Bloomberg: Yatırımcıların Erdoğan’ın ekonomisine inancı kalmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla da biraraya geldiği Londra temaslarının ardından ekonomi ağırlıklı haber kuruluşu Bloomberg’de bir değerlendirme yayımlandı: Erdoğan’ın seçim zaferi, piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal.

ABD merkezli haber kuruluşu Bloomberg’in yayımladığı makalede, yatırımcıların 24 Haziran erken seçimleri öncesi Türk varlıklarını sattığı belirtildi.

‘İSTİKRAR VAADİ BİTTİ’

Bugüne dek Erdoğan ve AKP’nin tek parti iktidarının araştırma raporlarında ve yatırımcı notlarında istikrar vaat ettiği için tercih edildiğini, ancak artık bu istikrar önermesinin yatırımcılar nezdinde geçerli olmadığını dile getiren Bloomberg, bunun en büyük gerekçesi olarak Erdoğan’ın büyüme odaklı politikalarda ısrarcı olmasını gösterdi.

Londra merkezli ‘Fidelity International’ adlı fonda 2 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Paul Greer, Bloomberg’e, “Erdoğan’ın zaferi piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal. Gerçi bu sonuç Türk piyasaları için en az şaşırtan ihtimal olacaktır” dedi.

‘BATI’DAN UZAKLAŞMA’

Başka bazı fon yöneticileri de Erdoğan yönetiminde görülecek bir devamlılığın artık piyasalar tarafından olumlu görülmediği yorumunda bulundu.

Makalede nisan sonunda açıklanan teşvik paketinin endişeleri katmerlediği, para politikasının gevşek olduğu, cari açığın sürdürülebilir olmadığı ve Erdoğan’ın düşük faizdeki ısrarı yüzünden enflasyonun kontrol altına alınamadığı sıralandı.

Aynı zamanda Türkiye’nin Almanya ve ABD gibi Batı’daki geleneksel dostlarından uzaklaşmasının da yatırımcılar nezdinde olumsuz görüldüğü belirtildi.

‘YAVAŞ VE DENGELİ OLSUN’

Londra’daki ‘ Aberdeen Asset Management’ firmasında 14 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Viktor Szabo, “Erdoğan’ın zaferi şimdiki politikaların süreceği anlamına geliyorsa, bu, iyi bir yatırım durumu değil. Ani yükselişler ve düşüşler yerine daha yavaş ve dengeli bir büyümeyi teşvik edecek politika değişikliğini tercih ederim” dedi.

Szabo, Türkiye’nin AK Parti iktidarı öncesindeki istikrarsız, öngörülemeyen dönemlere geri dönmesinin Erdoğan’ın görevde kalmasından daha kötü bir senaryo teşkil etmesinden dolayı yatırımcıların zor bir tercihle yüz yüze kaldığını iddia etti.

‘NORMALLEŞME BEKLEMİYORUZ’

Bloomberg de bazıları için en iyi seçeneğin Erdoğan’ın söylemini değiştirmesi olduğunu öne sürdü.

ABN Amro’dan ekonomist Nora Neuteboom, yatırımcıların seçimlerden sonra hükümetin geri adım atmasını beklediğini, ancak kendilerinin böyle bir normalleşmenin olmasını beklemediğini belirtti.

Londra’daki RAM Capital’dan Ogeday Topcular da “Türkiye ekonomik olarak son 3-4 yıldır, hatta daha fazla bir süredir zorlanıyor. Bu hükümet tarafından alınan siyasi ve ekonomik kararlar ülkeyi eskisinden daha kötü durumlara soktu” diye konuştu.

Ekonomi yönetimi kontrolü kaybetti

Türk Lirası’ndaki erime, dolar ve avroyu rekor seviyelere taşırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) “piyasada oluşan sağlıksız fiyat oluşumlarını takip ediyoruz ve gerekli adımları atacağız” açıklaması geldi. Açıklamanın ardından TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, AKP Genel Merkezi’ne çağırıldı. Çetinkaya’nın AKP Merkezi’ne gitmesi piyasada “faiz artışı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan izin isteyecek” yorumlarına neden oldu. Muhalefet ise Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yitirdiği değerlendirmesinde bulundu ve faiz artışlarının ekonomiyi daha da kötü bir noktaya sürükleyeceği uyarısını yaptı. Bu gelişmelerin ardından ise Başkan Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne İran ile yerel para birimi anlaşması için çağrıldığı ifade edildi.

‘Gerekeni yapacağız’
Ankara’da baş döndürücü ekonomi trafiği liradaki rekor kayıpların zirve yapmasının ardından geldi. Öğlen saatlerinde doların 4 lira 50 kuruşa kadar yükselmesiyle birlikte piyasalarda oluşan panik büyüdü. Gözler TCMB’nin ne yapılacağına çevrilmişken ilk önce TCMB’den piyasalara sözlü müdahale geldi. Yapılan açıklamada, “Piyasada gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi. Açıklamanın ardından piyasada ‘faiz artışı geliyor’ beklentisiyle dolar 4 lira 44 kuruşa kadar indi.

MB Başkanı AKP binasına çağrıldı
Günün ikinci büyük gelişmesi ise Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne ‘davet edildiği’ açıklaması oldu. Açıklama piyasada “Çetinkaya, Erdoğan’dan faiz artışı için izin isteyecek” şeklinde yorumlandı ve faiz artışına dönük beklenti güçlendi. Bu gelişmeyle birlikte dolar bir kez daha düşerek 4 lira 40 kuruş seviyelerine geldi. Buna karşın, Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne gelmesi, muhalefet tarafından “TCMB’nin bağımsızlığına gölge düşüyor” şeklinde yorumlandı. CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ziyareti, “TCMB Başkanının AKP Genel Merkezi’ne çağrılması devletin parti devletine dönüştüğünü gösterir” şeklinde yorumlarken, CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise tepkisini, “Parti devletinin cismi: ‘Bağımsız’ MB Başkanı parti merkezinde icazet ve talimat arıyor. Uçuşa geçen doların ve faizin nedenini aramaya gerek var mı!” diyerek gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu ise, “Erdoğan para politikasını ağırlığımı koyacağım dedi… Dolar 4,5 TL’ye çıktı… Faizleri indireceğim dedi… Yakında rekor faiz artışı gelir… Sonuçta; milyonlarca insan bankalara daha fazla faiz ödemek zorunda kalır…” görüşünü paylaştı. Reuters’ın edindiği bilgiye göre ise Çetinkaya’nın daha önce imzalanan İran ile yerel para birimi kullanılarak yapılacak ticareti anlaşması kapsamında AKP Genel Merkezi’ne çağırıldığı” bilgisi verildi.

‘Piyasanın kuralları uygulanmalı’
İktidarın ‘faiz artışına sıcak bakmaması’ üzerine satışa geçen piyasaya son açıklama ise Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Bloomberg News Türkiye Büro Şefi Benjamin Harvey’in paylaştığı bir habere yanıt veren Şimşek, “Siyasi pragmatizm nihayetinde hakim olacak. Kural temelli piyasa ekonomisi ilerlemek için tek güvenilir seçenek” diye konuştu.

Belirsizlikler sürüyor
Yapılan sözlü yönlendirmeler ve faiz artışına dönük güçlü beklentiye rağmen dolar gün içerisinde 4 lira 40 kuruş seviyesinin altında kalıcı olamadı. ABD’de görülen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın yargılandığı davanın nasıl süreceğine dönük belirsizlik, faizlerde henüz artışa gidilmemesi ve ekonomik verilerde durgunluğa işaret eden mart ayına ait sanayi üretimi verileri, liradaki zayıf seyrin sürmesine yol açtı.

TCMB Beklenti Anketi’ni açıkladı; dolar ve avro fırladı

Merkez Bankası’nın önceki günkü “Gerekli adımlar atılacaktır” açıklaması ve beklenti anketi sonrası rekor düzeylerinden 8-10 kuruş gerileyen dövizler, yeniden zirveye yaklaştı.

Haftanın son işlem gününde dolar 4.4927 liraya, avro 5.2983 liraya 6.0594 liraya kadar yükseldi.

Merkez Bankası’nın önceki günkü açıklaması öncesi;

  • dolar 4.5011 lira ile,
  • avro 5.3251 lira ile,
  • sterlin 6.0698 lira ile yeni tarihi rekor düzeylerini görmüştü.

Merkez Bankası’ndan önceki gün yapılan açıklamada, “Piyasalarda gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi.

Perşembe gününü yüzde 0.28 düşüşle 101 bin 869 puandan kapatan Borsa İstanbul Endeksi de (BİST100) haftanın son işlem gününde günlük yüzde 0.39 artışla 102 bin 270 puandan işlem görüyor.

İş Yatırım “Dünyadan negatif ayrışmaya devam ediyoruz…” başlıklı günlük piyasa bülteninde dolar’da meydana gelen yeni bir alım potansiyeli tekrardan piyasalarda fiyatlamaların değişmesine yol açtığı belirtildi ve şu değerlendirmeler yapıldı:

“ABD Philadelphia Fed İmalat Endeksi 34.4 artış ile bir önceki ay verisinin oldukça üzerinde gerçekleşirken, haftalık işsizlik maaşı başvurularında sınırlı artış yakalandı. EURUSD gün içerisinde 1.18 seviyesi sınırında fiyatlandı. ABD 30 yıl vadeli hazine tahvil faizlerinin 3 yılın zirvesine tırmanmasıyla Ons Altın fiyatları satış baskısı altında kaldı. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin de yaklaşık 3.12 seviyesi üzerinde tutunmalarını sürdürdüğünü görüyoruz.

“1290 seviyesi altında fiyatlanan değerli metalde kısa vadeli toparlanmaların başarılı olmadığını söyleyebiliriz. Bir başka gündem maddesi ise İngiltere Başbakanı Theresa May’in İngiltere’nin gümrük birliğinden ayrılacağını açıklaması idi. Bu açıklama sonrasında GBPUSD paritesinde tekrardan 1.35 seviyesi altı fiyatlamalar gündeme geldi.

“Çin’den gümrük tarifelerine karşın ABD’ye yeni bir teklif gelirken, Trump Kuzey Kore Konusunda Libya modelinin söz konusu olmadığını dile getirdi. Euro Bölgesi tarafında ise İtalya’daki popülist liderler hükümet programında anlaştı ancak başbakanın kim olacağı konusu belirsizliğini korumaya devam ediyor.

“Yurtiçinde önemli bir veri akışı bulunmazken, gün içerisinde Türk Lirası’nın kısmi de olsa toparlanma çabası içerisine girdiğini gördük. Ancak bu toparlanmaya rağmen Dolar/TL 4.4530 seviyesi üzerine yerleşme çabaları içerisine girerken, Euro/TL’de tekrardan 5.25 seviyesi üzeri fiyatlamalar dikkat çekti.”

Merkel’den, Erdoğan ile görüşen Özil ve Gündoğan’a tepki

Almanya Başbakanı Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Merkel görüşmeyi, “yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olarak niteledi.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, Alman Milli Futbol takımı için forma giyen Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın Londra’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasına yönelik tepkiler sürüyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’deki olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, “rol model milli takım oyuncularının” Erdoğan ile buluşmasının “soru işaretleri yaratan ve yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olduğunu belirtti.

Gündoğan ve Özil’in konuya ilişkin açıklama yapmalarını da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Seibert, Alman Futbol Federasyonu (DFB) içinde de konunun gündeme geleceğinden emin olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özil ve Gündoğan ile Londra’da buluşmasında çekilen fotoğrafların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sosyal medya hesaplarında yayınlanması Almanya’da tepkiyle karşılanmış ve Erdoğan’a seçim desteği olarak değerlendirilmişti. Hükümet Sözcüsü Seibert, “Merkel de bunu gizli bir seçim desteği olarak mı değerlendiriyor?” şeklindeki soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Demirören: Futbola siyaset karıştırmak hata

Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirenlerden biri de Alman Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Reinhard Grindel olmuştu.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, yaptığı yazılı açıklamada, Grindel’in sözlerini eleştirerek, “Erdoğan hakkında yapmış olduğu karalayıcı açıklamalardan derin üzüntü” duyduğunu belirtti.

“DFB başkanının ifade ettiği düşüncelerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini” belirten Demirören, “eski bir futbolcu ve tutkulu bir futbolsever” olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk asıllı oyuncularla görüşmesinin “son derece olağan bir durum olduğunu” ifade etti. “Hangi milletten olursa olsun, bir ülkenin devlet başkanı tarafından görüşmeye davet edilen futbolcuların, bu çağrıya icabet etmesi çok normaldir” diyen Demirören “Almanya Futbol Federasyonu başkanı örneğinden görüleceği üzere, futbola siyaset bulaştırmak korkunç bir hatadır” ifadesine yer verdi.

DFB Başkanı Grindel Twitter üzerinden yayımladığı mesajda, “futbol ve DFB’nin, Sayın Erdoğan tarafından yeterince dikkate alınmayan değerleri savunduğunu” belirtmiş ve “Bu nedenle milli futbolcularımızın (Erdoğan’ın) seçim kampanyası için istismar edilmesi iyi değil” ifadesini kullanmıştı.

Trump porno yıldızına para ödediğini resmen kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, Stormy Daniels’ın sessiz kalması amacıyla para ödediğini resmen kabul etti. Defalarca 130 bin doların ödendiğini reddeden Trump’ın yasal olarak köşeye sıkışınca yaptığı hamle, dünyada ilk haber oldu.

Hükümet Etik Bürosu, Trump’ın daha önce yaptığı mali bildirimde ödemeyi ifşa etmiş olması gerektiğini söyledi. Bildirimde, Trump’ın Cohen’e 2016’da 100 bin ila 250 bin dolar masraf ödemesi yaptığı görülüyor.

Beyaz Saray, bildirimin dipnotunda ödemenin ‘şeffaflık adına’ ifşa edildiğini belirtti ve bu bilgiyi aslında açıklamak zorunda olmadıklarını savundu. Ancak Hükümet Etik Bürosu (OGE) yazdığı mektupta Cohen’e yapılan ödemenin bir yükümlülük olarak bildirilmesi gerektiğini vurguladı. Söz konusu ödemenin kampanya fonundan yapıldığı kuşkusu, Washington’da konuşulanlardan.

Porno film oyuncusu Daniels ile Trump arasında yaşananlar, ilk kez 2011 yılında kamuoyuna yansıdı. Ekim 2011’de bir dergiye röportaj veren Daniels, o yıllarda yalnızca popüler bir işadamı olan Trump’la ilişki yaşadığını söyledi. Gerçek adı Stephanie Clifford olan kadının sözleri, Trump’ın avukatı Michael Cohen’in dergiye dava açma tehdidi nedeniyle yayımlanmadı.

Denize düşenin sarıldığı yılan: Mahathir Muhammed

Derslerle dolu bir seçim zaferi bu aslında. Öncelikle belirtelim ki Batı’nın Ilımlı İslam’a örnek gösterdiği Malezya’daki İslamcı hükümet çöktü. Onu çökerten de şimdi göklere çıkartılan Mahathir Muhammed değil. Ülkeyi islamileştiren tüm politikaların uygulayıcısı olan bu yaşlı politikacı zaferi içinde olduğu merkez sol eğilimli Umut İttifakı sayesinde kazanabildi. İslamcı iktidarı alaşağı eden Umut İttifakı’dır. Umut İttifakı’nın neden Muhammed’i aday gösterdiği ülkedeki çok etnikli, çok mezhepli yapıyla ilgili, dolayısıyla bu ayrı bir yazının konusu. Şu söylenebilir, Mahathir Muhammed, ılımlı ya da şiddetli ne tür olursa olsun İslamcılıkla asla bir zafer elde edemezdi, bu tür figürlerin solun en hafifine bile muhtaç olduğunu gösteren iyi bir örnektir Muhammed. Bizdeki Temel Karamollaoğlu’nun son zamanlarda sol söyleme sarılması boşuna değil, eklemiş olayım.

Sol Eğilimli Umut İttifakı, Mahathir Muhammed’e eski yanlışlarını elbette tekrarlatmayacak bu kesin, Malezya halkı İslamcılıktan çok çekti. Yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma toplumu içten içe kemirdi. Yine belirtelim 60 yıllık sağcı Ulusal Cephe iktidarı, 2005’ten başlayarak İslamcılaştırdı ülkeyi,13 yıllık bir süre yani. Ülke öyle söylendiği gibi yüzde 60’ı Müslüman bir ülke de değil, Müslümanların oranı yüzde 45. İslamcılaştırmanın nasıl bir baskıyla gerçekleştirildiği bundan da anlaşılabilir.

92 yaşındaki Umut İttifakı lideri Mahathir Muhammed 2016 yılına kadar Ulusal Cephe’nin, ki 13 partili bir koalisyondur bu, üyesiydi. İktidarın bulaştığı yolsuzluklardan ötürü ayrıldı sonra. 1981’de başbakan oldu, 2003’e kadar bu görevde kaldı. Hakkını teslim edelim, Başbakanlığı sırasında ülke dış politikasını bağımsızlaştırdı. Bosna Savaşı’nda, Bosna’ya uygulanan silah ambargosuna karşı çıktı, ama 2005’de daha da yoğunlaşacak olan İslamileştirme politikaları onun döneminde başladı. Recep Tayyip Erdoğan’ın da yakın dostudur bu arada.

Uzun yıllar yardımcılığını yapan, şimdi devirdiği Necip Rezak, daha önce yapılan seçimlerde aslında kaybetmesine rağmen, kendi getirdiği seçim sistemi sayesinde hep “kazanan” oldu. İslamcılar bu tür “seçim oyunlarını” bilir, malum. Devletin tüm araçlarını seçimlerde kendisi için kullandı. Devletin ajansını, televizyonunu, yandaş medyayı hepsini. Ama bu son seçimde fark o kadar büyüktü ki, hiçbir seçim hilesi ya da oyunuyla üstü kapanacak gibi değildi. Kaybetti. Halk T A M A M deyince oluyor demek ki.

Necip Rezak yönetimleri boyunca ülkede enflasyon bir türlü dizginlenemedi, vergiler yükseltildi. Üstelik Rezak’ın kendi cebine 700 milyon dolar indirdiği iddia edildi. Tüm bunlar ülkede artık “T A M A M” rüzgarlarının esmesine yol açtı. Geçen yıl ülkenin bütün büyük kentlerinde Rezak karşıtı gösteriler gerçekleştirildi.

Mahathir Muhammed, hem İslamcı iktidardan bıkan İslamcıların üzerinde birleştiği “milli kahraman” karakterinden, hem de İslamcı iktidarın tahribatını giderecek yeni hükümetin uygulamalarındaki yumuşak geçişi sağlayacak deneyiminden ötürü Umut İttifak’nın adayı oldu.

Başbakanlığı sırasında ağzından İslamcılığa ilişkin tek bir laf çıkarsa “getirdikleri gibi götürürler.” Boşuna T A M A M demedi Malezyalılar.

İslamcı iktidar seçimleri kaybetti: Malezya’da çırağı gitti,

Malezya’nın eski başbakanı muhalif siyasetçi Mahathir Muhammed ülkede yapılan genel seçimlerde tarihi bir zafere imza attı. Seçim komisyonu, Mahathir’in muhalif ittifakının, hükümet için gerekli 112 sandalyelik barajı geçip mecliste 115 sandalye kazandığını duyurdu. Malezya meclisinde milletvekili sayısı 222.

Emeklilik dönemine son verip seçimlere katılan 92 yaşındaki Mahathir, 60 yıldan uzun süredir iktidar olan Barisan Nasional (BN) koalisyon hükümetini de sandıkta devirmiş oldu. İktidar koalisyonunun lideri Necib Rezak, Mahathir’in eski yardımcılarından. Gazetecilere konuşan Mahathir, “İntikam arayışında değiliz, hukukun üstünlüğünü yeniden inşa etmek istiyoruz” dedi.

Rezak’ın akıl hocasıydı
Dünyanın seçimle başa gelen en yaşlı lideri olan Mahathir’in dün yapması gereken yemin töreninin yapılmayacağı belirtildi. Devlet Başkanlığı sözcüsü ise Reuters’a açıklamasında bunun gerekçesine ilişkin bir açıklama yapmadı.
İktidardaki BN koalisyon ittifakının en büyük partisi Birleşik Ulusal Malay Örgütü, ülkenin İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettiği 1957 yılından bu yana Malay siyasetinde egemen olan partisi. Ama koalisyon son yıllarda halkın desteğini kaybetmeye başlamıştı. Malezya’da 2013 yılında düzenlenen seçimlerde muhalefet sandıktan beklenmedik bir şekilde güçlenerek çıktı ve halk oylamasında çoğunluğu elde etmesine rağmen hükümet kurmak için yeterli sandalye sayısına ulaşamadı.

Seçimlerden iki yıl sonra, 2015’te dönemin muhalefet lideri Enver İbrahim ‘eşcinsel ilişki’ suçlamasıyla 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İbrahim suçlamalar için ‘siyasi karalama kampanyası’ demişti. Bir zamanlar iktidar koalisyonu BN’nin içinde güçlü bir isim olan ve Necib Rezak’ın da akıl hocalığını yapan Mahathir 2016 yılında koalisyondan ayrıldı. Mahathir bu kararı için, ‘yolsuzluğu destekliyor gibi görünen bir partiyle ilişkilendirilmekten duyduğu utancı’ gerekçe göstermişti. Necib Rezak o dönem, kalkınma amaçlı 2009’da kurduğu 1MDB adlı devlet yatırım fonundan zimmetine 700 milyon dolar geçirmekle suçlanmıştı.

İddiaları reddeden Necip Rezak hakkındaki suçlamalar daha sonra resmi yetkililer tarafından düşürüldü. Yatırım fonu hala başka ülkeler tarafından soruşturuluyor. Necib Rezak, kilit görevlerdeki yetkililerin işine son vererek Malezya’daki yetkililerin soruşturmalarını zora sokmakla suçlanmıştı.

Hükümet kısa bir süre önce seçim bölgelerini yeniden belirleyen bir yasayı yürürlüğe koymuş, muhalifler tarafından partisi çıkarına ‘dolaplar çevirmekle’ suçlanmıştı. Necib Rezak yeni yasayı, geleneksel olarak iktidar koalisyonu BN destekçisi olan Malay Müslümanların seçim bölgelerindeki yerlerinin sağlamlaştırılması amacıyla çıkardığı eleştirileri gelmişti. Oylamadan günler önce seçim reform grubu Bersih 2.0, Seçim Komisyonu’nu ‘birçok seçim ihlali yapmakla’ suçladı. Grubun saydığı ihlaller arasında mektupla kullanılan oylarda usulsüzlük ve hayatını kaybedenlerin seçmen listelerinden çıkarılmaması da var.

Yeni yasada cezalar
Seçimden hemen önce parlamento yalan haberlere ceza öngören yasayı da onaylamış, bunun da muhalifleri susturma amaçlı olduğu eleştirileri gelmişti. Yeni yasaya göre yalan, sahte ve uydurma haberden suçlu bulunanlara 6 yıl hapis ve 128 bin dolar para cezası uygulanacak.

Muhalifler ise seçimden hemen önce çıkarılan yasanın fikir özgürlüğünü kısıtlayacağını, yasanın Necib Rezak’a yönelik eleştirilerin bastırılması amacıyla çıkarıldığını savunmuştu. Bu yeni yasa kapsamında, sandıktan zaferle çıkan Mahathir de ‘uçağının sabote edildiğini’ söylediği için yargılanmıştı. Hükümet, seçimlerin özgür ve adil olacağını söylemiş, Seçim Komisyonu’nun da ‘herkesin iyiliği için çalışacağını’ ifade etmişti. Seçmenler 222 milletvekili ve 13 vilayetin 12’sindeki devlet meclisi üyeleri için oy kullandı.

Malezya’daki seçim sistemi, oy çoğunluğu sistemiyle işliyor. Mecliste en çok sandalyeyi kazanan parti, halkoyunu kazanmasa da hükümet kurma yetkisini elde edip seçimin galibi oluyor.

Kenya’da baraj yıkıldı: En az 27 ölü

Kenya polisi, Kenya’nın başkenti Nairobi’de gece yarısı barajın yıkılması sonucu en az 27 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Polis, başkent Nairobi’nin kuzeybatısındaki Nakuru kentine bağlı Solai’de dün gece şiddetli yağmur sonrası barajın yıkılması dolayısıyla en az 27 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.

Polis, felaketin meydana geldiği saatte çoğu insanın evde uyuduğunu ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini açıkladı.

Kenya Kızılhaç’ı yaklaşık 500 ailenin meydana gelen felaketten etkilendiğini aktardı.

Nakuru Valisi Lee Kinyanjui, “Kayıpları bulabilmemiz için ailelerin bildirmeleri gerekiyor. Olayın yakın bir yerinde merkez kurduk” dedi.

Kenya’nın en büyük dördüncü şehri Nakuru ve etrafındaki köylerin patlamadan ağır hasar aldığı belirtildi.

Öte yandan, Kenya’da haftalardır devam eden şiddetli yağışlar sebebiyle ülke çapında ölüm oranının 159’a çıktığı aktarıldı.

Dün açıklanan hükümet istatistiklerine göre ise sel baskını sebebiyle ülkede 220 bin kişi yerlerinden edildi.

Kızılhaç geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Mart ayından bu yana en az 21 bin dönüm arazinin sular altında kaldığı, 20 bin hayvanın yaşamını yitirdiğini açıklanmıştı.

(İHA)

Askeri arazilerde talan devam ediyor: Metris’te AVM rantı

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İstanbul Esenler’de bulunan tarihi Metris Kışlası, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından imara açıldı. 191 hektarlık alanın imara açılması ile birlikte, bölgeye yeni bir yapı ve nüfus yoğunluğu getiriliyor.

Söz konusu alan, Marmara Depremi’nin ardından toplanma alanı olarak belirlenen arazilerden biri. Tamamı kamuya ait olan bu alanın yapılaşmaya açılmasının ardından, araziye AVM’ler yapılacak.

‘Bakanlık bir ilke imza attı’
BirGün’e konuşan eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nin CHP’li Üyesi İbrahim Doğan, söz konusu planın ‘kent suçu’ olduğunu dile getirdi. Yapılan plan değişikliğinin yasalara ve imar mevzuatına aykırı olduğunu vurgulayan Doğan, “Bakanlık hızını alamıyor, yasalara aykırı bir şekilde parsel bazında çevre düzeni planlarında, tadilat yaparak bir ilke imza atıyor. Hükümet giderayak kamu alanlarını rant uğruna yağmalıyor. Yapılan bu plan düzenlemesinde kamu yararı yok” dedi.

‘İstanbul’a ihanet ediliyor’
“Bakanlık bilimsellikten uzak olan ve kamuya, çevreye, doğaya zarar veren politikaları ile İstanbul’a ihanet ediyor” diyen Doğan, plan değişikliğini yargıya taşıyacağı kaydetti. Doğan, sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kenti adeta yaşanmaz bir hale dönüştürüyor. Zira malum Bakanlık, halkın nefes alacağı alanları, yeşil alanları hızla imara açarak betonlaştırıyor. Bu kenti adeta yaşanmaz kılan yanlış ve rant odaklı bu uygulamalar kabul edilemez. İstanbul’un çevre düzeni planları, kentin Anayasa’sıdır. Yoğun bilimsel çalışmalar ve katılımcı bir anlayışla hazırlanan bu planlar, İBB Meclisi’nde oy birliği ile kabul edilmişti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bütün bu yapılanları görmeden, keyfi ve ticari bir mantıkla bu kenti tahrip ediyor. Kentin yaşam alanlarını yok eden bu anlayışı ret ediyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Sağlığı yap-boz tahtasına çevirdiler: Bir hastane 9 yönetici

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Sağlıkta verimi düşürdüğü gerekçesiyle geçen yıl KHK ile “çok başlı” yönetim düzenlemesini kaldıran hükümet, şehir hastanelerinde eski sisteme dönüş hazırlığında. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, Bilkent Şehir Hastanesi’nde altı başhekim ve iki CEO’nun yanı sıra hizmet satın alınan şirketten de bir idari müdürün görevli olacağını açıkladı.

Bilkent’in bir bölümünün en geç ekim ayında açılacağını belirten Gümüş, taşınmaların bölüm bölüm yapılacağını söyledi.

Gümüş’ün açıklamasına göre, Bilkent Şehir Hastanesi’nde her bloğa şehir merkezindeki kapatılan hastanelerin isimleri verilecek. Buna göre kulelerin adı, “Zübeyde Hanım, Zekai Tahir, Numune, Ulucanlar, Yüksek İhtisas, Dışkapı” olacak.

Bu anlayış hastane yönetemez
Sağlık alanını yap-boz tahtasına dönüştüren bakanlığın getirmeyi düşündüğü uygulamaya Türk Tabipleri Birliği (TTB) tepki gösterdi. TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Sinan Adıyaman, “Bu kadar büyük bir kargaşada hastane yönetilemez” dedi.

BirGün’e konuşan Dr. Adıyaman şöyle dedi: “Biz 2011 yılından bu yana çok başlı yönetim ile işlerin yürütülemeyeceğini vurguladık. Çok başlı sağlık yönetimi anlayışının kadrolaşmalardan kamu kaynaklarının israfına dek pek çok soruna yol açacağını hükümete ve yetkililere ilettik. 2017 yılında Sağlık Bakanı Demircan’ın itirafları da bizleri doğruladı. Bu süreçte bir çok kaos yaşandı. Bu vazgeçişin üzerinden bir yıl geçmeden Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Gümüş’ün açıklamalarından anlıyoruz ki Bilkent’te çok başlı yönetime geri dönüş yapılacak. CEO, başhekim, özel sektörden müdür, vs… Bir hastanede 9 yönetici olamaz. Dünyada birden fazla kulenin olduğu hastaneler var ve her kulede başka bir başhekim yönetici olmuyor. Bu zihniyette ısrarcı olunursa bu devasa sağlık komplekslerinde işler yeniden sarpa saracak, yönetim sorunları yaşanacaktır. Ayrıca hizmet satın alınan şirketten idari üst müdürün olması, özel şirketin devlet hastanesini denetlemesi anlamına geliyor. Şirket yetkilisi bütün yetkililerin üzerinde söz sahibi olacak. Bu da kamunun tasfiyesi demek değil de nedir?”

Sürecin arka planı
2011’de “Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yasası”nı düzenleyen KHK ile kamu hastanelerinin özel şirketlerde olduğu gibi CEO’lar tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Sağlık emek ve meslek örgütlerinin sistemin sorunlara yol açacağı uyarısına rağmen hastaneleri şirket gibi gören “ballı maaşlar” alan AKP’ye yakın CEO’lar hastanelerde görevlendirildi. Bu sistemden 2017’de çıkarılan KHK ile vazgeçildi. Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın, “Çok başlılığın verimi düşürdüğünü gördük. Çok başlılık kalkacak” açıklamasının üzerinden bir yıl geçmeden, eski sisteme şehir hastaneleri ile dönüş yapılacağı açıklandı.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno