlarsa petrol fiyatları tekrar 70 dolarların altına, kur da şu anki seviyenin altına gelirse bu defa ÖTV tutarları tekrar yukarı yönlü değişime uğrayacak.” diye konuştu.

Ağbal, uygulamayla bugün itibarıyla geçerli ÖTV tutarlarını tavan olarak belirlediklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Eşel mobil ÖTV sisteminde vergilerin aşağı inmesinde sınır olmayacak ama yukarı giderken bugün uygulanmakta olan vergi tutarları hiçbir şekilde aşılamayacak. Benzinin litresi üzerinden 2 lira 37,65 kuruş, mazotta 1 lira 79,45 kuruş, LPG’de 1 lira 77,88 kuruş kilogram başına vergi alıyoruz. Bugün var olan maktu vergi tutarları aşılmamak ve bu rakamlar tavan olmak kaydıyla yeni bir koridor ürettik. Bu koridor dahilinde fiyatlardaki değişime bağlı olarak vergi tutarları da değişecek.”

Sebep petrol fiyatlarındaki artış
Bu düzenlemeye “neden gerek duyulduğunu” anlatan Ağbal, ham petrol fiyatları ve döviz kurunun, jeopolitik gelişmeler nedeniyle yukarı yönlü hareket ettiğini söyledi. Jeopolitik riskler azaldığında, petrol arzı arttığında uluslararası petrol fiyatlarının da tekrar aşağı yönlü gitmesini beklediklerini vurgulayan Ağbal, şöyle devam etti:

“Şu anda uluslararası petrol fiyatlarındaki trendler, bu stresi yansıtan konjonktürel ve geçici hareketler gibi duruyor. Kur hareketlerinde de Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte bu gelişmeden etkileniyor. Gelecek günlerde kur hareketlerinin tekrar aşağı yönlü bir gelişme kaydedeceğini de bekliyoruz. Önümüzde bir seçim süreci var. 24 Haziran seçimleri ülke için son derece önemli. Seçimlerde milletimizin teveccühü sayesinde yeni dönemde güçlü bir siyasi iktidarın oluşacağını ümit ediyoruz, bekliyoruz, piyasaların da beklentisi bu yönde. 24 Haziran’dan sonra ekonomi politikalarında gerekli adımları da atacağız. Bu çerçevede kurların da bu geçici ve normali yansıtmayan seviyelerden aşağı doğru geleceğini görüyoruz.”

‘Vergi indirimleri kendiliğinden oluşacak’
Petrol fiyatları ve uluslararası dolar fiyatlarındaki hızlı değişimler karşısında, bu değişimleri kompanse edecek bir sisteme ihtiyaç duyulduğunu anlatan Ağbal, akaryakıt fiyatlarının bu iki değişimden otomatik etkilendiğine dikkati çekti. Ağbal, bu gelişmeleri geçici gördükleri için oynaklıkları kompanse edecek eşel mobil ÖTV sistemini uygulamaya soktuklarını belirterek, “Önümüzdeki günlerde kısa vadede fiyatların yukarı gitmesi nedeniyle geçici olarak vergi indirimleri kendiliğinden oluşacak. Her şey normalleştikten sonra sistem tekrar olağan seyrine gelecek. ÖTV tutarları bugünkü belirlenmiş seviyelere tekrar geri dönmüş olacak.” dedi.

Ağbal, “böylece, vatandaşın, sanayicinin ve işletmelerin akaryakıt maliyetinin de yönetilmiş olacağını” bildirdi.

Eşel mobil sisteminin Bakanlar Kurulu kararıyla kalıcı olarak getirildiğini ifade eden Ağbal, “Petrol fiyatları ve kurlar aşağı inse bile vergi hiçbir şekilde bugünkü tutarı geçemeyecek. Tüketicinin lehine olan bir tavan sistemi geçerli. Taban da bulunmayacak. Belirli bir koridor dahilinde sistem işleyecek. Tüketiciyi korumak açısından bir tavan getirdik ki hiçbir şekilde bugünkü vergide bir artış olmasın. Sistem bugünkü seviyeye göre vergide artış meydana getirmeyecek, azalış olabilir ama artış olamaz” ifadesini kullandı.

Ağbal, bu düzenlemeyle Merkez Bankasının yürüttüğü para politikasına, maliye politikası kanalıyla güçlü bir destek verilmiş olacağına dikkati çekerek, “Akaryakıt fiyatlarındaki değişim enflasyonu doğrudan etkiliyor. Akaryakıt fiyatlarında artışların olmaması, Merkez Bankasının enflasyonla ilgili öngörülerini güçlendirecek, enflasyon beklentilerini olumlu yönde etkileyecek” dedi.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno