Bilkent Üniversitesi, tüm kampüslerde sigara içmeyi yasaklıyor

Bilkent Üniversitesi Senatosu, 2022 yılı eylül ayından itibaren üniversitenin 3 bin dönümlük üniversite kampüsünün içinde sigara içmeyi yasaklama kararı aldı.

Bilkent Üniversitesi Prof. Dr. Abdullah Atalar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sigaranın büyük bağımlılık yapan ve sağlığa çok fazla zararı bulunan kimyasal bir madde ve bir nevi zehir olduğunu söyledi.

Sigaranın büyük bir bağımlılık yaptığına işaret eden Atalar, “Nasıl kokain, eroin gibi uyuşturucu maddeler bağımlılık yapıyor, sigara da bağımlılık yapıyor. İnsan sağlığına zararı artık ispatlanmış bir nesne bu.” değerlendirmesini yaptı.

“O günlerden bugünlere geldik”

Türkiye’de 1980’lerde üniversitelerde derslerde, sınavlarda sigara içmenin serbest olduğunu hatta üniversite sınavında bile rahat bir şekilde sigara içilebildiğini belirten Atalar, “O günlerden bugünlere geldik. O gün ‘Bir gün sınıflarda sigara içmek yasaklanacak’ dense kimse inanmazdı.” ifadesini kullandı.

ODTÜ’de öğretim üyesi olduğu yıllarda sınav salonlarının birinde sigara içimini yasakladığını ve bu salona çok talep gelmesi üzerine salon sayısını ikiye çıkardığını aktaran Atalar, daha sonra Bilkent Üniversitesinde görev yapmaya başladığında dönemin rektörü Prof. Dr. Mithat Çoruh ile görüşerek üniversitenin senato ve diğer toplantılarda sigara içimini yasaklayarak üniversitelerde bir ilki hayata geçirdiklerini vurguladı.

Atalar, kapalı alanlarda sigara içiminin yasak olmadığı o yılları, “Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içme yasağı yoktu. Biz bu yasağı ilk getiren üniversitelerden biriyiz. Düşünün o yıllarda asansörlerde sigara içilirdi ve biz bunu da yasakladık. Hocaların odalarını sigaralı, sigarasız diye böldük. Zaman geçti, binaların içinde sigara içmeyi yasakladık.” sözleriyle anlattı.

Dünyanın birçok ülkesinde sigaradan gençleri uzak tutmak için çalışmalar yapıldığına dikkati çeken Atalar, Yeni Zelanda gibi bazı ülkelerin ise 2030 yılında ülkede sigara içmeyi tümüyle yasaklayacağını açıkladığını, Nepal’in komşusu Butan’da ise sigara içmenin tümüyle yasak olduğunu bildirdi.

“Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım”

Atalar, ABD’de 2 bin 500 üniversitede sigara, bin 600 üniversitede ise her türlü tütün mamulunu içmenin yasak olduğunu belirterek, “ABD’de akla gelen hemen bütün üniversitenin kampüslerinde sigara içmek yasak. Türkiye ise bu konuda geride kaldı.” dedi.

Rektör Atalar, Bilkent Üniversitesi olarak öncülük yapmak istediklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:

“Geçen hafta üniversite senatosu ve yönetim kurulunun oy birliği ile aldığı kararla 2022 yılında yani 4 yıl sonra eylül ayından itibaren üniversitemizin kampüsünün içinde herhangi bir yerinde sigara içmek yasak olacak. Yasağın uygulanacağı alan 3 bin dönüm.

Şu anda bina girişlerinde sigara içmek yasak. Bunları zamanla geliştireceğiz. Dünyadaki bazı ülke örneklerine bakarsak sigara içmenin yasak olduğu yerleri giderek büyütmüşler. Araştırmalar şunu gösteriyor, üniversitede bir yerde serbest bırakırsanız bu öğrencilerin sigara içmesine engel olmuyor, hatta orası sosyal mekan oluyor, herkes oraya gidiyor. Sigara içmenin çok zor olması lazım.

Araştırmalar, bir kere sigaraya başlayanların maaşlarının beşte birini sigaraya vermekten çekinmediklerini gösteriyor. Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım. Bir de sigaraya başlanırsa bırakmak çok zor. En doğrusu hiç başlamamak. Öğrencilerin sigaraya genelde üniversite yıllarında başladıklarını biliyoruz. Biz üniversitemizi sigarasız bir yer haline getirerek, öğrencilerimizin sigaraya hiç başlamamalarına ön ayak olmak istiyoruz.”

“Hiç başlamamasına neden olacak”

Atalar, sigara yasağının herkesi kapsayacağını vurgulayarak, “Hocaları, öğrencileri, çalışanları, işçileri, bahçıvanları, güvenlik görevlilerini ve herhangi bir konu için kampüse gelenleri de kapsayacak. Bu yaklaşık 15 bin kişi anlamına geliyor. Sigara içmek isteyen kampüs dışına çıkacak. Bu da hiç başlamayan birisi için başlamamasına neden olacak. Öğrencilerimizin büyük kısmı zamanlarının çoğunu kampüste geçiriyor. Yani sigara içmek kolay olmayacak.” diye konuştu.

ABD’deki üniversitelerde arabanın içinde de sigara içiminin yasak olduğunu ifade eden Atalar, “Bizde de bu detaylar nasıl şekillenecek, zaman içinde göreceğiz. Bir komite kurduk, bu komitenin içinde öğrenci konseyimiz de var. Görevimiz, aldığımız kararın önemli olduğunu öğrencilere inandırmak ve koyacağımız kurallara onların uymasını sağlamak.” dedi.

Kampüslerinin girişine 2022 tarihinden itibaren “Burası dumansız kampüstür” yazısının olacağını bildiren Abdullah Atalar, şunları kaydetti:

“Bildiğimiz kadarıyla bu konuda ilk ya da ilklerden biriyiz. Projemizi başlattık. Bu konularda da diğer üniversitelere örnek olmayı umuyorum. Onların da bunları takip edeceğini umuyorum, tahmin ediyorum. Gençleri sigaradan uzak tutmak bence üniversitelerin ve üniversite yöneticilerinin bir görevi.” AA

ABD Senatosu, Gina Haspel’in CIA Direktörlüğünü onayladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın CIA Direktörü adayı gösterdiği ‘işkenceci’ lakaplı Gina Haspel, ilk onayı Senato İstihbarat Komisyonu’ndan aldı.

CIA’deki 33 yıllık kariyerinde Direktör Yardımcısı konumunda bulunan Gina Haspel’in, Dışişleri Bakanı atanan Mike Pompeo’dan boşalan Direktör koltuğuna oturması önündeki ilk engel kalktı.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ‘terör’ zanlılarının kaçırılıp esir alınarak işkenceden geçirmesi programının yöneticilerinden biri olan Gina Haspel, 9 Mayıs’ta başlayan onay sürecinde, bugün Senato İstihbarat Komisyonu’ndan geçiş aldı.

İKİ DEMOKRAT LEHTE OY VERDİ

Senato İstihbarat Komisyonu’nda kapalı kapılar ardında yapılan oylamada kadın istihbaratçıya 5’e karşı 10 olumlu oy verildi.

Senato İstihbarat Komisyonu’nun Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’sinden 8, azınlıktaki Demokrat Parti’den 7 üyesi var.

7 Demokrat üye içinden Komisyon Başkan Yardımcısı Mark Warner ve Joe Manchin, Cumhuriyetçi üyelere katılarak Haspel’den yana oy kullandıklarını belirtti.

NİHAİ ONAY BEKLENİYOR

Haspel için bu hafta ya da gelecek hafta Senato Genel Kurulu’nda oylamaya gidilecek. Genel Kurul’da da bir dizi Demokrat senatör Haspel’e destek açıkladığından artık beklentiler nihai onayın verileceği yönünde. Muhalefet eden sadece iki Cumhuriyetçi senatör var: Rand Paul ve John McCain.

‘ETİK SINAVINI GEÇEMEDİ’

Haspel 9 Mayıs’ta Komisyon’a verdiği ifadede 11 Eylül sonrasındaki süreçte CIA’in işkenceye başvurmasından pişmanlık ifade edip başa geçerse programı yeniden başlatmama sözü vermişti. Ama savaş karşıtları ve insan hakları örgütleri Haspel’in CIA Direktörü olmasına kesin dille karşı çıkmaya devam ediyor.

Bazı önde gelen askerlerin de ‘sonradan pişmanlığın fayda etmediğini, olaylar sırasında etik sınavından geçemediğini’ söylediği Haspel, nihai onayı alırsa, ilk kadın CIA Direktörü olacak.

İslamcı iktidar seçimleri kaybetti: Malezya’da çırağı gitti,

Malezya’nın eski başbakanı muhalif siyasetçi Mahathir Muhammed ülkede yapılan genel seçimlerde tarihi bir zafere imza attı. Seçim komisyonu, Mahathir’in muhalif ittifakının, hükümet için gerekli 112 sandalyelik barajı geçip mecliste 115 sandalye kazandığını duyurdu. Malezya meclisinde milletvekili sayısı 222.

Emeklilik dönemine son verip seçimlere katılan 92 yaşındaki Mahathir, 60 yıldan uzun süredir iktidar olan Barisan Nasional (BN) koalisyon hükümetini de sandıkta devirmiş oldu. İktidar koalisyonunun lideri Necib Rezak, Mahathir’in eski yardımcılarından. Gazetecilere konuşan Mahathir, “İntikam arayışında değiliz, hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etmek istiyoruz” dedi.

Rezak’ın akıl hocasıydı
Dünyanın seçimle başa gelen en yaşlı lideri olan Mahathir’in dün yapması gereken yemin töreninin yapılmayacağı belirtildi. Devlet Başkanlığı sözcüsü ise Reuters’a açıklamasında bunun gerekçesine ilişkin bir açıklama yapmadı.
İktidardaki BN koalisyon ittifakının en büyük partisi Birleşik Ulusal Malay Örgütü, ülkenin İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettiği 1957 yılından bu yana Malay siyasetinde egemen olan partisi. Ama koalisyon son yıllarda halkın desteğini kaybetmeye başlamıştı. Malezya’da 2013 yılında düzenlenen seçimlerde muhalefet sandıktan beklenmedik bir şekilde güçlenerek çıktı ve halk oylamasında çoğunluğu elde etmesine rağmen hükümet kurmak için yeterli sandalye sayısına ulaşamadı.

Seçimlerden iki yıl sonra, 2015’te dönemin muhalefet lideri Enver İbrahim ‘eşcinsel ilişki’ suçlamasıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İbrahim suçlamalar için ‘siyasi karalama kampanyası’ demişti. Bir zamanlar iktidar koalisyonu BN’nin içinde güçlü bir isim olan ve Necib Rezak’ın da akıl hocalığını yapan Mahathir 2016 yılında koalisyondan ayrıldı. Mahathir bu kararı için, ‘yolsuzluğu destekliyor gibi görünen bir partiyle ilişkilendirilmekten duyduğu utancı’ gerekçe göstermişti. Necib Rezak o dönem, kalkınma amaçlı 2009’da kurduğu 1MDB adlı devlet yatırım fonundan zimmetine 700 milyon dolar geçirmekle suçlanmıştı.

İddiaları reddeden Necip Rezak hakkındaki suçlamalar daha sonra resmi yetkililer tarafından düşürüldü. Yatırım fonu hala başka ülkeler tarafından soruşturuluyor. Necib Rezak, kilit görevlerdeki yetkililerin işine son vererek Malezya’daki yetkililerin soruşturmalarını zora sokmakla suçlanmıştı.

Hükümet kısa bir süre önce seçim bölgelerini yeniden belirleyen bir yasayı yürürlüğe koymuş, muhalifler tarafından partisi çıkarına ‘dolaplar çevirmekle’ suçlanmıştı. Necib Rezak yeni yasayı, geleneksel olarak iktidar koalisyonu BN destekçisi olan Malay Müslümanların seçim bölgelerindeki yerlerinin sağlamlaştırılması amacıyla çıkardığı eleştirileri gelmişti. Oylamadan günler önce seçim reform grubu Bersih 2.0, Seçim Komisyonu’nu ‘birçok seçim ihlali yapmakla’ suçladı. Grubun saydığı ihlaller arasında mektupla kullanılan oylarda usulsüzlük ve hayatını kaybedenlerin seçmen listelerinden çıkarılmaması da var.

Yeni yasada cezalar
Seçimden hemen önce parlamento yalan haberlere ceza öngören yasayı da onaylamış, bunun da muhalifleri susturma amaçlı olduğu eleştirileri gelmişti. Yeni yasaya göre yalan, sahte ve uydurma haberden suçlu bulunanlara 6 yıl hapis ve 128 bin dolar para cezası uygulanacak.

Muhalifler ise seçimden hemen önce çıkarılan yasanın fikir özgürlüğünü kısıtlayacağını, yasanın Necib Rezak’a yönelik eleştirilerin bastırılması amacıyla çıkarıldığını savunmuştu. Bu yeni yasa kapsamında, sandıktan zaferle çıkan Mahathir de ‘uçağının sabote edildiğini’ söylediği için yargılanmıştı. Hükümet, seçimlerin özgür ve adil olacağını söylemiş, Seçim Komisyonu’nun da ‘herkesin iyiliği için çalışacağını’ ifade etmişti. Seçmenler 222 milletvekili ve 13 vilayetin 12’sindeki devlet meclisi üyeleri için oy kullandı.

Malezya’daki seçim sistemi, oy çoğunluğu sistemiyle işliyor. Mecliste en çok sandalyeyi kazanan parti, halkoyunu kazanmasa da hükümet kurma yetkisini elde edip seçimin galibi oluyor.

Askeri arazilerde talan devam ediyor: Metris’te AVM rantı

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İstanbul Esenler’de bulunan tarihi Metris Kışlası, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından imara açıldı. 191 hektarlık alanın imara açılması ile birlikte, bölgeye yeni bir yapı ve nüfus yoğunluğu getiriliyor.

Söz konusu alan, Marmara Depremi’nin ardından toplanma alanı olarak belirlenen arazilerden biri. Tamamı kamuya ait olan bu alanın yapılaşmaya açılmasının ardından, araziye AVM’ler yapılacak.

‘Bakanlık bir ilke imza attı’
BirGün’e konuşan eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nin CHP’li Üyesi İbrahim Doğan, söz konusu planın ‘kent suçu’ olduğunu dile getirdi. Yapılan plan değişikliğinin yasalara ve imar mevzuatına aykırı olduğunu vurgulayan Doğan, “Bakanlık hızını alamıyor, yasalara aykırı bir şekilde parsel bazında çevre düzeni planlarında, tadilat yaparak bir ilke imza atıyor. Hükümet giderayak kamu alanlarını rant uğruna yağmalıyor. Yapılan bu plan düzenlemesinde kamu yararı yok” dedi.

‘İstanbul’a ihanet ediliyor’
“Bakanlık bilimsellikten uzak olan ve kamuya, çevreye, doğaya zarar veren politikaları ile İstanbul’a ihanet ediyor” diyen Doğan, plan değişikliğini yargıya taşıyacağı kaydetti. Doğan, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kenti adeta yaşanmaz bir hale dönüştürüyor. Zira malum Bakanlık, halkın nefes alacağı alanları, yeşil alanları hızla imara açarak betonlaştırıyor. Bu kenti adeta yaşanmaz kılan yanlış ve rant odaklı bu uygulamalar kabul edilemez. İstanbul’un çevre düzeni planları, kentin Anayasa’sıdır. Yoğun bilimsel çalışmalar ve katılımcı bir anlayışla hazırlanan bu planlar, İBB Meclisi’nde oy birliği ile kabul edilmişti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bütün bu yapılanları görmeden, keyfi ve ticari bir mantıkla bu kenti tahrip ediyor. Kentin yaşam alanlarını yok eden bu anlayışı ret ediyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Sandık taşımada valilere tartışmalı yetki: Bir ilde bulunan tüm

HÜSEYİN ŞİMŞEK

AKP ve MHP’nin TBMM’den geçirdiği ittifak yasasına göre, Vali veya İlçe Seçim Kurulu Başkanı isterse seçim sandıklarını bulundukları yerlerden başka yerlere taşıyabilecek. Kolluk kuvvetlerinin sandık etrafında bulunmasına da imkan tanıyan düzenlemeye göre, Valiler veya İlçe Seçim Kurulu Başkanı’nın istediği her sandık, uygun görülen başka bir yere taşındıktan sonra bu karara itiraz edilemeyecek.

Yüksek Seçim Kurulu’nda da söz konusu yasa gereği sandıkların hangi durumlarda taşınacağına ilişkin genelgenin yazım çalışmalarına başlandı. HDP’nin YSK Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, uygulamanın sakıncalarına dikkati çekerek, “Örneğin Bitlis’te tüm sandıkların taşınacağı konuşuluyor. Bu durumda bu seçimin güvenilir olduğu iddia edilebilir mi?” diye sordu.

Düzenleme ile birlikte binlerce sandığın başka yerlere taşınabileceğini ve seçmenlerin oy kullanmak için büyük yol kat etmesi gerekebileceğini ifade eden HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, çeşitli seçim şaibelerinin ortaya çıkabileceğini söyledi. Bilgen, BirGün’e yaptığı değerlendirmede, valilerin istemesi durumunda bir kentin tüm sandıklarının taşınabileceğini ve bölgede yaşayan binlerce yurttaşın kentlerin fiziki koşulları da düşünüldüğünde oy kullanamayabileceğini ifade etti. Bilgen, hiçbir gerekçenin sandık taşımaya bahane olamayacağını söyledi.

Önceki seçimlerde kolluk kuvvetlerinin ve mülki idare amirlerinin sık sık sandık taşıma talebinde bulunduğunu ancak İlçe Seçim Kurulları’nın bu taleplere çoğunlukla olumsuz yanıt verdiğini anımsatan Bilgen, “Son yasal düzenleme, bu konuda YSK’yi baypas etmek, tümüyle güvenlik bürokrasisinin ve idarecilerin keyfi inisiyatif kullanmasına fırsat vermek amacı taşıyor” dedi.

“Seçime gölge düşürür”

Bilgen, “Oysa seçimin en temel ilkesi, seçim işlemini partilerin yapmasıdır. Güvenlik güçlerinin görevi, sadece partilerin koordinasyonunu ve gözetimini, denetimini kolaylaştırmak olmalıdır. Bunun dışındaki her tavır, seçime gölge düşürür. Meşruiyeti tartışılır kılar ve iktidar lehine bir şaibe tartışmasını yaygınlaştırır” diye konuştu.

***

Memurlarla ilgili düzenleme

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçimlerde sandık başlarında görev almak istemeyen memurların adres değişikliği sonucu bu görevden muaf tutulup tutulmayacağına ilişkin çok önemli bir karara imza attı.

Sarıkamış ve Varto İlçe Seçim Kurulu Başkanlıkları, YSK’ye seçimlerde sandık başlarında görev almak istemeyen memurların durumuna ilişkin başvuruda bulundu. İlçe seçim kurulları, memurların yasal olarak sandıklarda görev alması gerektiğini ancak birçok memurun bu görevi yapmak istemediği için yerleşim yerlerini değiştirme talebiyle nüfus müdürlüklerine başvurduğunu ifade etti. İlçe Seçim Kurulları Başkanlıkları, söz konusu meseleye dair önlem alınmasını istedi.

Sarıkamış ve Varto İlçe Seçim Kurulu Başkanlıklarının başvurusunu değerlendiren YSK üyeleri, Kanun gereği esas olanın kamu görevlilerinin görev yaptıkları yer olduğunu ifade etti. Oy birliği ile alınan karar gereği, kamu görevlilerinin görevlendirilmesinde esas olanın görev yaptıkları yer olduğundan, yerleşim yeri adreslerini değiştirmelerinin sandık kurullarında görev yapmalarına engel teşkil etmeyeceği bildirildi.

Aleviler seçimlerde ne yapacak?

Seçim geldi ve Aleviler yine hatırlandı. Çünkü nüfusun dörtte birini oluşturuyorlar. Ama oy isteyenler, Alevilerin siyasal tutumlarına ve akıllarına değil, daha çok “oylarına” ihtiyaç duyuyorlar.

“Ben Alevilerin neden başbakanı olayım ki; bir sebep mi var?” diyen AKP iktidarından, muhalefet adına “Alevi aday ile seçim kazanılmaz” gibi iğrenç ve mezhepçi argümanlara sığınılan bu ülkede, kendinizi bir anlık Alevi yerine koyun.

Parti genel merkezlerinden tutun, TV tartışmalarına ve köşe yazılarına kadar “Alevi aday ile seçim kazanılmaz” algısına teslim olmuş Türkiye’de, siyasetten dışlanan Aleviler memleketin, laikliğin ve cumhuriyetin geleceği için “Sünni adaylara” oy verecektir!

Çünkü Aleviler oyların kimliklere değil, düşünceye, ilkelere, değerlere ve insana verir. Aleviler “yetmiş iki millete aynı nazarla baktığı” için, oy vereceği insanın etnik ya da dini kimliğine bakmaz!

Aleviler oyların laikliğe, demokrasiye, emeğin hakkına, adalete, barışa, eşitliğe, özgürlüğe, huzura, bilimsel eğitime, aydınlığa, çağdaşlığa ve farklılıkların eşit koşullarda ve bir arada yaşamasını isteyen anlayışa verir. Etnik ve dinsel kimlik üzerinden oy isteyenlere kapalıdır!

Aleviler Türk İslam sentezci AKP-MHP iktidar blokunu zayıflatacak, Saray iktidarına son verecek ya da onu sınırlandıracak stratejileri ve taktikleri destekler. Kim, nasıl tarif etmeye çalışırsa çalışsın, hangi hamaset siyasetine sığınırsa sığınsın, mevcut koşullarda Alevilerin büyük bir kesimi 24 Haziran’da CHP’ye oy verirken, bir kesimi de HDP’ye oy verecektir.

Cumhurbaşkanlığı ilk tur seçiminde ise, herkes kendi adayına yüklenecektir. Aleviler de yüzde doksan dokuz Muharrem İnce ve Selahattin Demirtaş lehine oy kullanırlar. Kime ne kadar verilir bilinmez. Ama ikinci turda yarış, CHP adayı Muharrem İnce ile iktidar blokunun adayı Erdoğan arasında geçecek gibi. Bu durumda Alevilerin yüzde doksan dokuz oyu Muharrem İnce’ye gidecektir.

Aleviler TBMM aritmetiği ve siyasetin demokratikleştirilmesi ve siyasal katılım hakkı açısından, HDP’nin % 10 barajını aşmasına da omuz verecektir. Aksi durumda, 85 ile 100 civarında milletvekilinin AKP’ye kaptırılmasına fırsat verilmiş olacağının bilincindedir.

Bu nedenle Aleviler, iktidar değişimi, TBMM’de CHP ve HDP’nin güçlü temsiliyeti için herkesi oy kullanmaya seferber edecek çalışmaları yürütecektir. Yani Aleviler, burada bir siyasal denge oluşturacaktır. Alevilerin bu süreçteki sol ve Kızılbaş duyusu oldukça güçlüdür. AKP-MHP bloku karşında duranlar arasında sürdürülen anlamsız ve sonuç almayı olumsuz etkileyecek, saçma sapan ve trolvari tartışmalara taraf olmayacaktır. 24 Haziran’a kadar iktidar bloku karşısında iri ve diri durmaya çalışacaktır.

Aleviler bu memleketin vicdanıdır. 24 Haziran’da, 1920 öncesine dönmek ve “hilafet isteriz” diyenlere karşı, bir yandan eşit yurttaşlık, eşit haklar hakkını savunurken, diğer yandan ümmetçiliğe memleketin kapı açtırmayacaktır.

Alevilerin talepleri bellidir. Kutuplaştırmalara karşı kardeşlik, çatışmalara karşı toplumsal huzur ve barış, OHAL ve KHK rejimlerine karşı adalet ve hukuk, teokrasiye karşı cumhuriyet…

Çünkü Aleviler, AKP’nin mezhepçi ve etnik kutuplaştırma politikalarından, OHAL ve KHK rejiminden rahatsızlar. Aleviler adalet ve huzur için en geniş kesimlerin oy kullanması için seferber olacaklar.
Alevilerin derdi memleketin geleceğidir. Mezhepçi tek adam rejimine karşı, güçler ayrılığı ilkesiyle soluk almak istediği bir parlamenter rejim sistem. Aleviler, siyasal İslamcı kuşatmaya ve gericiliğe karşı, en çok laikliğin kazanılmasını istiyor.

Aleviler AKP-MHP blokunun seçilmiş padişahlık rejimine karşı, cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, laik yaşam, laik siyaset ve laik düzeni savunacaklardır. Halkın iradesinin, bir adamın iki dudağı arasında çıkan siyasal fetvaya teslim etmeyecekler.

Alevi kurumları, hak ve taleplerini, nasıl bir Türkiye tahayyülüne sahip olduklarına ilişkin, ortak ve kendi seçim manifestosuyla ortaya çıkabilir. Bu demokratik bir haktır. Ama Alevi kurumları, bu demokratik haklarını ve memleketin geleceğine dair sözlerini söylemedikleri için, onlar adına siyaset yapanlar konuşmaktadır. Bu manifesto, Alevilerin “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” tahayyülünü anlatmalıdır ve Alevilerin hangi partilere oy vereceği ve hangi Cumhurbaşkanı adayını ikinci turda destekleyeceği kesinlik kazanmışken, belirli bir partiye işaret ederek, siyasetin Alevileri bölmesine müsaade edilmemelidir.

Adaylar kendi partilerine oy isteyebilir, ama Alevi kurumları particilik yapmamalıdır. Türkiye’nin kaderini tayin edecek büyük hikâyenin siyasetine davet çıkarmalıdır.

24 Haziran, Aleviler için sadece bir oy kullanmak değildir. Birlikte yaşadığımız şu topraklarda, bölücü, kutuplaştırıcı, tekçi, ırkçı ve mezhepçi siyasetlere inat, geleceğimizi birlikte belirleme ve karanlıkları aydınlığı, kaosu huzura, şiddeti barışa çevirme umudunu taşımaktır.

Ötekisiz bir Türkiye’yi yaratabiliriz. Bu mümkün…

Seyyar sandık istismarı

BURCU CANSU

Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde uygulanacak “seyyar sandık” uygulaması istismarlarla başladı. Söz konusu uygulamanın kapsamı dışında bulunan ‘görme ve işitme engelli yurttaşların’ da seyyar sandık uygulamasına dahil edilmesi tartışma yarattı.

Seyyar sandıklarda oy kullanabilmeleri için, hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin ilçe seçim kurulu başkanlığına veya ilçe seçim kurulu başkanlığına gönderilmek üzere muhtarlığa başvurulmasını istedi. Karara göre, bir sandıkta oy kullanacak azami seçmen sayısı 20 olarak belirlendi. Başvuruların ardından büyük bir karışıklık yaşanmaya başlandı.

YSK ilçe seçim kurullarının, belirlenen şartlar dışında da bazı yurttaşlara seyyar sandıkta oy kullanmasını sağlayacak raporlar verildiği yönündeki başvuruları üzerine bir genelge yayımladı.

Sincan 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı kendisine ulaştırılan raporların genelge ile belirlenen sınırların dışında olduğunu görünce YSK’ye başvuruda bulundu. Başvuruda, aile hekimliklerince, görme ve işitme engelli seçmenler aranıp, yatağa bağımlı olup olmadığı araştırılmaksızın seyyar sandıklar için oy kullanabilecekleri raporu verildiği bildirildi. Diğer ilçe seçim kurullarına da bazı seçmenlerin bizzat raporunu götürmesine karşın seyyar sandıkta oy kullanma talebinde bulunduğu da tespit edildi. Belirlenen kriterlere taşımayan seçmenlere de raporlar verilmesi nedeniyle çok sayıda sandık kurulması gündeme geldi.

Sincan İlçe Seçim Kurulu’nun başvurusu üzerine YSK, seyyar sandık kurulması koşullarına ilişkin kararını ayrıntılandırdı. Kararda, yatağa bağımlı olmayan seçmenlerin seyyar sandık kapsamı dışında olduğu bildirildi. Kararda, “Seyyar sandık kurulu talep formu ile birlikte ‘engeli nedeniyle yatağa bağımlı olduğu’ veya ‘hastalığı sebebiyle yatağa bağımlı olduğu’ ibaresinin yer aldığı sağlık raporunun ibrazı gereklidir” denildi.

‘Dış güçler’ Reis’e karşı falan değil, kimse hikâye anlatmasın

Seçim yaklaşırken iktidarın kullandığı söylem standart, “dış güçlerin hizmetinde iç güçler birleşmişler, Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalışıyorlar.” Ayağımın tozuyla geldiğim Brüksel’den bildireyim, durum hiç de öyle değil. Aksine Erdoğan, Brüksel’in işine bile geliyor.

Avrupa Birliği’nden ilkeler ve prensipleri çıkardığınızda geriye ordusu bile kalmadığını da düşünürsek aslında özünde hiçbir şey kalmıyor. Avrupa Birliği, romantik bir hayal değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası ilkeler üzerinde yükselen yeni dünyanın parlayan yıldızıydı. Şimdi ise insanlık İkinci Dünya Savaşın’dan edindiği tecrübeyi unutmuş gibi. Ne idealler ne de ilkeler kimsenin umurunda. Brüksel’de ideallerden geriye köhne bir yapı ve para peşinde pragmatistler kalmış. Bu yeni düzene ise aslında en çok bir lider olarak Recep Tayyip Erdoğan uyum sağlıyor.

Her şeyden önce Türkiye bu halde, astığı astık kestiği kestik rejimiyle Avrupa Birliği’ne üye olmak değil, üyeliğinin gündeme bile gelmesi imkânsız. Bu en çok Türkiye’yi Batı’da istemeyenlerin işine geliyor. Türkiye’yi almamak için artık bahane bile üretmelerine gerek yok.

Hiçbir fasıl açılmıyor, kimse Türkiye’ye artık fasıl aç bile demiyor. Sadece ticaret devam ediyor.

Brüksel’in bu aralar en fazla yaptığı şey Türkiye’de propaganda değil de haber yapabilen üç beş gazeteciyi çağırmak ve ölen Türkiye demokrasisi için ah vah diye ağlaşmak. Onun dışında kimsenin bir şey yapası da yok, yapacağı da.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye karşı oynadığı en iyi kart Suriyeli mülteciler kartı. Avrupa, Türkiye yeter ki Suriyelileri sınırını açıp Avrupa’ya “salmasın” diye, Türkiye’deki iktidar ne isterse vermeye hazır. Paraysa para, tavizse taviz.

Süregiden ticaretten de herkes memnun. Avrupanın en çok vurguladı şey, Türkiye’nin bir numaralı ticari partneri olmak. Bu aslında aynı zamanda, demokrasiye dönüş için yaptırım gücü anlamına da geliyor ama bu gücü, Brüksel’de kimsenin kullanmaya takati yok.

Geçen sene katıldığım kapalı bir toplantıda Dünya Bankası fon yöneticilerinden biri, açık açık anlatmıştı: “30 yıldan uzun süredir Türkiye’de fon yönetiyorum. Recep Tayyip Erdoğan bizim çok işimize geliyor. Tek adamlı sistemlerde işimizi çözmek kolay. Başka bir iktidar şimdi bizim için risk anlamına gelir” demişti. Velhasıl Brüksel de meseleye böyle bakıyor, alan memnun veren memnun. Arada bir ayıp olmasın diye eleştirel raporların yazıldığı kenarda tutulan, Rusya’ya da tam kaptırılmayan Türkiye. Türkiye’de demokrasinin günden güne ölümünü izleyip yalandan ah vah derken, para hesabı yapan Avrupa. “Dış güçlerin” ahval ve şeraiti budur. Kimse “Avrupa Reis’e karşı” yalanını atmasın. Brüksel’in oy hakkı olsa tutar oyunu “Reis”e verir.

Demirtaş: İnsanlar AKP’den kurtulmak istiyor; AKP de bunu

Reuters’ın sorularını el yazısıyla yanıtlayan HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, “AKP hükümeti desteğini hızla kaybediyor.Türkiye’deki insanlar AKP’den bıktı ve onlardan kurtulmak istiyor ve AKP de bunu biliyor” yorumunu yaptı.

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, avukatı aracılığıyla Reuters’ın sorularını yanıtladı. Demirtaş, “Gösteriler yasaklandı, konuşmak yasaklandı, hükümeti eleştirmek yasaklandı, hatta barışı savunmak terör propagandası sayıldı. Böyle bir atmosferde adil seçim olmasını beklemek imkansız” dedi.

Henüz hüküm giymediği için yasal olarak seçimlere girmesinin önünde bir engel olmadığını söyleyen Demirtaş, “Eğer yargı beni engellerse bu skandal ve suç olur” ifadesini kullandı. Reuters, haberinde HDP’nin yaklaşık yüzde 10-12’lik bir tabanı olduğunu aktarırken, HDP’nin Meclis’e girmesinin mümkün olduğunu kaydetti.

‘AKP BUNU BİLİYOR’

Demirtaş, “Türkiye’yi 15 yıldır yöneten AKP ve Erdoğan, desteğin azalmasından dolayı endişenediği için erken seçime gitti. Kürt seçmenler, ‘ırkçı bir partiye’ oy vermeyecektir. AKP hükümeti desteğini hızla kaybediyor, ekonomi krize sürükleniyor” dedi. Demirtaş, “Türkiye’deki insanlar AKP’den bıktı ve onlardan kurtulmak istiyor ve AKP de bunu biliyor” yorumunu yaptı.

Henüz hüküm giymediği için yasal olarak seçimlere girmesinin önünde bir engel olmadığını Reuters’a söyleyen Demirtaş, “Eğer yargı beni engellerse bu skandal ve suç olur” ifadesini kullandı. Reuters, HDP’nin yaklaşık yüzde 10-12’lik bir tabanı olduğunu aktarırken, partisinin meclise girmesinin mümkün olduğu belirtildi.

Demirtaş, “Türkiye’yi 15 yıldır yöneten AKP ve Erdoğan, desteğin azalmasından dolayı endişenediği için erken seçime gitti. Kürt seçmenler, ‘ırkçı bir partiye’ oy vermeyecektir. AKP hükümeti desteğini hızla kaybediyor, ekonomi krize sürükleniyor” dedi. Demirtaş, “Türkiye’deki insanlar AKP’den bıktı ve onlardan kurtulmak istiyor ve AKP de bunu biliyor” yorumunu yaptı.

AKP’nin seçim vaadi: OHAL’i kaldıracağız

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 24 Haziran seçimleri için nasıl bir yol izleyeceği belli olmaya başladı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında uygulanmaya başlatılan ve hukuksuz kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yöneten AKP hükümeti, 24 Haziran seçimleri için OHAL’i kaldıracağı vaadinde bulundu. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, AKP, kampanya boyunca, “Partinin kuruluş ilkelerine sadık olduğu, ancak FETÖ, PKK ve IŞİD ile mücadele nedeniyle zorunlu kısıtlamalara gidildiği, OHAL’ın kaldırılacağı, partinin devletçi politika izlemediği, sadece devleti korumak için karar almak zorunda kaldığı” tezlerini işleyecek.

Seçmenin AKP’den uzaklaşmasını önlemek için partinin 16 yıl boyunca attığı adımlar ve aldığı kararlardan örnekler verilecek. Yaşanan dönemin olağanüstü olduğu için bazı sınırlandırmalar getirildiği ve bunun geçici olacağı vurgusu yapılacak.

AKP, ekonomide alınan kararların sonuçlarının önümüzdeki aylarda görüleceği ve sorunların aşılacağı mesajı da verecek.

KAMPANYA DİLİ VE SLOGANI

AKP kampanyasını “Tayyip Erdoğan” üzerine kuracak. Parti, Meclis çoğunluğunu kaybetmemek için “hem Erdoğan’a hem AKP’ye oy verilmesi” için özel olarak çalışacak. Sistemin bir bütün olduğunu, yürütme ve yasamanın ayrı partilerden olmasının sorun yaratacağı anlatılacak. Kampanyada kullanılacak dil konusunda da tüm partililer uyarılacak. Seçmeni kucaklayan dil kullanılması, ayrıştırıcı ifadelerden uzak durulması istenecek. Kampanya boyunca, “Kalıcı huzur, kalıcı güven, kalıcı istikrar” sloganları kullanılacak.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno