İzmir’de tatlıcılardan 4 günlük eylem: Bugün fıstık yok, boykot

İzmir Ticaret Odası (İZTO) 10’uncu Pasta ve Şekerleme Meslek Komitesi Meclis üyeleri, 17- 20 Mayıs günlerinde fıstıklı baklava üretmeyerek, fıstık fiyatlarını protesto etme kararı aldı. İZTO Meclis üyesi Veysel Murat ile birlikte basın açıklaması yapan İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, 2017 yılı başlarında 60 lira olan fıstık fiyatlarının bugün karaborsa yüzünden 220 liraya kadar yükseldiğini söyledi. Bu artışa karşın baklava sektöründe, tüketici düşünülerek, ürünlere zam yapılmadığını aktaran Özgener, “Ürün olduğu halde birkaç stokçunun fıstıkları stoklayarak piyasaya sunması serbest piyasa koşullarına uygun değil. Bu durumdan vatandaşlarla birlikte herkes büyük zarar görüyor. Buna seyirci kalamayız. Böylesine haksız bir kazanca karşı sektör olarak mücadele başlatacağız” dedi.

‘İTHALATIN ÖNÜ AÇILACAK’

İTO üyelerinin 17- 20 Mayıs günlerinde fıstıklı baklava üretmeyip, fıstık fiyatlarını protesto kararı aldığını kaydeden Özgener, daha sonra gelişmelere göre yeni değerlendirme yapacaklarını belirterek, şöyle konuştu:

“Fiyatlar yükselmeye devam eder ve buna karşın herhangi bir önlem alınmazsa sektör üretim, istihdam ve ihracat kayıplarıyla karşılaşabilir. Stokçuluk yaparak yüksek fiyatlarla satış yapan firmaların ilgili bakanlıklar tarafından denetlenmesi gerekir. Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’den fiyatlar makul seviyeye inene kadar destek sözü aldık. Aksi taktirde ithalatın önünü açacak düzenlemeler yapılacak. Biz ithalatın açılması taraftarı değiliz. Fiyatların yükselmesini istemiyoruz. Süreçte bir düzeltme olmazsa girişimlerimiz devam edecek.”

‘FİYATLARDA SUNİ ARTIŞ’

Gaziantep’in mutfağı ile ünü tescil edilmiş ve sofraların incisi olan fıstıklı baklavanın karanlık tablonun içine düştüğünü kaydeden İZTO Meclis üyesi Veysel Murat ise 1,5 yıl içinde fıstık fiyatlarının yüzde 250 yani 3,5 kat arttığını söyledi. Bu durumun hiçbir gerçekçi sebeple izah edilemeyeceğini savunan Murat, “Tatlı sektörü hem yarattığı istihdamla hem de kullandığı ham maddeler ve diğer yardımcı maddeler ile ülke ve bölge ekonomimize önemli katkılar sağlamaktadır. Baklava sektörümüzün en önemli ham maddelerinin başında gelen fıstıktaki aşırı ve suni fiyat artışları, baklava sektörünü tehdit eder duruma gelmiş ve biz baklava üreticilerini fıstıklı baklava üretimini durdurma kararını almaya zorlamıştır” diye konuştu.

Karaborsacı 5-10 fıstık tüccarı eliyle sektörün büyük tehdit altına girdiğini ileri süren Murat, şöyle devam etti:

“İçinde bulunduğumuz bu yıl fıstık mahsulünün bol olduğu bir yıl olarak gerçekleşecektir. Ancak ürün satıcıları piyasa oluşturmak adına kendi aralarında alışveriş yaparak, fiyatları suni olarak artırma gayreti içerisine girmişlerdir. Maalesef ki bu rakamlardan fıstık üreticileri değil vurguncular kazanç sağlamaktadır. Biz İzmirli tatlıcılar olarak fıstık fiyatlarındaki bu anlamsız artışı, ürünlerimize yansıtarak müşterilerimiz karşısında zor durumda kalmaktansa fıstıklı baklava üretimini durdurma kararı almış bulunmaktayız. Bu kararımız 17- 20 Mayıs arasında 400 satış noktasında uygulanacak ve istisnasız olarak fıstıklı baklava satılmayacaktır. Fiyatlar, yeni mahsul çıkana kadar 120 TL’lik makul seviyeye çekilmesinden, yeni mahsulle birlikte 70- 80 TL aralığına inmesi beklenmektedir. Fiyatalar beklentimizi karşılayana kadar boykotumuz devam edecektir. Fıstıkçılar ‘Fiyatlar fora’ diyorsa İzmirli tatlıcılar da üretime mola diyor.”

İZTO Meclis üyesi Murat, bu süreçte fıstık yerine cevizli baklava üretimine devam edeceklerini belirterek, bu hareketin dalga dalga tüm şehirlerde başlayabileceğini dile getirdi.

(DHA)

Yarkadaş: CAL’da birçok öğrenci zehirlendi, skandalın üstü

Adı ”okul müdürünün düzenlediği köfte ve sucuk partileri”yle gündemden düşmeyen Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde bu kez de zehirlenme skandalı yaşandı. Skandalı TBMM’ye taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, öğrencilerin okulda içtikleri sudan zehirlendiğini belirterek, konunun araştırılmasını istedi.

Yarkadaş şöyle konuştu:

“Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde birkaç gün önce sular kesiliyor. Okul yönetimi bunun üzerine, dışarıdan su getirtiyor. Bu sudan içen öğrencilerin bir kısmı kaldıkları pansiyonda, bir kısmı ise evlerinde rahatsızlanıyor. Okul Aile Birliği’ne giden çok sayıda şikayet sonrası durum Müdür Necati Yener’e aktarılıyor. Yener ise sorun çözmek yerine aileleri ‘provokasyon yapmak’la suçluyor. Böylece sorumsuzluğunu gizlemeye çalışıyor. Öğrenciler ise bu sırada yüksek ateşten dolayı kusma ve halsizlik yüzünden yataktan kalkamıyor.”

“PARTİZANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA…”

Okul Müdürü Necati Yener’in, sırtını AKP’li İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve bakanlık bürokratlarına yasladığı için kendisini dokunulmaz gördüğünü belirten Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Partizanlık, liyakatsızlık ve sorumsuzluk öğrencilerin canına mal olacak. Aynı müdür, daha önce de nereden alındığı belli olmayan sucukları öğrencilere yedirmeye çalışmıştı. Neyse ki; hiçbir öğrenci getirilen sucukları yemedi de zehirlenmekten kurtuldu… Ancak öğrenciler bir dahaki sefere, bu kadar şanslı olmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat dayanışmasını bırakmalı ve okul müdürünü derhal görevden almalıdır. Müdürün görevden el çektirilmesi için öğrencilerin başına daha büyük bir felaket gelmesi mi bekleniyor!”

“AİLELER BASKI ALTINDA”

Çocuklarına “gıda zehirlenmesi” teşhisi konulan çok sayıda anne ve babanın kendisini aradığını belirten Yarkadaş, “Aileler kamuoyunda seslerini duyuramıyor. Çünkü müdür aileleri arayıp adeta tehdit ediyor. Adeta bir ‘Ali kıran baş kesen’ tavrı var. Öğrencilerin ve ailelerin bu zulümden bir an önce kurtarılması gerekiyor” dedi. Yarkadaş, İstanbul Tabip Odası’nı da okulda sağlık taraması yapmaya davet etti.

“HESAPLAR DA İNCELENSİN…”

Okulun tüm hesaplarının da incelenmesi gerektiğini belirten Yarkadaş, “Okulun gelir ve giderlerinin düzgün ve yasalara uygun tutulmadığı da beliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müdürden neden çekiniyor? Müfettişlerin tüm raporları sümen altı ediliyor. Bakan İsmet Yılmaz bu müdürden neden korkuyor?” diye sordu. Yarkadaş, konunun tüm boyutlarını araştırma önergesi olarak meclise taşıdığını da dile getirdi. CHP’li vekil, okul müdürünün öğrencilere kötü davrandığını da yineledi.

Filiz’in arkadaşlarından dayanışma çağrısı

İki yıl önce, büyük bir azimle ve yüksek motivasyonuyla kanseri yenen Filiz (Gürcan) Arabacı’yı kanser şimdi de beynindeki urla tehdit ediyor.

9 gün sonra ameliyat olması gereken Filiz’in ameliyat ücreti için arkadaşları bir dayanışma kampanyası başlatıldı. ‘Filiz’in arkadaşları’ başlattıkları kampanyayla Filiz’in ameliyat ücreti için destek bekliyor.

filiz-in-arkadaslarindan-dayanisma-cagrisi-460965-1.

Posted by in Genel

Tags:

Permalink Leave a comment

Efsaneleşen fotoğrafı çeken gazeteci o anları anlattı

Ağır silahlarla saldıran İsrailli askerlere karşı sapanını salladığı fotoğraflarla hafızalara kazınan 29 yaşındaki Fadi Ebu Salah, 2008 yılında İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında iki bacağını kaybetti. Buna rağmen hayata sarılan ve çevresine moral kaynağı olup güç veren Fadi Ebu Salah, her gün eşi ve 4 çocuğuyla motosikletine atlayıp, Han Yunus kentinin doğusundaki İsrail sınırına gitti. Burada eylemciler için kurulan çadırları ziyaret edip, Filistin’in haklı davasını yılmadan anlattı.

FİLİSTİN MÜCADELESİNE SİMGE OLDU

O kareyi çeken ve Salah’la tanıştığını söyleyen Reuters foto muhabiri İbrahim Ebu Mustafa, bu acıklı portreyi şu sözlerle anlattı: “Bu sabah bir tanıdığıma selam verdim, günün sonunda adamın cenazesindeydim.”

BM: İKİ BACAĞI YOK NASIL TEHLİKE YARATIR?

Birleşmiş Milletler, İsrail’in Gazzelilere karşı güç kullanımını önceki gün kınadı. Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Sözcüsü Rupert Colville, Cenevre’de, “çitlere yaklaşmanın vurulmak anlamına gelmemesi gerektiğini” belirterek, “Gazze’de herhangi birinin vurularak öldürülebileceği görülüyor” ifadesini kullandı. Tekerlekli sandalye ile eylemler sırasında aldığı yaralara dayanamayarak yaşamını yitiren Fadi Ebu Salah’ı hatırlatan Colville, “İki bacağı da olmayan bir adam, büyük ve iyi korunmuş bir çitin arkasından ne kadar büyük bir tehdit ifade ediyor olabilir?” diye tüm dünyaya sordu.

Ambargo İsrail’den geldi

Ankara-Tel Aviv arasındaki ilişkiler, Kudüs krizi sonrası bir kez daha gerilirken İsrail Tarım Bakanı Uri Ariel, Türkiye’den tarım ürünleri ithalatını dondurduğunu açıkladı. Ariel, Türkiye’den tarım ürünleri ithalatını dondurduğunu açıkladı. Kararını Twitter’dan duyuran Ariel, “İkiyüzlü bir şekilde İsrail’e ahlak dersi vermeye çalışan bir ülkeye destek olmayacağız” dedi. Ariel, “Tarım Bakanı olarak, bugün Türkiye’den tarım ürünlerinin ithalatını dondurma talimatı verdim. İki yüzlü bir şekilde İsrail’e ahlak dersi vermeye çalışan bir ülkeye destek olmayacağız. İsrail güvenlik güçleri İsrail vatandaşlarını savunurken Erdoğan tüm dünyaya öğüt veriyor ve HAMAS gibi terör örgütlerini finanse ediyor” ifadelerini paylaştı.

Tehdit etmesi kabul edilemez
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ise İsrail Tarım Bakanı Ariel’in Türkiye’den tarım ürünleri ithalatını dondurma talimatı verdiği açıklamasına ilişkin, “Filistin halkına zulmetmeyi politika edinmiş ve bu konuda her türlü pervasızlığı sergileyebilecek bir devletin bakanının, Türkiye’yi, tarım konusu üzerinden tehdit etmeye kalkışması kabul edilebilir bir şey değildir” dedi.

Fakıbaba, Tel Aviv’in Türkiye’yi tarım konusu üzerinden tehdit etmeye kalkışmasının kabul edilemeyeceğini ifade ederek, Türkiye’nin, güçlü ekonomisi, tarımı dahil güçlü ve dinamik sektörleriyle büyük bir ülke olduğunu vurguladı. Fakıbaba, şunları kaydetti: “Dünyanın çeşitli ülkeleriyle tarımsal ticari ilişkileri bulunan ve tarımda net ihracatçı olan ülkemizin İsrail gibi küçük bir ülkenin ‘ithalatı dondurması’ndan çekinmesi asla düşünülemez. Dolayısıyla Türkiye’yi, küçük bir devletin bu tür tehditlerle sindirmeye çalışmasının beyhude bir çaba olduğunu ve bu tür tehditlere pabuç bırakmayacağımızı İsrail’in bilmesi gerekiyor.”

Ümit Özat gazeteciyi tehdit etti; hakkında suç duyurusu

Gençlerbirliği teknik direktörü Ümit Özat’ın takımın bir manada küme düşmesi garantilendikten sonra Klasspor Genel Yayın Yönetmeni Bülent Atlas’ı hedef alan açıklamaları ve daha önce söyledikleri sözler üzerine Cumhuriyet Savcılığına koruma talepli suç duyurusunda bulundu.

Özellikle son günlerde yoğunlaşan tehditler üzerine avukatı aracılığı ile suç duyurusunda bulunan Bülent Atlas “Yaklaşık 1 senedir Gençlerbirliği Teknik Direktörü Ümit Özat ve takımın durumu hakkında görüşlerimi Klasspor’da paylaştım. Tamamen gazetecilik sınırları içerisinde yaptığım bu eleştirilere düzenlenen basın toplantılarında hakaret ve tehdit içeren cevaplar aldım. Arkadaşı olduğunu belirten kişilerden tehdit içeren mesajlar gönderdi. Katıldığı televizyon programında ‘Gazeteci dövülmez diye kanun mu var?” diyen Ümit Özat, Sivasspor maçı sonrası düzenlenen basın toplantısında da attığım bir twiti örnek göstererek “Bu mesajdan dolayı normalde adam vurulur” demişti. Evimin, iş yerimin tespit edildiği, gezdiğim yerlerin hepsinin sürekli listelendiği arkadaşlarım tarafından bana iletilmiş, takip edildiğim söylenmiş, gecenin geç saatlerinde zilimin kim olduğunu bilmediğim kişiler tarafından çalındığını sosyal medya hesaplarımdan duyurmuştum. Gençlerbirliği’nin küme düşmesinin bir manada kesinleşmesi ardından 2 günde sayısız “Kendine dikkat et” mesajı almaktayım. Can güvenliğim konusunda duyduğum endişeden dolayı konuyu koruma talepli olarak Cumhuriyet Başsavcılığına ilettim. Gençlerbirliği’nde yaşananları yazmamı engellemek için yapılan bu girişimlere rağmen yazmaya devam edileceğinin bilinmesini isterim” dedi.

Sadece İstanbul’da 50 bin çocuk pornosu dosyası var

ERK ACARER [email protected] @eacarer

Emniyet’in, avukatlara verdiği bilgiye göre sadece İstanbul’da işlem yapmak için bekletilen 50 bin çocuk pornosu dosyası bulunuyor. İşleme alınan dosyalardan biri AKP Şişli teşkilatında görev yapmış bir şahsa ait. A.Y.D. adlı şahsın dosyasına giren konuşmalar, çocuklarımızın nasıl bir tehdit altında olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Şahısla ilgili olarak, TCK’nin 226. maddesi içeriğindeki ‘müstehcenlik’ suçu ile ilgili olarak , İstanbul Emniyeti, Siber Suçlar Şube Müdürlüğü’nde ifade alındı. A.Y.D.’ye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturma açıldı. İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ise iddianame düzenlendi. Ayrıca yapılan ev aramasında bilgisayarında kayıtlı olarak çocuk ve bebeklere ait binlerce pornografik resim ve video ele geçirildi. Şahıs ifadesinin ardından çıkarıldığı İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza hâkimliği tarafından tutuklandı.

AKP Şişli teşkilatında, özellikle seçim dönemlerinde aktif olarak çalışmış şahıs, ifadesinde internet üzerinden yaptığı konuşmaları, elde edip arşivlediği çocuk pornografisine ait fotoğrafları, tecavüz iddialarını kabul etti. Şahsın diğer kişilerle sanal ortamda yaptığı yazışmalar, caminin bile cinsel istismara alet edildiğini de gösteriyor. Tutanaklarda akıl almayacak cümleler geçiyor.

Aynı şahıs, 17 yaşındaki bir lise öğrencisiyle internet üzerinden konuşuyor. Ondan, sınıf arkadaşlarının fotoğraflarını çekmesini istiyor.

A.Y. D. için hazırlanan ifade ve soruşturma tutanağı iddianameye dönüştü. Ne var ki şahıs, 226. maddenin 1. bendindeki ‘müstehcen görüntü yazı ve sesleri bedelsiz olarak dağıtmak’ suçundan tutuklu olarak yargılanıyor. A.Y.D.’ye 2 ila 5 yıl arasında ceza isteniyor. Oysa şahıs, yine 226. Maddenin, 3. bendindeki; “müstehcen görüntü yazı ve sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi 5-10 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” hükmü ile yargılanması gerekiyordu. Avukatlardan edindiğimiz bilgiye göre A.Y.D., büyük ihtimalle ilk celsede serbest bırakılacak. İyi hal indiriminden de yararlanması mümkün.

BirGün’e konuşan İstanbul Barosu avukatlarından Yunus Emre Çelebi, ise şunları aktarıyor: “Denetim yetersiz, mücadele eksik, cezalar Avrupa ülkelerindeki ile kıyaslanamayacak kadar düşük.”

TGS’den 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü mesajı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü için bir mesaj yayımladı.

Türkiye’deki basına yönelik baskının vurgulandığı mesajda, “Muasır medeniyet seviyesine erişmenin yolu baskıcı ve otoriter yöntemlere boyun eğmekten değil, özgür ve eşit bir medya ortamını kurmaktan geçer” ifadeleri yer aldı.

TGS’nin mesajı şöyle:

Birleşmiş Milletler’in daha özgür ve bağımsız bir basın için 1993 yılında ilan ettiği 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü bugün ülkemizde her zamankinden daha kritik bir süreçte kutlanıyor. Gazetecilere ve medyaya yönelik baskılar her geçen gün artarken bugünkü tablo basın özgürlüğünde Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar geri gittiğimizi gösteriyor. Hükümetin medyaya yönelik baskıları son dönemde öyle boyutlara ulaştı ki gazeteciler adliyeleri adeta mesken haline getirmek zorunda kaldı. İktidar çizgisinde olmayan tüm yayın organları soruşturmalara hedef oldu, oluyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2018 yılı Basın Özgürlüğü endeksinde Türkiye’nin bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldığını düşünecek olursak tablonun vehameti daha iyi anlaşılacaktır.

Bununla birlikte medyadaki tek tipleşme de en az baskı ve sansür kadar ifade özgürlüğünü tehdit etmektedir. Doğan Grubu’nun hükümete yakınlığı ile bilinen Demirören Grubu’na satılması medyadaki tektipleşmenin doruk noktasına ulaşması anlamına gelmektedir. İktidara yakın sermaye temsilcilerinin gazetelerin yayın politikalarını bu doğrultuda değiştirdiği bilinirken söz konusu satış sonrası medyanın neredeyse yüzde 90’ının hükümete yakın çizgiye kayma ihtimali hepimizi korkutmaktadır.

Bu karanlık tablo karşısında elbette çaresiz değiliz. Gerçekler her dönem iktidarı elinde bulunduran kesimleri tedirgin etmiştir. Bu baskılardan çıkışın yegane yolu bir araya gelmektir. Yan yana gelen, omuz omuza veren gazetecilerin gerçekleri iktidarların, patronların baskılarından daha güçlüdür. Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak özgür ve bağımsız bir medyanın yolunun sendikalı çalışma düzeninden geçtiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Muasır medeniyet seviyesine erişmenin yolu baskıcı ve otoriter yöntemlere boyun eğmekten değil, özgür ve eşit bir medya ortamını kurmaktan geçer.

RSF, son 10 yılda gazetecilere yönelik saldırıları derledi

Afganistan’ın başkenti Kabil’de 30 Nisan’da gerçekleştirilen çifte intihar saldırısı, işleri rahatsızlığa neden olduğu için medya kuruluşları ve gazetecilere yapılan birçok kanlı saldırının sonuncusu. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) son 10 yılda medya mensuplarına karşı yapılan en kanlı saldırıları derledi.

Kabil’de art arda gerçekleşen iki bombalı saldırı 9 gazetecinin hayatını kaybetmesine neden oldu. En az 9 gazetecinin hayatını kaybettiği, birçok gazetecinin yaralandığı saldırı, 2001 yılında Taliban rejiminin düşüşünden beri yaşanan en kanlı medya saldırısı. IŞİD’in düzenlediği iddia edilen iki patlama, yarım saat arayla Afganistan’ın en büyük istihbarat ajansının merkezinin yakınlarında meydana geldi. İkinci patlama, birinci patlamayı görüntülemeye gelen muhabirlerı hedef aldı. Bu ikili saldırılar militan gruplar tarafından gerçekleştiriliyor.

21 Mart 2018’de Ekvador gazetesi El Comercio’nun iki muhabiri Javier Ortega ve Paul Rivas ile şoförleri Efrain Segarra Ekvador Kolombia sınırı yakınlarında kaçırıldı. Gazeteciler bölgeye hükümet güçleriyle silahlı grupların arasındaki çatışmayı görüntülemek için gitmişlerdi. Kaçırılan 3 kişinin ölü bedenlerinin fotoğrafları 12 Nisan günü internette yayımlandı ve bu haber Başkan Lenin Moreno tarafından doğrulandı.

Afganistan’da İntihar saldırısında 7 Tolo News çalışanı hayatını kaybetti. 20 Ocak 2016’da Televizyon teknikerlerini Kabil’deki evlerine götüren araca şehir merkezinde bomba yüklü bir araçla saldırıldı. Taliban’ın yaptığı iddia edilen saldırıda üçü kadın yedi çalışan hayatını kaybetti. Saldırıdan önce Tolo ve başka bir Afgan televizyon kanalı olan TV1, Taliban tarafından “askeri hedef” olarak duyurulmuştu.

Charlie Hebdo genel merkezinin toplantı salonuna giren iki silahlı saldırgan, sekizi gazeteci olmak üzere on iki kişinin ölümüne neden oldu. Charlie Hebdo 2006 yılında Hz. Muhammed’in bulunduğu bir karikatür yayımladıktan sonra tehdit edilmeye başlanmıştı ve bu nedenle polis koruması altındaydı. Gazetenin ofisi 2011 yılında yakılmaya çalışılmıştı.
Pakistan’ın Belucisyan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Ketta’da art arda gerçekleşen 2 bombalı saldırıda 80 kişi hayatını kaybetmişti. İlk bomba can kaybına neden olsa da bölgeye polisi ve gazetecileri çekmek için tuzak olarak patlatılmıştı. İkinci saldırıda 3 gazeteci hayatını kaybederken 3 gazeteci de yaralandı.

Dubai merkezli uydu kanalı Al-Arabiya’nın Bağdat bürosuna bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda kanalın 4 çalışanı hayatını kaybetti. 2003’te açılan ofis daha önce de terörist saldırıların hedefi olmuştu. 2008 yılında büronun yöneticilerinden Jawad Hattab, arabasının altına yerleştirilen bombadan son anda kurtulmuştu. 2006 yılında büroyu hedef alan bombalı araçlı saldırıda 7 kişi ölmüş 20 kişi ise yaralanmıştı. Maguindanao bölgesi yöneticisi tarafından yönetilen özel milis kuvvetler, otuz ikisi gazeteci olmak üzere elli yedi kişinin ölümüne neden oldu. Nijerya’nın başkenti Abuja’da bulunan gazete ThisDay’e bomba yüklü bir araçla gelen saldırgan 4 kişinin hayatını kaybetmesine ve onlarca insanın yaralanmasına neden oldu.

Sağlık sektörü neden siber saldırı altında?

Sağlık sektöründe fidye yazılımları ve diğer zararlı yazılımlarla yapılan saldırıların sayısı büyük bir hızla artıyor. Bu durum, insan hayatının yanı sıra kritik öneme sahip verileri de riske atıyor. Kimlik Hırsızlığı Kaynak Merkezi verilerine göre, sağlık sektörü, sadece son üç yılda bile tüm sektörler arasında en yüksek sayıda veri hırsızlığının yaşandığı sektör oldu. Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, başta hastaneler, laboratuvarlar ve eczaneler olmak üzere sağlık kuruluşlarının siber suçlular tarafından hedef alınmasının üç ana sebebini açıkladı:

1. Son derece değerli veriler

Sağlık kuruluşlarını birincil hedef haline getiren başlıca nedenlerden biri, sahip oldukları verilerin çok değerli olması. Genellikle, çalınan tek bir kredi kartı numarası ortalama 2.000 ABD doları kâr sağlıyor fakat günler, hatta saatler içinde değersiz hale geliyor. Ancak korumalı sağlık verileri (PHI) veya kişinin tanınmasına yol açacak veriler (PII) gibi sağlık verileri karaborsada son derece değerli.

Örneğin, CSO Online’da yer alan bir makaleye göre tek bir PHI verisi 20.000 ABD dolarına varan büyüklükte kâr getirebiliyor. Bunun temel sebebi, sağlık verileri çalındığında anlaşılmasının haftalar, hatta aylar sürebilmesi. Bu sayede siber suçlular çok daha değerli veriler elde etmiş oluyor. Dahası, sağlık verileri doğum tarihi ve kimlik numarası gibi değiştirilmesi çok zor olan bilgileri içerdiği için hırsızlar bu verilerden daha uzun süre yararlanabiliyor.

2. IT yatırımı ve eğitim eksikliği

Sağlık sektörünün siber suçlular arasında popüler olmasının nedenlerinden biri de IT güvenliğine sistematik olarak gerekenden az yatırım yapılması. Siber güvenlik eğitimi ve sertifikaları düzenleyen en büyük şirketlerden biri olan SANS Institute, IT bütçesinin en az ‘unun güvenlik alanında harcanmasını önermesine rağmen sağlık kuruluşlarının çoğu ancak %3 kadarını harcıyor.

Çoğu sağlık kuruluşu için güvenlik genellikle sonradan akla gelen bir konu. Kuruluşlar çalışanlarına içeriden gelebilecek tehditleri kolayca azaltabilecek düzenli siber güvenlik eğitimleri vermiyor. Ayrıca bazı hastaneler izinsiz giriş algılama ve kayıp ya da çalınmış cihazları silme gibi temel IT güvenlik önlemlerini uygulamakta bile zorlanıyor.

3. Birbirine derinlemesine bağlı sistemler

İş yüklerini buluta kaydıran sağlık kuruluşları, yüksek ölçüde bağlantılı sistemler kullandıkları için küçük ölçekli, kısmi sistemlere yapılan saldırılarda bile tüm sistemin etkilenmesi riskiyle baş başa kalıyor. Diğer bir deyişle, bir noktaya yapılan bir siber saldırı tüm sistemin çökmesine neden olabiliyor. Mayıs 2017’de, WannaCry fidye yazılımı yüzünden Birleşik Krallık’taki birçok hastane, hasta taşıyan ambulanslarını geri döndürmek ve başlamasına dakikalar kalan ameliyatları iptal etmek zorunda kaldı. Hastaların kaydını almak ve bilek bantlarını yazdırmak gibi en basit işlemler bile yapılamadı.

WannaCry saldırısının etkileri, sağlık kuruluşlarının siber bir saldırı sırasında çalışmaya devam edebilmesinin ve hastalara hizmet verebilmesinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi. Neticede insanların hayatları tehlikeye atıldığı için işlerin mümkün olan en kısa zamanda normale dönebilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk oluyor. Saldırganlar için, bu aciliyet durumu sağlık kuruluşlarını hedef almak için bir neden daha sunuyor. Çünkü bu durumun kuruluşların zararlı yazılımın etkilerinden kurtulmak için fidye ödeme olasılığını artırdığını düşünüyorlar.

Doğru koruma birincil öncelik olmalı

Sağlık sektörünün siber tehditlerden kaynaklı zararı azaltmak atması gereken adımları sıralayan Levent Turan, “Başlangıç olarak, sektördekilerin siber güvenliğin insan odaklı olduğunu anlaması önemli.” diyor ve ekliyor: “Örneğin, kullanıcıların davranış düzenleri veya kuruluş içinde ve dışındaki veri akışları hakkında bilgi sahibi olmak, riske karşı çıkma olasılığını artırıyor. Ek olarak, sektördekilerin siber güvenliği sadece IT departmanının görevi olarak görmeyi bırakması, yöneticilerden işe yeni alınan sözleşmeli personele kadar herkesin risklerin farkında olması gerekiyor.”

Sağlık güvenliğiyle ilgili profesyonellerin karşı karşıya oldukları tehditleri ve uyulması gereken kuralları iyi anlaması ve siber güvenlik savunması için en iyi uygulamaları öğrenmeleri gerekiyor. Tüm personeli güncel tehditler, bir e-posta mesajında veya web bağlantısında dikkat edilmesi gereken tehlike işaretleri, zararlı yazılımlardan kaçınma yolları ve etkin bir açık bulunması durumunda yapılması gerekenler hakkında bilgilendiren kapsamlı güvenlik farkındalığı eğitimleri doğru bir yatırım olacaktır. Tehdit içerikleri sürekli değiştiği için eğitimlerin de tekrarlanması ve düzenli olarak güncellenmesi gerekiyor.

Ayrıca, Veri Kaybını Önleme, kullanıcı davranışı analizleri veya uç noktadaki güvenlik teknolojileri gibi doğru siber güvenlik önlemlerini uygulamak kuruluşların altyapılarını ve hasta verilerini fidye yazılımlarına karşı daha fazla koruyacaktır. Sağlık sektörü, kullanıcıların, verilerin ve ağların kesiştiği noktaları dikkate alıp insan odaklı bu tür bir sistem oluşturarak siber tehditlere karşı koruma düzeyini artırabilir.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno