104 yaşındaki Avustralyalı bilim insanı ötanazi hakkını kullandı

Avustralya’da yasak olduğu için İsviçre’deki bir kliniğinde doktor yardımıyla ötanazi yapılan Goodall’ın, hiçbir ölümcül hastalığı bulunmuyordu.

Yaşam standartları kötüleştiği ve görme yetisinde düşüş olduğu gerekçesiyle ötanazi hakkını kullanan Gooddall’ın, ölmeden önceki son öğününde bir İngiliz klasiği olan balık ve patates kızartması yediği, tatlı olarak da kek tercih ettiği belirtildi.

Goodall’ın yaşamına ölümcül dozda Nembutal isimli uyku ilacı kullanılarak son verildiği kaydedildi.

Ötanazi öncesi son cümlesi “Ne için bekliyoruz ki?” olan Goodall’a, ölmeden önce son isteği üzerine Beethoven’ın 9. Senfonisi’nin “Ode to Joy” adlı parçasının dinletildiği öğrenildi.

Torunları yalnız bırakmadı

Dün düzenlenen basın toplantısında duymakta zorluk yaşamasına rağmen kendisine yöneltilen soruları rahatlıkla cevaplayan Goodall’ın, ölmeden önce baş ucunda ABD ve Fransa’dan gelen torunları yer aldı.

1914’te Londra’da doğan Goodall, 1948’de Melbourne Üniversitesinde ders vermek için Avustralya’ya göç etmişti.

Goodall’ın, 3 evliliğinden 4 çocuğu ve 12 torunu bulunuyordu.

Geçen hafta Avustralya’dan İsviçre’ye tek yön uçak bileti alan Goodall, Fransa’nın Bordeaux kentindeki akrabalarını da son kez ziyaret etme şansı bulmuştu.

Ekoloji alanında 70 yıldan fazla süredir çok sayıda araştırmaya imza atan 104 yaşındaki bilim insanı, Avustralya hükümetini ötanazi hakkı vermediği için eleştiriyordu.

Wenger’e veda: Adieu Le professeur…

Manchester City’nin geleceği parlak golcüsü Leroy Sane 1996 senesinin ocak ayında açmış dünyaya gözlerini. O sene, takvim yaprakları 12 Ekim 1996’yı gösterirken başlamıştı Arsene Wenger’in Arsenal macerası. Kuzey Londra kulübü 1995-1996 sezonunda ligi 5. sırada tamamlamış, sezon sonunda teknik direktör Bruce Rioch’un görevine son verilmişti. 46 yaşındaki yeni hoca ilk maçını unutulmaz golcüsü Ian Wright’in golleriyle 2-0 kazandı. O maçtan kısa süre sonra 47. yaşına basan Fransız futbol adamının onca sene takımın başında kalacağını kim bilebilirdi ki!

Sadece şu istatistik bile belki de bir daha hiçbir hocaya nasip olmayacak süreyi anlatmaya yeter herhalde: Onun döneminde Chelsea 19 teknik direktörle çalıştı, uzaklarda bizim coğrafyada Fenerbahçe’de bu sayı 22, Gençlerbirliği’nde ise 40’ın üzerinde…

Velhasıl Blackburn Rovers’ta başlayıp 22 sene sonra Burnley karşısında son kez Emirates Stadı’nda Arsenal’in başında sahaya çıkan futbol bilgesine veda edelim bu yazıda. O zamanları yakından gözlemlemiş bir futbolsever olarak yad edelim Wenger yıllarını kalemimiz yettiğince…

•••

1996 senesinde Ada futboluna ayak bastığında bir futbol adamından çok profesörü andıran görüntüsüyle şaşırtmıştı futbolseverleri. O yıllarda Ada futbolunda nam salmış Joe Kinnear, Harry Redknapp, Gerry Francis, Kevin Keegan, Ron Atkinson gibi tipik İngiliz hocalarla kıyaslandığında farkı görmek mümkündü. Gözünde kocaman gözlükleri, basın toplantılarında beş dilde konuşabilmesi, futbolcularına sürekli diyetin önemini vurgulaması hep bildiklerimiz. İlk sezonunda ligi 3. sırada bitirdi; 100. maçına çıktığında geride kazanılan bir şampiyonluk ve Lig Kupası gelecek sezonların habercisiydi. Yine de bir gerçeği atlamayalım, takıma geldiğinde Tony Adams, Nigel Winterburn, Lee Dixon, Martin Keown, kaleci David Seaman halen kadrodaydı; haliyle ilk sezonlarında savunmaya takviye yapmak zorunda kalmadı. Bilmeyenler için, Ada futbol tarihinin muhtemel en iyi savunma beşlisinden bahsediyorum. Onun öncesinde en son şampiyonluğunu 1990-1991 sezonunda yaşamış olan Arsenal, onun ilk dokuz sezonunda ligi ikinciliğin altında bitirmeyecek, üç sezonda da şampiyonluk yaşayacaktı. Müthiş transferler yaptı zaman içinde; Vieira, Petit, Anelka, Henry, Pires bir çırpıda akla gelenler. Mayıs 2003 – Ekim 2004 arasında 49 maçlık yenilmezlik serisiyle takımı Ada futbolunun rekorunu kırdı. Onun öncesinde Brian Clough’un Nottingham Forest’i 1977 senesinin kasımından 1978’in kasımına kadar 42 maçta yenilgi yüzü görmemiş…

İlk 9 sezonunda takım ligi ikinciliğin altında bitirmezken son sezonlarında hüsranları yaşadı. Bu sezon ligde aldığı 12 yenilgi düşüşün özeti. Haliyle eskiyi bilen, döneceğine inanan en sabırlı müritleri bile sıkıldı sonunda beklemekten, onlar da sayısı her sezon artan ‘Wenger gitsin artık!’ tarikatına katıldı. Yine de hakkını vermek gerek, 2006 senesinde yeni stadına taşınan Arsenal’in stat projesinin başında o vardı, geride mali açıdan borçsuz ve zengin bir kulüp bıraktı…

Yeri gelmişken, Arsenal verileri arasında şunlar var, 1228 maçta takımın başında sahaya çıktı, kazanma yüzdesi 57,3 ve kazandığı kupa sayısı 17 (3 Premier Lig şampiyonluğu, 7 Federasyon Kupası, 7 Community Shield Kupası). Onun döneminde Arsenal’de 222 futbolcu takımla saha çıktı, inanması güç ama kulüp tarihinde forma giyen topçuların yüzde 26’sına hocalık yaptı.

Sadece son iki sezonunda takımı ilk dörde giremedi, ligde topladığı toplam puan 1.618, sadece Alex Ferguson’un Kırmızı Şeytanları ondan daha fazla puan (1.752) topladı. O sürede didiştiği rakip hocalar da oldu elbet, onların başında gelir Jose Mourinho, 2004 senesinde yayınlanan biyografisinde (Jose Mourinho: Made in Portugal) Wenger’i saha dışında yakalayıp kafasını kırmak niyetinde olduğunu anlatır büyüğe saygıdan nasibini alamamış kibir abidesi Portekizli.

•••

Mayıs ayının ilk pazar gününde Wenger’in son ev sahipliğinde Arsenal ligin sürpriz takımı Burnley karşısında. 1974 senesinden beri altı kez karşılaşmışlar, sadece bir kez rakibini mağlup edebilmiş Burnley. Bu maça çıkarken ligde Arsenal’in üç puan gerisinde olmaları kat ettikleri yolun göstergesi. Wenger’in takımı 4-3-3 dizilişinde başlıyor maça, ileri üçlüde, Lacazette, Aubameyang, Mkhitaryan. Özil’in yokluğunda ilk bölümde topa daha çok sahip olan ev sahibi 14’te golü buluyor. Lacazette ceza sahasına enfes kesiyor, Aubameyang’a dokunmak kalıyor. Burnley savunmasının ortasında Tarkowski yerinde müdahaleleriyle dikkat çekenlerden ama golde çaresiz. Futbolseverlerin, Dünya Kupası’nda İngiltere formasıyla izleme olasılığı yüksek 25 yaşındaki stoperi. Arsenal rakip savunmanın sağını zorluyor ilk yarıda, orta sahada Wilshere etkili. Devrenin bitimine yakın farkı ikiye çıkartıyor Arsenal, sağdan bu kez Bellerin kesiyor ve Lacazette bitiriyor. Topa yüzde 69 oranında sahip olan ev sahibi devreyi önde kapatıyor…

59.540 taraftarın önünde Burnley gol arayarak başlıyor ikinci yarıya, ama golü Arsenal buluyor. Wilshere solda Kolasinac’ı görüyor, uzak köşeye bırakıyor 31 numara. 64’te Iwobi fakı dörde çıkartırken ‘There is only one Arsene Wenger’ tezahüratı yükseliyor tribünlerden. 75’te Bellerin sağdan ortalıyor, Aubameyang durumu 5-0’a getiriyor. Velhasıl mabedindeki son maçta farklı kazanıyor Wenger, sezon boyunca bilhassa evinden ırak maçlarda pek gülmeyen yüzü bu maçta gülüyor…

Roma Senatosu’na hitaben yazılmış Zela Savaşı’ndaki zaferini anlatan mektupta “Veni, vidi, vici” der Julius Sezar. Aynı sözleri onun hikâyesine de uyarlamak mümkün, son sezonlarını bir kenara koyarak, “Geldi, gördü, yendi” Ada futbolunu tümüyle değiştiren futbol bilgesi…

Velhasıl bir Wenger geçti Arsenal tarihinden. Daha önce de yazmıştım ama hayatı bu kadar güzel tarif eden cümlesi unutulmasın: “Dünyaya geldiğinde çok sevilirsin, bir de öldüğünde. İkisinin arasında ise idare edersin!” Japonya’da geçirdiği zamanlarda öğrendikleriyle ülkeyi şöyle tanımlar: “Avrupa’da kaybettiğimiz güzel şeylere hâlâ sahipler, hayatı güzel kılan şeyler.”

Adieu Le professeur, bir daha hiç çekilmeyecek bir filmin en afili jönü, hiç unutulmayacaksın…

Ferguson kendine geldi; ilk sözü ‘futbol’ oldu

Beyin kanaması geçiren ve tedavisi yoğun bakımda devam eden İskoç teknik adam Alex Ferguson’un kendine gelir gelmez ilk sorusu futbola dair oldu.

Sputnik’in İngiliz basınından aktardığına göre, cumartesi günü geçirdiği beyin kanamasının ardından ameliyat edilen ve yoğun bakıma alınan 76 yaşındaki Alex Ferguson, kendine geldiğinde oğlunun çalıştırdığı Doncaster Rovers’ın son maçında aldığı sonucu sordu.

Salford Royal Hastanesi’nde tedavisi süren Ferguson’un dün kendine geldiği belirtilen haberlerde, teknik adamın çok neşeli olduğu ve sağlığının iyiye gittiği kaydedildi.

Haberlerde, kulüp kaynaklarına dayandırılarak, Ferguson’un Ukrayna’nın başkenti Kiev’de 26 Mayıs’ta Real Madrid ile Liverpool arasında oynanacak UEFA Şampiyonlar Ligi finalini izlemek istediği ancak tamamen iyileşmeden bunun mümkün olmayacağı ifade edildi.

Ferguson’un oğlu Darren Ferguson’un teknik direktörlüğünü yaptığı Doncaster Rovers, cumartesi günü ligdeki son hafta maçında lider Wigan Athletic’e 1-0 yenildi. Darren Ferguson, babasının beyin kanaması geçirmesi nedeniyle takımının başında sahaya çıkamadı.

Rusya’ya zehir komplosu çöktü

Eski çift taraflı Rus ajanı Sergei Skripal ve kızının mart ayında zehirlenmesiyle başlayan ve İngiltere ile Rusya arasında diplomatik krize yol açan gelişmede uzun süredir bir sessizlik var. Kriz ilk patladığında İngiltere’nin ortalığı ayağa kaldırması sonucu birçok ülke, Rus diplomatları sınır dışı etmiş, Rusya belki de daha önce karşılaşmadığı bir biçimde böylesine toplu bir dışlamayla karşı karşıya kalmıştı.

İngiltere, Rus ajan ile kızının Rusya tarafından zehirlendiğini ileri sürüyor, eylemin egemen bir ülkenin topraklarında yapılmasından ötürü de Rusya’ya yönelik uluslararası kurumları göreve çağırıyordu. Baba-kızı zehirleyen maddenin, yani Novichok sinir gazının Soğuk Savaş yıllarından kalma çok tehlikeli bir kimyasal olduğunu belirtiyor, bunun da ancak Rusya tarafından üretildiğini iddia ediyordu.

Söz konusu kimyasal madde, tüm kimyasal silahlar gibi organizmaların sinir sistemlerini felce uğratarak ölüme neden olan bir madde. Sergei Skripal ve kızı, bir pizza restoranında yemek yedikten sonra bir parkta baygın olarak bulunmuşlardı. Uzun süre hastanede kalan Skripaller ölümün kıyısından dönmüşlerdi.

İngiltere, Rusya’nın olayın suçlusu olduğuna ilişkin kanıtını Novichok’un dünyada sadece Rusya tarafından üretildiği iddiasına dayandırıyordu. Rusya, Skripallerin kendileri için bir hedef olmadığını, ayrıca Skripal’in bir İngiliz ajanı olduğunu belirtiyor, söz konusu maddenin de sadece kendileri tarafından üretilmediğini söylüyordu. Ancak İngiltere bu konudaki iddiasından vazgeçmiyordu, kanıtları inceleyen İngiltere’deki Porton Down laboratuvarının Skripallerin maruz kaldığı Novichok sinir gazının nerede üretildiğini tespit etmelerinin mümkün olmadığını söylemelerine rağmen. Askeri sınıfta bir sinir gazı kullanımı nedeniyle saldırının arkasında muhtemelen bir devlet olduğunu belirtmişti laboratuvar, Novichok’un nerede üretildiğini tespit etmelerinin kendi görevleri olmadığını da kaydetmişti.

rusya-ya-zehir-komplosu-coktu-460884-1.

Birden sessizleşti

Rusya’nın daha geniş bir araştırma yapılması önerisine yanıt vermeyen İngiltere, Skripaller ölmeyince krizi soğutur bir tutum aldı fark ettiyseniz. Şimdi, zehir kurbanları tamamen kendilerine gelirlerse anlatacakları çok önemli. İngiltere’nin bundan çekindiği bir şey olabilir mi acaba?

Zehirli maddeyi sadece Rusya’nın ürettiği iddiası İngiltere açısından başından beri zayıf bir iddiaydı. Eski bir Rus ajanı Kommersant gazetesine yaptığı açıklamada “Ben de size bu maddeyi yapabilirim, herkes yapabilir” demişti.

Çek Cumhurbaşkanı oyunu bozdu

İngiltere’nin iddialarını çürütecek en önemli tanıklık hiç beklenmedik bir yerden, Çekya’dan geldi. Çekya Cumhurbaşkanı Miloş Zeman, 2017’de az miktarda Novichok ürettiklerini, sonra da imha ettiklerini açıkladı. Bu açıklama söz konusu maddedin sadece Rusya’da üretildiği iddiasını çürüten bir açıklama oldu. Kaldı ki Rusya defalarca bu maddenin Çekya, İsveç ya da Slovakya’da üretilmiş olabileceğini de söylemişti. Zeman’ın söylediği sadece bu değil. Daha ilginç bir bilgi verdi ki bu her şeyi değiştirebilecek bir bilgi. Zeman, kendi ürettikleri Novichok’un Skripal ile kızının zehirlenmesinde kullanılmış olabileceğini de belirtti. Bu bilgi, Rusya’yı olayın dışında tutmaya yetiyor. Bu, Skripal ile kızının İngiltere’de yaşayan, birbirleriyle de ilişkileri iyi olmayan zengin Ruslar arasındaki çatışmaların kurbanı olabilecekleri anlamına geliyor.

Bu açıklama İngiltere’nin Rusya’ya yönelik iddialarına büyük darbe oldu kuşkusuz. Rus parlamenter Aleksey Puşkov, Twitter hesabından “Novichok’un Çekya’da üretilip depolanmasının ortaya çıkması Londra’nın iddialarının nasıl kontrolden çıktığını da gösteriyor” dedi.

Çek Başbakanı Andrej Babis, Rusya’nın zehirli maddenin üretildiği üç ülkeden birinin Çekya olduğu iddiasının yalan olduğunu söylemiş, İngiltere’yle dayanışmak için ülkesindeki üç Rus diplomatı sınır dışı etmişti. Ancak ne Çek Başbakanı ne Çek istihbaratı Çek Cumhurbaşkanı Zeman’ın açıklamaları ile ilgili yorum yaptı.

Peki Çekya’nın “az miktarda” Novichok üretmesi Skripallere suikast girişiminde parmağı olduğu anlamına gelir mi? Bu kadar az miktar neye yarar? Çekya’nın parmağı var mı bilinmez ama Kimyasal Silahlar Yasaklama Örgütü’ne göre Skripal ve kızı Yulia’ya düzenlenen saldırıda 100 gram sıvı madde kullanılmış. Yani çok fazla değil.

rusya-ya-zehir-komplosu-coktu-460886-1.
Çekya Cumhurbaşkanı Miloş Zeman

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Başkanı Ahmet Üzümcü, New York Times’a yaklaşık yarım fincan sıvı Novichok’un araştırma amacından ziyade bir silah olarak kullanılmak üzere yaratıldığını belirtti.

Üzümcü, Novichok’un sıvı veya aerosol olarak da uygulanabileceğini belirterek “Örneğin, beş ila 10 gramlık bir miktar araştırma faaliyeti için uygun olabilir, Skripal olayında daha fazla kullanıldığı görülüyor” diyor.

Moskova, suçlamaları başından beri reddediyordu. Skripallerin zehirlenmesinden İngiltere’nin sorumlu olduğunu, olayın Rusya ile Batı arasındaki diplomatik ilişkileri bozmak için kullanıldığını ileri sürüyordu. Rusya’nın Londra Büyükelçisi Alexander Yakovenko, Sergei ve Yulia Skripal’e Porton Down’da üretilen sinir gazının İngiliz makamları tarafından enjekte edilmiş olabileceğini öne sürmüştü.

İngiltere’nin Skripalleri zehirleyen gazın sadece Rusya’da üretildiği iddiası tamamen çökmüş bulunuyor. Bunu, “Biz 2017’de ürettik. Zehirlenmede bizim ürettiğimiz gaz kullanılmış olabilir” diyen Çekya Cumhurbaşkanı Zeman kanıtlamış oldu.

Şimdi suçlamaları Lahey’e götürmek istediğini söyleyen Rusya’nın eli daha da güçlendi.

Baba kız iyice kendine gelip, konuşmaya başladıklarında bakalım ne olacak.

Tabii bir kazaya kurban gitmezlerse.

Financial Times, Türkiye’deki enflasyonu yazdı

Türkiye’de enflasyon yükselirken doların TL’ye karşı yeni bir rekor kırması yurt dışında da dikkat çekti.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, “Türkiye’nin para birimi, Perşembe günü verilerin enflasyonu Aralık’tan bu yana en yüksek düzeyde göstermesinin ardından rekor düşük düzeye geriledi” diye yazıyor.

Liranın yılın başından bu yana yüzde 10’a yakın değer kaybettiğinin altını çizen gazete, yıllık enflasyonun ise beş aylığın en yüksek düzeyi olan yüzde 10.85’e çıktığını belirtikten sonra şu yorumu yaptı:

“Veriler, birçok iktisatçının, liranın zayıflamasının, enflasyonu körükleyerek potansiyel bir değer kaybı sarmalı için sahne hazırlayacağı yönündeki kaygılarına vurgu yapıyor. Birkaç analiste göre, Türk hükümetinin Haziran ayı erken seçim öncesi harcamaları artıracak bir dizi kararı alması, ateşi körükledi.”

FT, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın enflasyonu yüzde 5’lik hedefe yaklaştırma çabası ile geçen ay başlıca politika faizlerinden birini yükselttiğini ancak bunun sadece kısa bir rahatlama sağladığını da yazdı. (ANKA)

Youtube, 3 ayda 8,3 milyon video sildi

YouTube’un ilk üç aylık raporuna göre, geçen yılın Ekim ve Aralık ayında 8,3 milyon video kurallara aykırı bulunduğu için silindi.

Bu sayıya, telif hakkı ve diğer yasal nedenlerle kaldırılan videolar dahil değil.

BBC Türkçe’nin haberine göre, cinsel içerikli videolar, kullanıcılardan 9,1 milyon şikayet alırken, 4,7 milyon kullanıcı nefret söylemi ve tacizkâr içerikten şikayet etti.

En çok sayıda şikayetse Hindistan, ABD ve Brezilya’dan geldi. Türkiye ise listede 8. sırada.

YouTube, algoritmalarının 6,7 milyon videoyu tespit ettiğini ve daha sonra bu tespitlerin sayfa moderatörlerince incelenip, silindiğini belirtti.

Bu silinen videoların yüzde 76’sının ise sayfa yöneticileri dışında kimse tarafından izlenmediği vurgulandı.

YouTube BBC’ye yaptığı açıklamada, silinen videoların bir “parmak izini” sakladıklarını ve böylece aynı birisi aynı videoyu tekrar yüklemeye kalkarsa, derhal durdurulabildiğini belirtti.

YouTube geçen Mart’ta İngiliz Neo-Nazi örgütü National Action’ın (Ulusal hareket) dört propaganda videosunu silmediği için eleştirilmişti.

İngiltere Parlamentosu’nun İçişleri Komisyonu’na ifade veren YouTube’un terörle mücadele sorumlusu William McCants, insan hatasının buna yol açtığını savunmuştu.

YouTube ayrıca çocuklar için çıkartılan YouTube Kids uygulamasındaki algoritmaları nedeniyle de eleştirilmişti. Birçok uygunsuz video denetimi bir şekilde aşıp, tekrar tekrar YouTube Kids’te görünmüştü.

Raporda, YouTube Kids’ten kaç video silindiği açıklanmıyor.

YouTube ayrıca, bir “şikayet ekranı” eklendiğini ve burada kullanıcıların şikayet ettikleri videonun akibetini görebileceğini belirtti.

Çarpık hanede düzgün insan olur mu?

Bu hafta, bir filme analitik düzeyde yaklaşırken kullandığımız en basit formülasyon olan ‘3N prensibi’nin -NE anlatıyor, NASIL anlatıyor, NİÇİN anlatıyor- ilginç sonuçlar verdiği bir film gösterime giriyor: Crooked House/Çarpık Evdeki Cesetler. İlk N’nin yanıtı basit: Agatha Christie’nin 1949 tarihli romanından uyarlanan Crooked House, çok zengin bir adamın zehirlenerek öldürülmesinden sonra devasa malikanede yaşayan aile fertlerinin maddi ve manevi çekişmeleri, takıntıları, arzuları çerçevesinde gelişen bir polisiye hikâye.

İkinci N’de film ilginçleşmeye başlıyor. Normalde anlatının biçim-içerik ilişkisinin çözümlendiği bu aşamada değerlendirilmesi gereken fazladan bir unsur var: Uyarlama tekniği. 20. yüzyıl polisiye edebiyatının en ünlü isminin bir yapıtından uyarlama söz konusu olduğu için ‘nasıl’ sorusunun yanıtı bu sefer kitapla film arasındaki benzerlik ve farklılıklarda ortaya çıkıyor.

Katilin kimliği de dahil olmak üzere Agatha Christie’nin romanındaki pek çok unsur senaryoda aynen kalırken, soruşturmanın merkezindeki cinayetin kurbanı olan zengin adam karakterinde çarpıcı bir değişimle karşılaşıyoruz. Romandaki Aristide Leonides İzmirli bir Rum’dur. 1884’te İngiltere’ye göç edip ileride restoranlar zincirine dönüşecek imparatorluğunun ilk dükkanını açar. Kısa sürede Londra’nın en ünlü restoranlarının çoğunun arkasındaki isim haline gelen Leonides işi büyütüp hazır yemek piyasasına girer. Bu arada 1. ve 2. savaşların sefalet ortamında parasına para katmak için ikinci el kıyafet ve ucuz mücevher ticareti gibi işler de yapar.

Kısaca, Christie’nin 1949’da yayımlanan romanındaki Leonides açgözlü ve hırslı bir kapitalisttir. Bu unsurlar Leonides’i olumsuz bir karakter yapar ama özellikle kötü yapmaz. Oysa üç senaristin yarattığı filmdeki Leonides kesinlikle çok kötü bir adam: Yunan İç Savaşı sırasında anti-komünist örgütlenmeyi yönlendirmiş, CIA için çalışmış, istihbarat katkılarından dolayı ABD yönetiminin himayesinde birçok yatırım yapmış, servetinin kökeninde halkların kanı bulunan, iğrenç bir faşist… Leonides hakkındaki şu sözleri de torunu söylüyor: “Savaş sırasında işleri genişletti: Bombalar… Önce şehri yerle bir edersin sonra da şehre girip yeniden inşa edersin…”

Öyle görünüyor ki, senaristler anlatıdaki diğer karakterleri neredeyse olduğu gibi bırakırken torunları başta olmak üzere malikanedeki hiç kimsenin sevmediği, topluma bakışı “Aptal insanlar savaşta ölmekten başka bir işe yaramaz.” sözüyle özetlenen, cinayet şüphelilerinin en kötüsünün bile kat kat iyi olduğu iğrenç bir adam yaratmak için çok özel bir çaba harcamış. Senaryoda da payı bulunan yönetmen bu karakteri öyle bir şekilde çiziyor, seyirciyi öyle tuhaf biçimde yönlendiriyor ki, bir süre sonra kendinizi Leonides’in katilinin yakalanmasını istemez halde buluyorsunuz.

Üçüncü N’ye gelince…

Filmin ‘niçin’ bu hikayeyi anlattığı sorusunun cevabı, Leonides’in acımasız faşist kapitalizminde yatıyor. Malikanede olup bitenler Avrupa hanedanlarının savaşlarını andırıyor. Hatta bir yerde Borjiya sülalesine de gönderme yapılıyor. Bu durumda belli ki faşist kapitalist Leonides’in malikanesi 20. yüzyıl Avrupasına denk düşüyor. Peki bu Avrupa’da neler oluyor?

1949’da, tam da Agatha Christie’nin Crooked House’u yayımladığı günlerde İngiliz yönetmen Carol Reed The Third Man/Üçüncü Adam adlı Graham Greene romanını perdeye uyarlamıştı. Crooked House’un 2. Savaş sonrası Avrupa’da tıbbi malzemelerin karaborsaya düşmesi sonucu yaşanan ölümleri, bu ölümlerin sebebi olan kapitalist insafsızlığı epey anti-Amerikan biçimde anlatan bu başyapıta hem öz hem de biçim düzeyinde yaptığı bariz göndermeler var. Her şeyin 1945’te -tam da savaşın bittiği yıl- doğmuş 12 yaşında bir kız çocuğunun etrafında düğümlendiği senaryo birincil anlam düzeyinde 2. Savaş sonrası, daha derinlerdeyse Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden inşa sürecinin kapitalist dinamiklerini, hanenin çarpıklığıyla o hanede yaşayanların durumunu tartışıyor.

Derinlerde yürüyen bu tartışma filmi komünist ya da sosyalist yapmaz tabii, ama bir anlatı türü olarak polisiyenin tam da Ernst Mandel’in Hoş Cinayet‘te ortaya koyduğu haliyle toplumsal değişimle bağlantılı olarak yaşadığı -yaşamak zorunda olduğu- değişimin 21. yüzyıldaki halini gösterir ki, bu da kısa günün kârıdır galiba…

Türk şirketlerinin borçları FT’ye haber oldu

Türkiye’deki şirket borçlarındaki artışa ilişkin kaygıların yabancı basında da irdeleniyor.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, Türkiye’de yıllardır ekonomik büyümenin “ucuz uluslararası kredi” ile beslendiğini, şirketlerin büyük miktarda Dolar veya Euro cinsinden krediler aldıklarını ancak Turk Lirası’nın düşüşün nedeniyle borç servisi maliyetinin fırladığını belirtiyor.

“Liranın oynaklığı, ekonominin sağlığına ilişkin daha geniş kaygıları körüklüyor” yorumunu yapan gazete, analistlere dayanarak bu konudaki kaygıların Türkiye’deki erken seçime gidilmesine neden olduğunu öne sürüyor.

FT, Türkiye’de hükümetin 2016 darbe girişiminin ardından ekonomik güçlendirmek için uyguladığı teşviklere dikkat çekerek, Türkiye’nin geçen yıl yüzde 7.4’lük büyüme ile G-20 grubunun en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu vurguladıktan sonra ancak “yatırımcılar ve iktisatçıların büyümenin dengesiz olduğu yönündeki uyarılarının gittikçe daha yüksek sesle dile getirildiğine” dikkat çekiyor.

Geniş cari açık, dış finansmana olan ihtiyacı, doğrudan sermayedeki azalışı ve Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin düzeyine işaret eden İngiliz gazetesi, tüm bu faktörlerin lira üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu, son beş yılda liranın dolara karşı yüzde 50’den fazla değer kaybettiğini söylüyor.

MERKEZ BANKASI’NIN FAİZLERİ ARTIRMASI BEKLENTİSİ

FT, Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun yarınki toplantısına işaret ettiği haberinde, kurulun yarın faiz artışı yönünde karar vermesi beklentilerini yansıttıktan sonra 50 baz puanlık bir kararın “yetmeyebileceği” kaygılarını aktardıktan sonra şunları da yazıyor:

“Bazı analistler ise Türkiye’nin şirketleri ve bankaları temel olarak sağlam olduğunu savunarak kaygısız olmaya devam ediyor. Bankacılık sektöründeki düşük takipteki kredi oranları ve sağlıklı sermaye yeterlilik oranları ile 2000 -2001 finansal kriz sırasında tesis edilen güçlü denetim yapısına işaret ediyorlar.” (ANKA)

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno