PlayStation 5’i bekleyenlere kötü haber

Sony’nin Amerika CEO’su Shawn Layden, E3 2018 kapsamında tanıtılması beklenen PS5’in bu yıl çıkmayacağını paylaştı.

Japonya merkezli teknoloji devi Sony’nin, Playstation 4 Pro’nun çıkışıyla rötar yapan PlayStation 5 için çalışmalara başladığı bir süredir dile getiriliyordu.

PS5’in bu yıl düzenlenecek olan E3 2018 etkinliğinde tanıtılması bekleniyordu. Fakat Sony’nin CEO’su Shawn Layden PlayStaion’ın 5’inci sürümü için Oyunseverleri yakından ilgilendiren bir açıklamada bulundu.

Layden, E3 2018’in PS5 için doğru bir yer olmadığını, konsolun bu yıl tanıtılmayacağını ve bu yılın oyun odaklı olacağını dile getirdi.

PS5’te 4K (en az 3840 x 2160) çözünürlükteki oyunlara destek olacak PlayStation VR entegrasyonu bulunuyor.

PS5, piyasadaki en büyük rakibi Xbox One gibi televizyon ve akış gibi fonksiyonlara sahip hepsi bir arada konsolla karşımıza çıkabilir.

Sony hala PlayStation 5 için bir tarih vermedi. Ancak şirkete yakın kaynaklara göre, Sony, 2020’de yeni PS konsolunu görücüye çıkarabilir.

Cihazın ABD fiyatının ise 499 dolar olması bekleniyor.

Böhmermann’ın Erdoğan şiirinin yasaklanması talebi reddedildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman komedyen Böhmermann’ın şiirine karşı açtığı temyiz davası sonuçlandı. Mahkeme, şiirin tamamen yasaklanması yönündeki talebi reddetti. Ancak şiir hakkındaki kısmi yasak da kaldırılmadı.

Alman komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılındaki televizyon programında okuduğu şiire karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan temyiz davası sonuçlandı.

Hamburg Eyalet Mahkemesi Şubat 2017’deki kararında, Erdoğan’la ilgili şiirin “hakaret içerikli ve onur kırıcı” olduğuna hükmettiği bazı bölümlerini yasaklamıştı. Karara hem Böhmermann hem de Erdoğan’ın avukatları itiraz etmişti.

Yapılan itirazları sonuca bağlayan Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi Salı günkü kararında, Erdoğan’ın avukatlarının, şiirin tamamının yasaklanması yönündeki talebini reddetti. Mahkeme, şiirle ilgili kısmi yasağın kaldırılmasını isteyen Böhmermann’ın avukatlarının talebine de olumsuz yanıt verdi.

Erdoğan bu eleştirilere katlanmak zorunda

Kararı açıklayan hâkim Andreas Buske, “Hiciv sanat olabilir, ancak olmak zorunda da değil” ifadesini kullandı ve “Sanat olmayan hiciv ise ifade özgürlüğü kapsamına girer” dedi. Söz konusu şiirin, anayasanın sanat tanımına uyup uymadığı konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen hâkim, Erdoğan hükümetine yönelik eleştirinin, hatta ağır eleştirinin kabul edilebilir olduğunu ve Erdoğan’ın bu eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu belirtti. Alt mahkeme de Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı kimliği ve muhaliflerine yönelik politikaları nedeniyle, diğer bölümlere tahammül etmek zorunda olduğuna hükmetmişti.

“Gerçek bir bağlantı yok”

Şiirin bazı bölümlerinin tekrarlanmaması yönündeki yasağın sürdüğüne dair üst mahkeme kararında, bu bölümlerin cinsel içerikli, küçük düşürücü ifadeler barındırdığı ve bu ifadeler ile davacı arasında gerçek bir bağlantı olmadığı kaydedildi.

Almanya ile Türkiye arasında krize neden olan şiir

Böhmermann’ın 31 Mart 2016 tarihinde Alman televizyon kanalı ZDF’deki Neo Magazin Royale programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili okuduğu şiir sonrasında Erdoğan’ın avukatları komedyen hakkında dava açmıştı. Avukatlar şiiri “içerikten yoksun” ve “insan onurunu aşağılayıcı” bir karalama olarak nitelendirirken, Böhmermann şiiriyle Almanya’da izin verilen hiciv ile yasaklı hakaret arasındaki farkı göstermek istediğini söylemiş, konu Almanya ile Türkiye arasında diplomatik gerginliğe yol açmıştı. DW Türkçe

Eurovision’da Çin krizi

Avrupa Yayın Birliği (EBU), Çin’in en çok izlenen televizyon kanallarından Mango TV’nin, Eurovision’da LGBTİ sembollerini sansürlediği gerekçesiyle yayın hakkını iptal etti.

Mango TV, Salı günü düzenlenen Eurovision yarı finalinde LGBTİ sembolü olan gökkuşağı bayrağını ve dövmeli sanatçıları buzlayarak sansürledi.

Çin televizyonu ayrıca eşcinsel aşkı konu edinen İrlanda’nın performansıyla, dövmeli sanatçılarla katılan Arnavutluk’un performansını yayınlamama kararı almıştı.

BBC Türkçe’nin haberine göre Çin kısa bir süre önce dövmeli sanatçıların televizyona çıkmasını yasaklayan bir düzenleme getirmişti.

Mango TV’nin Eurovision yayın hakkını iptal eden Avrupa Yayın Birliği, sansür uygulamanın ‘farklılıkları kapsayan değerlerine aykırı’ olduğunu söyledi.

Birlik’ten yapılan açıklamada, “Yayıncı kuruluşla ortaklığımızı üzülerek derhal sona erdiriyoruz. İkinci Yarı Finali ve Büyük Finali yayınlamalarına izin verilmeyecek” dendi.

Çin televizyonunun uyguladığı sansür sosyal medyanın da tepkisini çekti.

Ümit Özat gazeteciyi tehdit etti; hakkında suç duyurusu

Gençlerbirliği teknik direktörü Ümit Özat’ın takımın bir manada küme düşmesi garantilendikten sonra Klasspor Genel Yayın Yönetmeni Bülent Atlas’ı hedef alan açıklamaları ve daha önce söyledikleri sözler üzerine Cumhuriyet Savcılığına koruma talepli suç duyurusunda bulundu.

Özellikle son günlerde yoğunlaşan tehditler üzerine avukatı aracılığı ile suç duyurusunda bulunan Bülent Atlas “Yaklaşık 1 senedir Gençlerbirliği Teknik Direktörü Ümit Özat ve takımın durumu hakkında görüşlerimi Klasspor’da paylaştım. Tamamen gazetecilik sınırları içerisinde yaptığım bu eleştirilere düzenlenen basın toplantılarında hakaret ve tehdit içeren cevaplar aldım. Arkadaşı olduğunu belirten kişilerden tehdit içeren mesajlar gönderdi. Katıldığı televizyon programında ‘Gazeteci dövülmez diye kanun mu var?” diyen Ümit Özat, Sivasspor maçı sonrası düzenlenen basın toplantısında da attığım bir twiti örnek göstererek “Bu mesajdan dolayı normalde adam vurulur” demişti. Evimin, iş yerimin tespit edildiği, gezdiğim yerlerin hepsinin sürekli listelendiği arkadaşlarım tarafından bana iletilmiş, takip edildiğim söylenmiş, gecenin geç saatlerinde zilimin kim olduğunu bilmediğim kişiler tarafından çalındığını sosyal medya hesaplarımdan duyurmuştum. Gençlerbirliği’nin küme düşmesinin bir manada kesinleşmesi ardından 2 günde sayısız “Kendine dikkat et” mesajı almaktayım. Can güvenliğim konusunda duyduğum endişeden dolayı konuyu koruma talepli olarak Cumhuriyet Başsavcılığına ilettim. Gençlerbirliği’nde yaşananları yazmamı engellemek için yapılan bu girişimlere rağmen yazmaya devam edileceğinin bilinmesini isterim” dedi.

Ayşen Gruda, televizyon dizisinde rol alacak

Yapımcılığını MED Yapım’ın üstlendiği, senaryosunu Banu Kiremitçi Bozkurt, Ebru Hocaoğlu ve Verda Pars’ın kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda ise Serdar Gözelekli’nin oturduğu ‘Bizim Hikaye‘ dizisine yeni bir isim katılıyor.

Türk sinemasının efsaneleşmiş ismi Ayşen Gruda, 3 Mayıs Perşembe akşamı FOX’ta yayınlanacak 32. bölümden itibaren dizide ‘Yedi Bela Aysel’ karakteriyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Gruda dizide, herkesin çekindiği bir karakteri canlandıracak.

RSF, son 10 yılda gazetecilere yönelik saldırıları derledi

Afganistan’ın başkenti Kabil’de 30 Nisan’da gerçekleştirilen çifte intihar saldırısı, işleri rahatsızlığa neden olduğu için medya kuruluşları ve gazetecilere yapılan birçok kanlı saldırının sonuncusu. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) son 10 yılda medya mensuplarına karşı yapılan en kanlı saldırıları derledi.

Kabil’de art arda gerçekleşen iki bombalı saldırı 9 gazetecinin hayatını kaybetmesine neden oldu. En az 9 gazetecinin hayatını kaybettiği, birçok gazetecinin yaralandığı saldırı, 2001 yılında Taliban rejiminin düşüşünden beri yaşanan en kanlı medya saldırısı. IŞİD’in düzenlediği iddia edilen iki patlama, yarım saat arayla Afganistan’ın en büyük istihbarat ajansının merkezinin yakınlarında meydana geldi. İkinci patlama, birinci patlamayı görüntülemeye gelen muhabirlerı hedef aldı. Bu ikili saldırılar militan gruplar tarafından gerçekleştiriliyor.

21 Mart 2018’de Ekvador gazetesi El Comercio’nun iki muhabiri Javier Ortega ve Paul Rivas ile şoförleri Efrain Segarra Ekvador Kolombia sınırı yakınlarında kaçırıldı. Gazeteciler bölgeye hükümet güçleriyle silahlı grupların arasındaki çatışmayı görüntülemek için gitmişlerdi. Kaçırılan 3 kişinin ölü bedenlerinin fotoğrafları 12 Nisan günü internette yayımlandı ve bu haber Başkan Lenin Moreno tarafından doğrulandı.

Afganistan’da İntihar saldırısında 7 Tolo News çalışanı hayatını kaybetti. 20 Ocak 2016’da Televizyon teknikerlerini Kabil’deki evlerine götüren araca şehir merkezinde bomba yüklü bir araçla saldırıldı. Taliban’ın yaptığı iddia edilen saldırıda üçü kadın yedi çalışan hayatını kaybetti. Saldırıdan önce Tolo ve başka bir Afgan televizyon kanalı olan TV1, Taliban tarafından “askeri hedef” olarak duyurulmuştu.

Charlie Hebdo genel merkezinin toplantı salonuna giren iki silahlı saldırgan, sekizi gazeteci olmak üzere on iki kişinin ölümüne neden oldu. Charlie Hebdo 2006 yılında Hz. Muhammed’in bulunduğu bir karikatür yayımladıktan sonra tehdit edilmeye başlanmıştı ve bu nedenle polis koruması altındaydı. Gazetenin ofisi 2011 yılında yakılmaya çalışılmıştı.
Pakistan’ın Belucisyan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Ketta’da art arda gerçekleşen 2 bombalı saldırıda 80 kişi hayatını kaybetmişti. İlk bomba can kaybına neden olsa da bölgeye polisi ve gazetecileri çekmek için tuzak olarak patlatılmıştı. İkinci saldırıda 3 gazeteci hayatını kaybederken 3 gazeteci de yaralandı.

Dubai merkezli uydu kanalı Al-Arabiya’nın Bağdat bürosuna bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda kanalın 4 çalışanı hayatını kaybetti. 2003’te açılan ofis daha önce de terörist saldırıların hedefi olmuştu. 2008 yılında büronun yöneticilerinden Jawad Hattab, arabasının altına yerleştirilen bombadan son anda kurtulmuştu. 2006 yılında büroyu hedef alan bombalı araçlı saldırıda 7 kişi ölmüş 20 kişi ise yaralanmıştı. Maguindanao bölgesi yöneticisi tarafından yönetilen özel milis kuvvetler, otuz ikisi gazeteci olmak üzere elli yedi kişinin ölümüne neden oldu. Nijerya’nın başkenti Abuja’da bulunan gazete ThisDay’e bomba yüklü bir araçla gelen saldırgan 4 kişinin hayatını kaybetmesine ve onlarca insanın yaralanmasına neden oldu.

Demirören etkisi: CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Aktaş ile

Doğan Medya Grubu’nun Demirören Yayın Grubu’a satılmasının ardından, gruptan bir ayrılık daha gerçekleşti.

Medya Tava’nın haberine göre, CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş ile yollar ayrıldı. Aktaş, bu göreve 8 Aralık 2015 tarihinde getirilmişti.

Erdoğan Aktaş kimdir?

Aktaş, İstanbul’da 1967 yılında doğdu. İlk, orta ve liseyi İstanbul’da okudu. Liseyi bitirir bitirmez çocukluk hayali olan gazeteciliğin peşinden koşmaya başladı. 1984 yılında Güneş Gazetesi’ne girerek muhabirliğe başladı. Aynı dönemde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde de üniversite eğitimine başladı. Önce Güneş Gazetesi’nden kovuldu. Yılmadı, çocukluk hayalinin peşinden devam etti. Çeşitli gazetelerde çalışmaya, bazılarından da atılmayı sürdürdü. Sırasıyla Gazete Gazetesi, Hürriyet, Sabah ve Milliyet’de polis muhabiri olarak çalıştı.

1992 yılında Gülbin Aktaş ile evlendi. Bir yıl sonra Star TV’de televizyon haberciliğine başladı. Muhabir olarak sırasıyla Star TV, Show TV ve NTV’de görev aldı.1999-2005 yılları arasında NTV’de Yakın Plan isimle programı hazırlayıp sundu. Bu arada Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli bölgelerinde gazeteci olarak gelişmeleri takip etti.

Televizyonculuğa adım attığı Star TV’ye 2005 yılı Mart ayında Genel Yayın Yönetmeni olarak geri döndü. Bu arada “Aşık Olan Terkeder” isimli ilk romanı yayınlandı. Star TV’deki görevini sürdürürken, aynı zamanda Posta Gazetesi’nde günlük köşe yazıları yazdı. 2008 yılında ise Haber Türk TV Genel Yayın Yönetmenliği görevini aldı. 2009 yılı Ağustos ayı itibariyle ATV Haber Genel Yayın Yönetmenliği üstlendi.

atv Haber Genel Yayın Yönetmenliği görevi sürerken, Turkuvaz Holding bünyesinde yer alan A Haber Kanalı’nın kurup genel müdürlük görevini yürüttü. Bu arada yine A Haber kanalında “Memleket Meselesi” ve “90’a” programlarını hazırlayıp sundu.

Yayıncılık için deri değiştirme vakti

Coşkun Aral’ı pek çoğunuz tanıyorsunuz. Dünya çapında gazeteciliği, objektif ve korkusuz yaklaşımı ile hepimizin örnek aldığı, gerektiğinde danıştığı çok özel bir insan. Benim bu mesleğe ilk girdiğim yıllarda Savaş Ay ile birlikte yanında çalıştığım, en önemli isim. Henüz 18 yaşında onun yanında olmak, bu işi onlardan öğrenmek paha biçilemeyecek bir şans. Her ne kadar sürekli birlikte çalışmasak da hiç bir zaman bağlantımızı kopartmadık.

Son zamanlarda Coşkun abinin başının etini yemeğe başladım. YouTube’da içerik üretmesini istediğim en önemli gazetecilerin başında o geliyordu. Sebebi çok basit! Coşkun Aral’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki! Onun yaşam, iş tecrübelerini YouTube gibi bir platformda anlatıyor olması dijital dünya için çok büyük bir şans olacaktır. Yaklaşık 50 yıllık meslek hayatı gençler için ilham verdiği gibi yetişkinler de durup düşünmelerini sağlayacak. Otuz yıl önce yaptığı bir haber, bir isyan ve sonrasında olan gelişmelerin günümüze yansımalarını anlattığı zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Durup düşünmekten kastım bu işte…

Çok yakında çekimlerine başlıyoruz. Kanal hayata çok kısa bir sürede geçecek. Tabii çok büyük konuşmayalım bir aksilik olur vs. Abartmamak lazım.

Dijital yayıncılık konusunda uzun süredir, üreten, ürettiren biri olarak bu kanalın geliyor olması gerçekten dönüm noktası olacak diye düşünüyorum. YouTube’un artık sadece gençlerin eğlence kaynağı değil, yetişkinlerin de zaman geçirdiği, tercih sebebi olmasını sağlayacak. Cüneyt Özdemir de bence sonunda en doğrusunu yaptı ve kendi içeriklerini kendi kanalında yayınlamaya başladı. Üstelik TV’de sunar gibi değil YouTube’da izlensin diye üreterek. Bunlar çok önemli adımlar.

2018 itibarıyle markalar, içerik üreticileri ve en önemlisi tüketiciler gerçek dijital deneyime geçiyor diyebiliriz. David Letterman’ın Netflix için çok özel ve harika bir şov hazırlaması da aslında 2018’de nasıl bir yıl olacağını gösteriyor.

Şimdi burada oturup düşünmesi gereken, belki bunalıma girecek ‘geçiş dönemi’ YouTuber’ları olduğunu düşünüyorum. Son bir yıldır zaten büyük daralma yaşadıklarını daha önce yazmıştım. Şimdi bu deri değiştirme işi neticelenmek üzere olduğuna göre kimse bu gemiyi kaçırmak istemeyecektir diye düşünüyorum. Eğer doğru adımları atmazlarsa zaten var olmak için çok fazla şansları olduğunu da düşünmüyorum.

TV’ler bitecek dediğim zaman pek çok kişi saçmaladığımı iddia etmişti. Evet o zaman da söylediğim mevcut yapısıyla konvansiyonel yayıncılık bitecek demiştim. Televizyon cihaz olarak var olmaya elbette devam edecek. İşte yeni yapı şekillenmeyi tamamlamak üzere. Daha var… Yarın olacak demiyorum zaten ama iş yoluna girdi…

Yayıncılık alanında bir önemli sorun daha var. Bu da klasik TV insanlarının kapağı dijitale atma çabaları. Yanlış projelerle yanlış girişler yaptıkları için sürekli kredi tüketenler olduğunu hepimiz görüyoruz. Zaten TV’de de süper başarı göstermemiş olmaları, YouTube’u küçük görerek kendilerince hızlı giriş yapmaları ve tüketicileri tarafından anında dışlanmaları, başarısız olmaları çok sık gördüğümüz bir durum.

Sonuç olarak bence işler dijital dünyada yolunda. Herkes hak ettiği yere gelecek. Eski YouTuber’lar tecrübe ve avantajlarını sürdürürlerse güçlenerek ilerlemeye devam edecek. Edemeyenler gidecek, yeniler doğru kurgu yapıp, sindirerek kabullenenler kendilerine yer açacak, Coşkun Aral gibi babalar da bu dünyaya gerçek anlamda renk ve kalite katmaya devam edecekler….

Van’da ilk kez kısa film festivali yapılacak

Van’ın İpekyolu Belediyesi tarafından 3-5 Mayıs tarihleri arasında kentte ilk kez ‘Kısa Film Festivali’ düzenlenecek. Kurmaca, belgesel, deneysel, animasyon, engelsiz yaşam ve Van temalı filmler kategorilerinde 13 ödülün verileceği festivale 424 başvuru yapıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tarafından desteklenen ‘Kısa Film Festivali’ lansman toplantısı belediye binasında düzenlendi. Toplantıya İpekyolu Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili aynı zamanda Festival Başkanı Cemil Öztürk, Festival Yönetmeni Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Nergiz Karadaş, Festival Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Afıf Ataman ve Festival Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Zekeriya Çelik katıldı.

İpekyolu Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Cemil Öztürk, Van’ın daha önce terörle, olumsuzluklarla gündeme geldiğini bu imajı değiştirmek için böyle etkinlikler yapılması gerektiğini söyledi. Öztürk, “Tarihe karşı sorumluluk bilinci ile birçok medeniyete beşiklik etmiş, tarihi, kültürü ve sanatı kendinde barındırmış bu şehri ve doğal güzellikleri tüm dünyaya gösterebilmek kısa film festivalini yapmaya kara verdik. Amacımız Van’ın tüm güzelliklerini sadece Vanlılara değil tüm Türkiye’ye ve dünyaya gösterebilmektir. Bunun yanında bir diğer amacımız da sanatsal anlamında ilimizde sanatı, sinemaseverleri kısa film festivali ile buluşturmak ve sanata dair, sinemaya dair Van’ımızdan katkı sunmaktır. Artık Van, hem ülke hem de dünya gündeminde güzelliklerle, olumlu haberlerle, festivallerle, şenliklerle ve örnek projelerle anılan bir şehir haline gelmiştir. Kısa Film Festivali’ne 424 filmin başvuruda bulundu. Bunun yanında 70’ten fazla kişi Van temalı kısa film atölyesi kapsamında başvuru yaptı. Bu sayı çok güzel bir sayı. Festivalin ikincisi, üçüncüsü düzenlendiği zaman bu sayı daha da artacak ve bu festival ulusal değil, uluslararası film festivali olarak devam edecek” dedi.

Festival Yönetmeni Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Nergiz Karadaş da Van’ın ünlü yönetmenler ve senaristler tarafından keşfedilmediğini bu tür festivaller sayesinde Van’ın ileriki dönemlerde beyaz perde de çokça yer bulacağını söyledi. Yönetmen Karadaş, “Van’ın güzelliği halen çok fazla filmde yer almış değil. Van maalesef halen çok fazla filmlere konu olmamış, filmlerin kimliği öznesi olamamış. Ama ben inanıyorum ki 50’ye yakın yönetmenin, hatta jurimizde yer alan ünlü yönetmenlerin de buraya gelmesiyle Van çok daha farklı bir kimlikte, beyaz perde de yer bulacak diye düşünüyorum. Ulusal basın festivalimizi ilk günden bu yana ciddi şekilde takip ediyor. Sevindirici olan bir diğer tarafı da yıllardır yapılan birçok festivalden daha çok başvuru aldık. Bunda jurimizin etkisi var. Sürece ilişkin şeffaf durmamızın etkisi var. Van hala belli bir kesim için gelinmesi korkulan bir yerken, bizim jurimizde gönüllü olarak gelen çok ünlü oyuncular var. Bir çoğu festival süresince burada olacak. Bir kısmı da ödül töreninde Van’da bulunacak” diye konuştu.

Festival Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Afıf Ataman ise ilki yapılan kısa film festivaline tahmin edilenden daha fazla başvurunun olduğunu ifade ederek, “Van’da daha önce film festivali yapıldı ama ilk kez kısa film festivali yapıyor. Bu festivalde sinema ile daha önce profesyonel olarak ilgilenmeyen sinemaseverlerin Van temalı filmler atölyesi düzenledik. Buraya başvuranlar değişik sosyal sınıflardan, mesleklerden insanlardı. Lise öğrencisinden belediye işçisine, doktordan hemşireye sinemayı seven ve gönül veren insanlardı. Bu sene pek çok kısa metrajlı film festivali var. Bizim festivalimize bu festivale yapılan başvurulardan daha çok başvuru yapıldı. Ulusal bazda toplam 424 film festivalimize başvurdu. 424 film’in 249’u kurmaca dalında, 110’nu belgesel dalında, 36’sı deneysel ve 29 animasyon filmi yarışmaya başvurdu. Bunları ön jüriler izlediler. Her dal için ayrı bir ön jürimiz var. Bu süreç sonunda toplam 39 yarışma ve 14 gösterim filmi belirlendi. 39 yarışma ve 14 gösterim, 7 de Van temalı film festival süresince 3-5 Mayıs tarihlerinde ücretsiz olarak gösterimde olacak. Sinema ile alakalı 70’i aşkın kişi Van’a gelecek. Van’da sinema mevsimi yaşanacak.

Festival Başkan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Zekeriya Çelik festivalde özel ödüllerin verileceğin söyledi. Dr. Çelik, “7 dalda ödül vereceğiz. Bu 7 dalın 4 dalı sinemanın teknik dalları kurmaca, belgesel, animasyon ve deneysel daldaki ödüller olacak. Engelsiz Yaşam Özel ödülümüz, Van temalı ödülümüz ve Münir Özkul onur ödülü olarak da 3 özel ödülümüz olacak. Gala gecemizde 13 farklı dalda 7 ödül vereceğiz.”

İktidarın sopasına dönen RTÜK’ün başkanı TRT’deki eşitsizliği

BirGün ANKARA

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Prof. Dr. İlhan Yerlikaya, seçimlerle ilgili medyaya sorumluluklar düştüğünü, basının objektif bir şekilde olanları aktarması gerektiğini söyledi. Başında bulunduğu RTÜK’ün “iktidarın sopası”na dönüştüğünü unutan Yerlikaya, “Çünkü halkın bilgi edinme, liderlerin ne söylediğini bilme ve ona göre de karar verme hakkı var. Türkiye’de Allah’a şükür medyamız çoğulcu bir yapıda. Avrupa’da bile bu kadar çoğulcu yapı yok. Ülkemizde bin 700 tane yayın yapan radyo, televizyon var. Bunlar değişik mecralarda yayın yapmakta.. Yani çok az oy oranı olan partinin bile neredeyse kendisini anlatabileceği organlar var. Dolayısıyla liderler kendisini çok rahat ifade edebilecekler” iddiasında bulundu.

Yerlikaya’nın, medyanın “objetif” bir şekilde olanları aktarması gerektiğini savunması, 16 Nisan Referandumu başta olmak üzere bugüne kadar AKP döneminde yapılan seçimlerdeki eşitsizlikleri hatırlattı.

Evet’e 28 saat, Hayır’a 1.5 saat
16 Nisan 2017 yılında gerçekleşen Anayasa Referandumu’nda eşit propaganda zorunluluğuna karşı devletin yayın organı TRT, ‘Evet’ için 28 saat, ‘Hayır’ içinse sadece 1.5 saat ayırdı. Devlet televizyonunun bu yanlı yayın politikası RTÜK tarafından hazırlanan raporda da yer aldı.

RTÜK uzmanları tarafından TRT Haber’in 2 Mart -15 Mart 2017 tarihleri arası haber bültenleri, miting, canlı yayın, açılış, toplantı ve röportajlarla, “söz programı” olarak isimlendirilen tartışma ve görüş açıklama programları incelenerek hazırlanan raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

Miting, canlı yayın, açılış töreni, toplantı ve röportajlarda ise 13 saat 30 dakika ile ‘Evet’, 1 saat 30 dakika ile de ‘Hayır’ haberlerine yer verildi. Buna karşın da uzmanlar, “Evet görüşünü temsil eden siyasi parti temsilcilerine daha fazla yer verilmekle birlikte ‘Hayır’ görüşünü temsil eden siyasi parti temsilcilerine de muhtelif sürelerde yer verildiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla seçim süreci açısından iki farklı görüş arasında asgari fırsat eşitliği sağlandığı değerlendirilmiştir” dedi.

İncelemelerde, haber bültenlerinde AKP, MHP ve ‘Evet’ haberlerine toplamda 35 dakika 19 saniye, CHP ve ‘Hayır’ haberlerine 9 dakika 30 saniye süreyle yer verildiği tespit edildi..

CHP ve HDP’ye “Sıfır”
Uzmanlar, söz programlarında AKP, MHP ve ‘Evet’e 2 saat 1 dakika, CHP ile HDP’ye ise hiç yer verilmediğini belirledi. Uzmanlar, bu programlarla ilgili “TRT Haber’in, ‘Tarafsızlık, gerçeklik, doğruluk ilkelerine uygun davranmakla yükümlü radyo ve televizyon kuruluşları ile yazılı, sözlü ve görsel basının, tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamayacaklarına, bu kuruluşların yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde adaylar arasında fırsat eşitliği sağlamak zorunda olduklarına’ ilişkin hükmünü ihlal ettiği değerlendirilmiştir” görüşünü dile getirdi.

Erdoğan’a 12 saat 32 dakika
Cumhurbaşkanı Erdoğan da canlı yayın ve mitinglerle 12 saat 32 dakika TRT ekranlarında göründü. Buna karşın ise CHP dahil muhalefet partilerinin liderlerine ayrılan süre oldukça sınırlı kaldı.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno