104 yaşındaki bilim insanı, ‘ölüm yolculuğu’nu tamamladı

‘Yaşam standartlarının kötüleştiği’ gerekçesiyle bu ay içinde İsviçre’de kendi yaşamına son vermek istediğini açıklayan Avustralya’nın en yaşlı bilim insanı 104 yaşındaki David Goodall’ın bu kararı ötanazinin yasadışı olduğu Avustralya’da tartışmalara neden olmuştu.

104 yaşındaki Ekolojist, yaşanan tartışmaların üzerine İsviçre’nin Basel kentinde ötanazi savunucularıyla bir araya gelerek bir basın toplantısı düzenledi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bugün için planlanan ötanazi prosedürüne ilişki detayları bilmediğini belirten Goodall, ötanazi işleminin iğneyle yapılacağını ve bu esnada bazı aile üyelerinin de kendisiyle birlikte olacağını açıkladı.

“Uygun zaman geldiğinde, ölmeyi seçmek serbest olmalı” diyen Goodall’ın basın açıklamasında giydiği ve üzerinde ‘Utanç verici yaşlanma’ yazılı kazağı dikkat çekti.

Ötanazi kararına ilişkin “Son 6 yıldır görme yetim, son bir iki yıl içerisinde de yeteneklerim düşüş gösterdi, artık hayata daha fazla devam etmek istemiyorum ve sona erdirme şansım olduğu için mutluyum” diyen Goodall’ın kendisine sorulan soruları duymakta zorlandığı görüldü. Bunun üzerine bazı sorular mikrofonla tekrar edildi ve Goodall soruları net bir şekilde cevaplayabildi. Goodall ayrıca ötanazi kararının medyanın dikkatini İsviçre’ye çekmesine yol açmasından ötürü de üzerinde baskı hissettiğini söyledi.

YAŞAMA BEETHOVEN’LA VEDA ETMEK İSTEDİ

Son anlarında dinlemek için herhangi bir müzik seçip seçmediği sorulduğunda ise bunun hakkında pek düşünmediğini belirten Goodall, “Eğer bir şey seçeceksem bu Beethoven’ın 9. Senfoni’sinin final bölümü olurdu” diyerek 9. Senfoni’nin final bölümü olan ‘Ode to Joy’dan bir bölümü Almanca seslendirdi. Goodall’ın bu performansı ise alkışlarla karşılandı.

Goodall’ın hayatına son verildi.

Google’dan 23 Nisan’a özel Doodle

Dünyaca ünlü arama motoru Google, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel bir Doodle yayınladı.

Arama motoru Google, ana sayfasında logosunu 23 Nisan’a özel olarak değiştirerek bu özel günü kutladı.

Hazırlanan doodle’da bir grup çocuk, müzik ve Türk bayrağı eşliğinde yürüyor.

Avrupa Birliği’nden Apple’a soruşturma

Avrupa Birliği (AB) Komisyonunun, Amerikan teknoloji şirketi Apple’ın Shazam müzik uygulamasını satın alma teklifine yönelik soruşturma başlattığı bildirildi. Yapılan açıklamada, teklif edilen satın alma işleminin müzik hizmetleri piyasasında seçenekleri azaltabileceği ve rekabet konusunda kaygılara neden olduğu kaydedildi.

Avrupa’da faaliyet gösteren büyük ölçekli şirket birleşmeleri veya satın almalarını denetlemek AB Komisyonu’nun yetkileri arasında yer alıyor.

AB Komisyonu, bu incelemelerde ve soruşturmalarda rekabete aykırı bir durum olup olmadığını değerlendiriyor. Rekabete zarar verecek durumların tespit edilmesi halinde AB Komisyonu birleşmeleri ve satın almaları engelleyebiliyor.

Zeynep Bakşi Karatağ’dan ikinci albüm: Usulca

İlk albümü Mozaik ile kendisinden sıkça bahsettiren Zeynep Bakşi Karatağ, ikinci stüdyo albümü Usulca 8 Mayıs’ta çıkıyor.

Kalan Müzik etiketiyle dijital ortamlarda ve müzik marketlerde yerini alacak olan Usulca’da Zeynep Bakşi Karatağ’a Ahmet Aslan, Ozbi ve Umut Altınçağ eşlik ediyor.

Mozaik albümünde olduğu gibi tüm düzenlemeler yine Murat Karatağ’a ait.

Aşık Veysel’in ‘Ben Gidersem Sazım Sen Kal Dünyada’ adlı unutulmaz eserini de yeniden yorumlayan Zeynep Bakşi Karatağ, kısa bir süre önce bu parçayı single olarak dijital ortamlarda dinleyicileriyle paylaşmıştı.

Karatağ, ilk albümü Mozaik’te kendine has tarzı ve dikkat çekici sesiyle ilgi odağı olmuştu.

Değiştik tuhaflaştık kötüleştik

KADİR İNCESU

Müzik eleştirmeni Naim Dilmener’in ilk romanı Obsesyon, Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Dilmener ilk romanında ‘… bütün dünyayı bir kenara bırakmış’ tutkulu bir plak koleksiyoncusunu anlatıyor.

»Obsesyon, sahaf Erman’ın deyişiyle, “Karısını kızını üç beş plak için sokağa atan Selami Bey”in romanı gibi gözükse de; anlatılan, dile getirilen, dikkat çekilen, dokundurulan, vurgulanan, düşündürülen, hissettirilen şeyler hiç de yabancı değil. Müzik eleştirmeni Naim Dilmener’i bu romanı yazmaya yönelten düşünce ne oldu?
Giderek değişen hayatımız, giderek farklılaşan toplum ve memleket üstüne bir roman yazmak istiyordum. Çıkış noktam ne koleksiyondur, ne de koleksiyoncu. İlk taslaklarda başka türlü yazıldı kitap; Selami dev rezidansların, AVM’lerin şantiyelerinde çalışan bir inşaat mühendisiydi. Ama akamadı roman. Ya da ben beceremedim. İyi bildiğim bir alana geçeyim dedim ve meslek değiştirdim. Selami koleksiyoncu oldu, ben rahatladım. Demek istediğim, derdim başka bir şeydi; değişen memleketi anlatmak istiyordum.

»Romanda Selami haliyle ön planda. Ancak ulaşım, çarpık kentleşme, insan ilişkileri, beslenme, AVM’ler, entrikalar, sosyal-siyasal olaylar da dikkat çekiyor.
Evet işte. Böyle oldu(k). Değiştik. Tuhaflaştık. Kötüleştik. Niye böyle olduğumuzun cevabı beni de, romanı da aşar. Selami’yi haydi haydi aşar. Onu sosyologlar, psikologlar anlatacak bize bir zaman sonra. Benim yaptığım, bir yıllık -haydi biraz obsesif olayım; 4 mevsim-12 ay-52 haftalık- bir zaman diliminin fotoğrafını çekmek oldu. Eylül 2013’te başlıyor kitap, Ağustos 2014’te sona eriyor.

»Selami, sanki daha iyi olmak için fazla çabalamasa da yaşadıkları/yaşananlar buna zaten pek imkân vermezmiş gibi…
Yok, yok. Pek hafifletici sebebi yok aslında. Bildiğimiz kötü bir insan o. Bencil biri. Böylelerinden kimseye hayır gelmez. Kendilerine bile. Ama tabii şu var. Memleket/toplum baş aşağı gitmiyor olsaydı, pekala aramızda yaşayıp gidebilirdi; göstermeden, çaktırmadan. Ama işte, toplumun bütününde sigortalar atarken, Selami gibileri en hızlı şekilde elektrik (ya da gaz) kaçırmaya başlıyor.

»Siz de sıkı bir koleksiyonersiniz. Kahramanınızın koleksiyoner olması kurgusal anlamda size kolaylık sağladı mı?
Çok. Kolaylık bir yana uçmamı sağladı. Hem rahat rahat yazdım, hem de isimlerle oynarken, olmayan plakları kurgularken çok eğlendim.

»Sonuçta Obsesyon bir roman. Roman kahramanını yazarıyla kıyaslamak, karşılaştırmak ne kadar doğru olur ki… Fakat romanı yazan da, kahramanı da koleksiyoner olunca durum değişiyor.
Ben kendimce, benimle arasında uçurum olan birini yazdım. Daha doğrusu kurguladım. Bir tek Selami değil; kitaptaki hiç kimse, gerçek hayattan birileri değil. Kitap bir kurgu, hem de boydan boya. Ne böyle insanlar var, ne de böyle plaklar. Ama memleketin hali gerçek. O da elbette kurgu da, olup bitenler nispeten sızdı kitabın içine.

»Selami’ye aklında olmayan şeyleri yaptıran “… bir tek bende olsun düşüncesi” midir?
Bu dediğiniz koleksiyoncuyu tetikleyen en mühim şeydir. Ama bir tek bu değil. Herif aşık; Sezenak’a sırılsıklam aşık.

degistik-tuhaflastik-kotulestik-457835-1.»“Koleksiyon takıntıdır” diyen birisine, “Öldün mü mallar Kemal’e geçiyor,” sözü neler düşündürüyor?
Böyledir ama. Bir koleksiyoncu olarak bunu çoktan kabul ettim. Ne yapalım; hayat böyle. Kişisel koleksiyonlarımızın bizim için ifade ettikleri, herkes için aynı olmayabilir.

»Hayatın kendisine yamuk yaptığını düşünen Selami için her şey daha iyi olabilir miydi?
Zor. Böylelerine “İmkansız İnsan” da diyebiliriz. Herkesle didişirler ama onlar bilmiyor da olsa biz biliyoruz; asıl dertleri kendileriyledir. Kendi kendilerinden nefret ederler ama bunu bilmez ve bu nefreti sürekli olarak başkalarına yansıtırlar.

»Son dönemde plaklara olan ilgi üst düzeyde… En azından benim gördüğüm durum bu… Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dijitaldeki ses tertemizdir, pırıl pırıldır, pürüzsüzdür. İlk yıllarda çok iyi geldi bize. Ama daha sonra bu tür bir ses, gerçekliğini yitirdi çoğu insan için. Hatasıyla, sevabıyla gerçek olan sesi arar olduk. Ana sebep budur. Biraz da koleksiyon tutkusu tabii. Biraz da hava basma niyeti. İnsanlar tuhaftır; “Ben LP dinliyorum,” demeyi, marifet ya da şişinme sebebi sananlar var.

»Sizin şu sıralar peşinde olduğunuz bir plak var mı?
Ajda Pekkan’ın Arapça plağı. Büyük bir tutkuyla arıyorum; en az Selo kadar büyük bir tutkuyla 🙂

»Hafif Türkçe Pop Tarihi’nin ikinci cildinin yazım çalışmaları ne durumda?
Fena gitmiyor. Obsesyon nedeniyle geri plana atmıştım ama şimdi ona yüklendim. Eli kulağında diyemem ama çok da geciktirmeyeceğim.

CHP, TRT için Meclis Araştırması istedi

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Seçim sürecindeki programların adil ve tarafsız bir şekilde yayınlanması ve TRT Kurumunda yaşanan her türlü usulsüzlüğün önüne geçilerek, usulsüzlük yapanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılması ve yapılan tüm iş ve işlemler ile ilgili şeffaflığın sağlanarak bunların da somut göstergelerle kamuoyu ile paylaşılması ve TRT Kurumunda programları yapan ve sunanların hangi kriterlere göre belirlendiğinin tespiti amacıyla Anayasanın 98’inci ve İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını istedi.

Tanrıkulu’nun konu hakkında Meclis Başkanlığına yaptığı başvuru şöyle:

“Geçmiş tarihlerde, TRT, yaptığı taraflı yayıncılık, torpilli işe alım iddiaları ile gündeme gelmiştir. TRT bütçesinden kimlere ve hangi kuruluşlara ne kadar ödeme yapıldığı, bu ödemelerin hangi gider kalemleri ile gösterildiği ve bu ödemelerin kimin ya da kimlerin bilgisi dahilinde yapıldığı soruları ise kamuoyunda yanıt beklemektedir.

Başbakan Eski Yardımcısı Bülent Arınç’ın 2013 yılı Nisan ayında basına da yansıdığı üzere, TBMM Genel Kurulu’nda Milletvekillerinin sözlü sorularını yanıtlarken, “AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’e, TRT’de yorumculuk yaptığı 4 Aralık 2008-4 Aralık 2012 tarihleri arasında haftada 14 bin TL, 2011 yılı Ocak ayındaki programları için toplamda 42 bin TL ödeme yapıldığını” kaydettiği ve “2009-2010 lig sezonu boyunca Şükür’ün katıldığı programların toplamda 1 milyon 440 bin TL değerinde sponsorluk geliri bulunduğundan kendisine ödenen ücretler buradan karşılandı. 2011 yılının Ocak ayının son haftasından en son katıldığı aynı yılın Mayıs ayına kadar gerçekleştirilen programlar dış yapım olduğundan Şükür’e ne kadar ücret ödendiği hususu ilgili firmanın bilgisi dahilindedir.” ifadeleri basına yansımıştır.

Ancak, ilginç olan bir diğer husus ise, sponsorların kimler ya da hangi firmalar olduğudur. Bir diğer yanıt bekleyen konu ise, Hakan Şükür’ün 2011 yılının Ocak ayının son haftasından en son katıldığı aynı yılın Mayıs ayına kadar gerçekleştirilen programların dış yapım olduğundan bahsedilmiş ve Şükür’e ne kadar ücret ödendiği hususu ile ilgili olarak firma adres olarak gösterilmiştir.

Yine Başbakan Eski Yardımcısı Bülent Arınç’ın bahsettiği üzere, gazetelerin manşetlerinin değerlendirildiği ve spor gündeminin yorumlandığı ‘spor manşet’ programı ile Formula 1 canlı yayın programlarının, Okay Karacan’ın kurduğu şirkete yaptırıldığı ifade edilmiştir. Formula 1 yarışları 2010 sezonu için 875 bin 520 TL, 2011 sezonu için 900 bin TL ödenmiş olduğu, ‘spor manşet’ programının bölüm başı ücretlerinin ise 7 bin ile 7 bin 500 TL arasında değiştiği ifade edilmiştir. TRT’nin programlarını hangi şirketlere yaptıracağını belirlerken ne tür kriterler aradığı ise şaibelidir.

21 Aralık 2016 tarihinde vermiş olduğum 7/10032 esas numaralı yazılı soru önergesinde, TRT MÜZİK, TRT SPOR VE TRT HABER PROGRAMLARINDA program yapanlara ne kadar ödendiği ile programı yapan hangi yapım şirketlerine hangi programlar karşılığında ne kadar ödendiği soruları yanıtsız bırakılmıştır.

Keza yine 21 Aralık 2016 tarihinde vermiş olduğum 7/10033 esas numaralı yazılı soru önergesinde yer alan, “1 Ocak 2002 tarihi itibarıyla TRT’nin sahibi olduğu taşınmazların listesi, 31 Aralık 2016 tarihi itibarıyla TRT’nin sahibi olduğu taşınmazların listesi, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde TRT bünyesinde yapılan tüm temsil ve ağırlama giderlerinin toplam tutarının ne kadar olduğu, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde TRT Kurumunun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil hangi ülkelerde toplam kaç adet gayrimenkul kiraladığı, gayrimenkuller için toplam ne kadar tutarda kira ödemesinde bulunduğu, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde TRT Kurumunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil kadrolu, sözleşmeli ve hizmet sözleşmeleri ile başka şirketler üzerinden istihdam ettiği personel sayılarının görevlendirildikleri ülkelere göre dağılımı ne olduğu, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde TRT Kurumu hizmet alım sözleşmesi imzaladığı hangi firmalara ne kadar tutarlarda ödeme yaptığı, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016tarihleri arasındaki dönemde TRT Kurumunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil istihdam ettiği personeller için yaptığı tüm giderlerin toplam tutarı ne kadar olduğu, 30 Haziran 2014 – 31 Aralık 2016 tarihleri arasındaki dönemde TRT Kurumunun kiraya verdiği binalardan elde ettiği gelirlerin toplam tutarı ne kadar olduğu” soruları da yanıtsız bırakılmıştır.

5 Mart 2018 tarihi itibariyle TRT’de hangi programların kimlere yaptırıldığı, bahse konu programları yapan ve sunanların hangi kriterlere göre belirlendiği izaha muhtaçtır.

TRT yönetiminin 142 Türkçe, 66 Kürtçe şarkıyı yasakladığını iddia edilmekte olup 2016’nın yasaklı listesinde Sıla, Nazan Öncel, Demet Akalın gibi Türkçe popun tanınmış isimleri de bulunuyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir Hukuk Devletidir. Bu, idarenin her türlü işleminin yargı denetimine açık olması yanında, tüm iş ve işlemlerin yasal bir dayanağa sahip olmasını gerektirir. Asıl olan vatandaşların haklarıdır. Bu çerçevede vatandaşların haklarını koruyan Anayasa Hükümleri ve Kanunlar mevcut olup, bunlara aykırı mevzuatın ve uygulamaların yürürlükten kaldırılması adaletin ve kamu yararının sağlanması açısından büyük bir önem taşımaktadır.

24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Seçim sürecindeki programların adil ve tarafsız bir şekilde yayınlanması ve TRT Kurumunda yaşanan her türlü usulsüzlüğün önüne geçilerek, usulsüzlük yapanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılması ve yapılan tüm iş ve işlemler ile ilgili şeffaflığın sağlanarak bunların da somut göstergelerle kamuoyu ile paylaşılması ve TRT Kurumunda programları yapan ve sunanların hangi kriterlere göre belirlendiğinin tespiti amacıyla Anayasanın 98’inci ve İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.”

BirGün okurları Kozyatağı’nda kahvaltıda buluşuyor

BirGün’ün 15. yaşı ve ‘BirGün; patronsuz ama sahipsiz değil’ mottosuyla sürdürülen abone kampanyası kapsamında BirGün okurları 29 Nisan Pazar günü Kozyatağı’nda kahvaltıda buluşuyor.

Kozyatağı Prof. Dr. Kriton Curi Parkı’nda saat 10.00’da ilk olarak açık havada kahvaltıyla başlayacak etkinlik, sonrasında BirGün Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün yazarı Güven Gürkan Öztan’ın katılımında bir söyleşiyle devam edecek.

Kömür Karası Müzik Grubu’nun vereceği konserle son bulacak etkinliğe, HAZİRAN Kozyatağı Meclisi tüm BirGün okurlarını davet etti.

Klasik müzik kulak çınlamasına iyi geliyor

Kulak çınlamasının sağlık açısından pek çok sebebi olabilir. Kir, tiroid yüksekliği ve düşüklüğü, şeker hastalığı gibi hastalıklar sebep olabildiği gibi psikolojik nedenler de kulağınızı çınlatabilir. Kulak Burun Boğaz Uzmanı

Klasik müzik kulak çınlamasına iyi geliyor

Halk arasında “biri beni andı” olarak tabir edilen kulak çınlamasının sebebi o kadar da basit değil. Kulak çınlaması kafa kaidesindeki seslerin kişi tarafından algılanması anlamına geliyor. Op. Dr. Özge Çağlar, ‘Kulak çınlaması olan kişilerde çınlama genellikle gece daha çok hissediliyor. Etraf daha sessiz oluyor ve kişi çınlaması ile baş başa kalıyor. Hastalara bu noktada önerim, yarım saat klasik müzik dinlemeleri. Çünkü insan sesi olmayan klasik müzik, çınlamayı bastırıyor” dedi.

Sözcü

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno