Erdoğan’ın görüştüğü yatırımcılar ‘şoke olup kulaklarına

Erdoğan’la İngiltere ziyaretinde sırasında görüşen uluslararası yatırımcılar, Reuters’e konuştu. Duydukları karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını’ söyleyen yatırımcılar, ”Piyasalar dahil herkesle savaşıyor, ama bu kazanılabilir bir savaş değil” değerlendirmesini yaptı.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 günlük İngiltere ziyaretinde biraraya geldiği uluslararası yatırımcılarla küresel fon yöneticileri, Reuters haber ajansına şaşkınlıklarını ifade etti. Erdoğan’ın söyledikleri karşısında ‘şoke olduklarını, kulaklarına inanamadıklarını’ dile getiren yatırımcılar, Cumhurbaşkanı’nın bir yandan artan enflasyonu aşağı çekmeyi, TL’deki değer kaybının önüne geçmeyi, diğer yandan faizleri düşürmeyi nasıl başarmayı planladığı konusunda şaşkınlık içinde kaldıklarını belirtti.

Erdoğan, gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ardından ekonomi yönetiminde ağırlığını artırmayı planlandığını açıklamıştı. Bazı yatırımcılar, Erdoğan’ın yurtiçindeki hasımlarını etkisizleştirmiş olmasına rağmen, uluslararası finans piyasalarına ekonomide alışılagelmiş kurallara ters düşen politikalarla meydan okumada çok zorlanacağını savundu.

Görüşmelerin siyasi hassasiyeti nedeniyle adlarının açıklanmasını istemeyen yatırımcılar, Erdoğan’ın yaklaşımından ve böylesine kırılgan bir dönemde piyasalarla savaşa girmeye hazır olması karşısında afalladıklarını dile getirdi.

‘DÜŞMAN LİSTESİ ÇOK UZUN’

Büyük ölçekli bir varlık yönetim şirketinde çalışan bir fon yöneticisi, Erdoğan’ın düşmanlardan oluşan uzun bir liste tuttuğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Herkesle savaşıyor… Muhalefetle savaşıyor, (Fethullah) Gülen’le savaşıyor, radikallerle, başarısız darbe girişimiyle savaşıyor; şimdi de piyasalarla savaşıyor ve bu da tehlikeli.”

‘FİNANS PİYASALARIYLA SAVAŞI KAZANAMAZSINIZ’

Erdoğan’ın beraberindeki heyette bulunan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’le basına kapalı toplantıya katılan bir yönetici de “Yurtiçinden istediğiniz kadar düşman bulun. Ancak finans piyasalarına çatarsanız bu savaşı kazanamazsınız” dedi.

‘ERDOĞAN ÇOK NET KONUŞTU, AMA KENDİSİNE KATILMIYORUM’

Erdoğan’la toplantıya katılan bir portföy yöneticisi, Cumhurbaşkanı’nın ‘son derece dürüst’ olduğunu, 24 Haziran seçimlerini kazanması halinde faizlerin izleyeceği seyir hakkında çok net konuştuğunu aktararak şöyle devam etti:

”Erdoğan tekrar cumhurbaşkanı seçilmesi halinde faizlerin yüksek değil düşük olmasını sağlayacağını söyledi… Yüksek faizlerin yüksek enflasyona yol açtığı görüşünde; ben bu görüşe katılmıyorum.”

‘MADEM ÖYLE, LONDRA’YA GELİP BU MESAJLARI NEDEN VERİYOR?’

Erdoğan’la yapılan görüşmeye katılan üçüncü bir fon yöneticisi şu değerlendirmeyi yaptı:

“Piyasanın bir avuç spekülatörden oluştuğunu düşünüyor ve hedef kitlesi de onlar değil. Hedef kitlesi, Türkiye’deki sıradan insanlar ve onların da düşük faizlere ihtiyacı var.”

Aynı fon yöneticisi, “Peki, o zaman neden Londra’ya gelip de kurumsal yatırımcılara tam da duymak istemedikleri bu mesajı veriyor” sorusunu yöneltti.

Ekonomi yönetimi kontrolü kaybetti

Türk Lirası’ndaki erime, dolar ve avroyu rekor seviyelere taşırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) “piyasada oluşan sağlıksız fiyat oluşumlarını takip ediyoruz ve gerekli adımları atacağız” açıklaması geldi. Açıklamanın ardından TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, AKP Genel Merkezi’ne çağırıldı. Çetinkaya’nın AKP Merkezi’ne gitmesi piyasada “faiz artışı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan izin isteyecek” yorumlarına neden oldu. Muhalefet ise Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yitirdiği değerlendirmesinde bulundu ve faiz artışlarının ekonomiyi daha da kötü bir noktaya sürükleyeceği uyarısını yaptı. Bu gelişmelerin ardından ise Başkan Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne İran ile yerel para birimi anlaşması için çağrıldığı ifade edildi.

‘Gerekeni yapacağız’
Ankara’da baş döndürücü ekonomi trafiği liradaki rekor kayıpların zirve yapmasının ardından geldi. Öğlen saatlerinde doların 4 lira 50 kuruşa kadar yükselmesiyle birlikte piyasalarda oluşan panik büyüdü. Gözler TCMB’nin ne yapılacağına çevrilmişken ilk önce TCMB’den piyasalara sözlü müdahale geldi. Yapılan açıklamada, “Piyasada gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi. Açıklamanın ardından piyasada ‘faiz artışı geliyor’ beklentisiyle dolar 4 lira 44 kuruşa kadar indi.

MB Başkanı AKP binasına çağrıldı
Günün ikinci büyük gelişmesi ise Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne ‘davet edildiği’ açıklaması oldu. Açıklama piyasada “Çetinkaya, Erdoğan’dan faiz artışı için izin isteyecek” şeklinde yorumlandı ve faiz artışına dönük beklenti güçlendi. Bu gelişmeyle birlikte dolar bir kez daha düşerek 4 lira 40 kuruş seviyelerine geldi. Buna karşın, Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne gelmesi, muhalefet tarafından “TCMB’nin bağımsızlığına gölge düşüyor” şeklinde yorumlandı. CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ziyareti, “TCMB Başkanının AKP Genel Merkezi’ne çağrılması devletin parti devletine dönüştüğünü gösterir” şeklinde yorumlarken, CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise tepkisini, “Parti devletinin cismi: ‘Bağımsız’ MB Başkanı parti merkezinde icazet ve talimat arıyor. Uçuşa geçen doların ve faizin nedenini aramaya gerek var mı!” diyerek gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu ise, “Erdoğan para politikasını ağırlığımı koyacağım dedi… Dolar 4,5 TL’ye çıktı… Faizleri indireceğim dedi… Yakında rekor faiz artışı gelir… Sonuçta; milyonlarca insan bankalara daha fazla faiz ödemek zorunda kalır…” görüşünü paylaştı. Reuters’ın edindiği bilgiye göre ise Çetinkaya’nın daha önce imzalanan İran ile yerel para birimi kullanılarak yapılacak ticareti anlaşması kapsamında AKP Genel Merkezi’ne çağırıldığı” bilgisi verildi.

‘Piyasanın kuralları uygulanmalı’
İktidarın ‘faiz artışına sıcak bakmaması’ üzerine satışa geçen piyasaya son açıklama ise Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Bloomberg News Türkiye Büro Şefi Benjamin Harvey’in paylaştığı bir habere yanıt veren Şimşek, “Siyasi pragmatizm nihayetinde hakim olacak. Kural temelli piyasa ekonomisi ilerlemek için tek güvenilir seçenek” diye konuştu.

Belirsizlikler sürüyor
Yapılan sözlü yönlendirmeler ve faiz artışına dönük güçlü beklentiye rağmen dolar gün içerisinde 4 lira 40 kuruş seviyesinin altında kalıcı olamadı. ABD’de görülen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın yargılandığı davanın nasıl süreceğine dönük belirsizlik, faizlerde henüz artışa gidilmemesi ve ekonomik verilerde durgunluğa işaret eden mart ayına ait sanayi üretimi verileri, liradaki zayıf seyrin sürmesine yol açtı.

Bloomberg: Yatırımcıların Erdoğan’ın ekonomisine inancı kalmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla da biraraya geldiği Londra temaslarının ardından ekonomi ağırlıklı haber kuruluşu Bloomberg’de bir değerlendirme yayımlandı: Erdoğan’ın seçim zaferi, piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal.

ABD merkezli haber kuruluşu Bloomberg’in yayımladığı makalede, yatırımcıların 24 Haziran erken seçimleri öncesi Türk varlıklarını sattığı belirtildi.

‘İSTİKRAR VAADİ BİTTİ’

Bugüne dek Erdoğan ve AKP’nin tek parti iktidarının araştırma raporlarında ve yatırımcı notlarında istikrar vaat ettiği için tercih edildiğini, ancak artık bu istikrar önermesinin yatırımcılar nezdinde geçerli olmadığını dile getiren Bloomberg, bunun en büyük gerekçesi olarak Erdoğan’ın büyüme odaklı politikalarda ısrarcı olmasını gösterdi.

Londra merkezli ‘Fidelity International’ adlı fonda 2 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Paul Greer, Bloomberg’e, “Erdoğan’ın zaferi piyasalar için politika devamlılığı anlamına geldiğinden olabilecek en kötü ihtimal. Gerçi bu sonuç Türk piyasaları için en az şaşırtan ihtimal olacaktır” dedi.

‘BATI’DAN UZAKLAŞMA’

Başka bazı fon yöneticileri de Erdoğan yönetiminde görülecek bir devamlılığın artık piyasalar tarafından olumlu görülmediği yorumunda bulundu.

Makalede nisan sonunda açıklanan teşvik paketinin endişeleri katmerlediği, para politikasının gevşek olduğu, cari açığın sürdürülebilir olmadığı ve Erdoğan’ın düşük faizdeki ısrarı yüzünden enflasyonun kontrol altına alınamadığı sıralandı.

Aynı zamanda Türkiye’nin Almanya ve ABD gibi Batı’daki geleneksel dostlarından uzaklaşmasının da yatırımcılar nezdinde olumsuz görüldüğü belirtildi.

‘YAVAŞ VE DENGELİ OLSUN’

Londra’daki ‘ Aberdeen Asset Management’ firmasında 14 milyar dolarlık gelişen piyasalar fonunu yöneten Viktor Szabo, “Erdoğan’ın zaferi şimdiki politikaların süreceği anlamına geliyorsa, bu, iyi bir yatırım durumu değil. Ani yükselişler ve düşüşler yerine daha yavaş ve dengeli bir büyümeyi teşvik edecek politika değişikliğini tercih ederim” dedi.

Szabo, Türkiye’nin AK Parti iktidarı öncesindeki istikrarsız, öngörülemeyen dönemlere geri dönmesinin Erdoğan’ın görevde kalmasından daha kötü bir senaryo teşkil etmesinden dolayı yatırımcıların zor bir tercihle yüz yüze kaldığını iddia etti.

‘NORMALLEŞME BEKLEMİYORUZ’

Bloomberg de bazıları için en iyi seçeneğin Erdoğan’ın söylemini değiştirmesi olduğunu öne sürdü.

ABN Amro’dan ekonomist Nora Neuteboom, yatırımcıların seçimlerden sonra hükümetin geri adım atmasını beklediğini, ancak kendilerinin böyle bir normalleşmenin olmasını beklemediğini belirtti.

Londra’daki RAM Capital’dan Ogeday Topcular da “Türkiye ekonomik olarak son 3-4 yıldır, hatta daha fazla bir süredir zorlanıyor. Bu hükümet tarafından alınan siyasi ve ekonomik kararlar ülkeyi eskisinden daha kötü durumlara soktu” diye konuştu.

Haftanın verileri ışığında ekonomi

Geride bıraktığımız hafta Türkiye ekonomisinde yoğun bir veri trafiği yaşandı. Normal bir ülkede değerlendirmelere bu rakamlar damgasını vurur. Ancak ekonomik istatistikler de artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hızına ayak uyduramıyor. En son Londra’da bankacıları kendinden menkul faiz teorilerine ikna etmeye kalkınca döviz kurlarında yeni rekorlar kırıldı. Örneğin, en son açıklanan işgücü istatistikleri şubat dönemine ilişkin. Diğer bir ifadeyle, işsizlik rakamları 2.5 ay geriden geliyor. Buna karşın Erdoğan her ağzını açtığında ekonominin dengeleri şipşak değişebiliyor.

Yine de eğilimleri izleyebilmek açısından 14-18 Mayıs haftası verilerine yakından bakmakta yarar olabilir. Cari açığı salı günü ele aldığımız için bu yazımızda diğer istatistiklere yoğunlaşacağız.

Yüksek işsizlik devam ediyor

Türkiye ekonomisi 24 Haziran seçimlerine yol alırken, işsizlik oranı çift hanelilerin altına bir türlü inmiyor. 2018 Ocak-Mart dönemini kapsayan şubat verileri de yüzde 10.6 işsizliğe işaret ediyor. Evet bu oran, bir yıl öncesine göre 2 puan azalmış durumda. Ancak başta KGF kredileri, onca teşvik yeterince sonuç vermemiş görünüyor.

İlginçtir ki, ekonominin dibe vurduğu, AKP sözcülerinin hatırlatmaktan haz duyduğu 2001 krizinde de işsizlik tam aynı düzeyde yüzde 10.6’ymış. Yani 17 yılda bir arpa boyu yol bile gidememişiz. Avro bölgesinde dahi işsizlik yüzde 8.5’e kadar geriledi. Yükselen ülkeler kategorisinde de, yüzde 13.1 işsizlik oranına sahip Brezilya’yı bir yana bırakırsak, Türkiye’den kötü durumda ülke bulunmuyor. İşsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 546 bin azalmış olsa da, 3 milyon 354 bin yurttaşımız istediği halde işgücüne katılamıyor.

Dikkatle izlediğimiz bir gösterge, 15-24 yaş arası genç nüfusta “ne eğitimde ne istihdamda” olanların oranı da yüzde 22.8. Bu bir anlamda gelecek umudunu yitiren gençlerin yüksekliği gibi çok karanlık bir tabloya işaret ediyor.

haftanin-verileri-isiginda-ekonomi-465342-1.

Sanayi üretimi yüzde 7.6 arttı

16 Mayıs Çarşamba günü açıklanan mart ayı sanayi üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7.6 arttığı açıklandı. Böylelikle sanayi üretiminde 2017 yılının ilk çeyreğine göre yüzde 9.8 genişleme gerçekleşti.

Bu istatistikler 2017 yılındaki hızlı büyüme seyrinin 2018’de de devam ettiğini gösteriyor. Ne var ki, iki noktaya dikkat çekmekte yarar var. Birincisi, hızlı büyüme döneminde dahi sanayinin yeterince istihdam yaratamaması, olası bir daralma sürecinde daha vahim bir işsizlik tablosuyla karşılaşacağımız sinyalini veriyor. İkincisi, mevcut döviz kuru ve faiz düzeylerinde yılın ikinci yarısında sanayi üretiminin de stop edeceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü hem bu kurlarla ham madde ve ara mal ithalatı yavaşlayacak, hem de yüksek fiyatlar nedeniyle talep hız kesecek.

Döviz sıçraması ‘menkul kıymet’ten okunamıyor

Döviz kurlarının haftalık yüzde 5 civarında sıçrama sergilediği bir konjonktürde, normalde bu trendi yabancıların menkul kıymet davranışlarından ve yerlilerin mevduata yönelik tutumlarından gözlemlemek gerekir. Değerlendirmeye geçmeden önce isterseniz rakamlara bir göz atalım:

En son açıklanan, 11 Mayıs’ta biten haftanın verileri, yurtdışı yerleşiklerin 28.8 milyon dolar hisse senedi aldıklarını ve 230 milyon dolar devlet iç borçlanma (DİBS) senedi sattıklarını gösterdi. 2018 başından bu yana ise, 1 milyar doların biraz üzerinde bir DİBS alıp, 832 milyon dolar hisse senedi satmışlar. Özetle, yabancıların Türkiye’den bariz bir çıkış eğilimi gözlenmiyor. Üstelik, daha iki ay önce 9 Mart’ta 94.1 milyar dolar portföyleri varken (53.1 hisse senedi, 31 DİBS), 2 ayda bu rakam 67.9 milyar dolara (40.8 hisse senedi, 27.1 DİBS) gerileyerek, 26.2 milyar dolar erozyona uğramışken. En genelde, yabancı yatırımcıların zaten Türkiye pozisyonlarını daralttıkları, beklemede oldukları söylenebilir.

11 Mayıs haftasında yabancı mevduatlarda da belirgin bir hareket gözlenmiyor. Mevduat bankalarındaki hesaplar 1 haftada sadece 40 milyon dolar, yıl sonuna göre ise 700 milyon dolar azalmış. Alt kırılımlara bakınca gerçek kişilerin yıl sonuna göre dolar hesaplarını 4.5 milyar dolar aşağı çektikleri görülüyor. Diğer bir ifadeyle, döviz hesapları bir ölçüde daralmış, doların başta avro, diğer paralara karşı değer kazanmasıyla, yani parite etkisiyle stok yerinde kalmış.

Buradan, döviz hareketlerinin büyük ölçüde yurtdışı alımlardan veya yerlilerin yastık altına koyan spekülatif davranışlarından kaynaklandığı sonucu çıkarılabilir.

Konut sektörü zorda

Konut sektörünün zorda olduğunu söylemek için istatistiklere bakmaya gerek yok diyebilirsiniz. Haklısınız, zaten istatistikler de inşaat sektörünün kabataslak yüzde 60’ını oluşturan konutlardaki sıkıntıyı ortaya koyarak, yaygın kanıyı destekliyor.

Önce konut fiyatlarından başlayalım. Merkez Bankası’nın konut endeksi Mart ayında bir önceki aya kıyasla enflasyonun altında, yüzde 0.91’lik bir artış göstermiş. Bu yıllık değişimi yüzde 9.29’a taşıyarak, reel olarak yüzde 0.85 oranında azalmaya işaret etmiş. En vahim tablo ise İstanbul’da; aylık yüzde 0.15 azalış gözlenmiş, son 12 ayda da tüketici enflasyonunun çok çok altında sadece yüzde 3.24’lük bir kıpırdama gerçekleşmiş.

Cuma günü açıklanan konut satış istatistikleri de sektördeki durgunluğu doğruluyor. Türkiye genelinde 2018 Nisan’ında konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9.9 oranında azalmış. İpotekli, yani banka kredisiyle yapılan konut satışlarında gerileme ise yüzde 35.6 oranıyla korkutucu bir boyut kazanmış.

Sektör sözcüleri aylık konut kredi faizlerinin yüzde 1 psikolojik sınırın altına çekilmesini talep ediyorlardı. Nitekim Ziraat ve Halkbank öncülüğünde aylık yüzde 0,98 faizle konut kredisi verilmeye başlandı. Mevcut faiz, kur ve enflasyon düzeylerine bakılırsa, bu oran gerçekçi görünmüyor. Seçim belirsizliğinde, bu ikram gerçek alımları mı tetikler, yoksa ucuz krediden yararlanmak için hülleli işlemlerin mi önünü açar, yakında anlayacağız…

Merkel’den, Erdoğan ile görüşen Özil ve Gündoğan’a tepki

Almanya Başbakanı Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Merkel görüşmeyi, “yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olarak niteledi.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, Alman Milli Futbol takımı için forma giyen Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın Londra’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasına yönelik tepkiler sürüyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’deki olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, “rol model milli takım oyuncularının” Erdoğan ile buluşmasının “soru işaretleri yaratan ve yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olduğunu belirtti.

Gündoğan ve Özil’in konuya ilişkin açıklama yapmalarını da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Seibert, Alman Futbol Federasyonu (DFB) içinde de konunun gündeme geleceğinden emin olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özil ve Gündoğan ile Londra’da buluşmasında çekilen fotoğrafların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sosyal medya hesaplarında yayınlanması Almanya’da tepkiyle karşılanmış ve Erdoğan’a seçim desteği olarak değerlendirilmişti. Hükümet Sözcüsü Seibert, “Merkel de bunu gizli bir seçim desteği olarak mı değerlendiriyor?” şeklindeki soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Demirören: Futbola siyaset karıştırmak hata

Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirenlerden biri de Alman Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Reinhard Grindel olmuştu.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, yaptığı yazılı açıklamada, Grindel’in sözlerini eleştirerek, “Erdoğan hakkında yapmış olduğu karalayıcı açıklamalardan derin üzüntü” duyduğunu belirtti.

“DFB başkanının ifade ettiği düşüncelerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini” belirten Demirören, “eski bir futbolcu ve tutkulu bir futbolsever” olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk asıllı oyuncularla görüşmesinin “son derece olağan bir durum olduğunu” ifade etti. “Hangi milletten olursa olsun, bir ülkenin devlet başkanı tarafından görüşmeye davet edilen futbolcuların, bu çağrıya icabet etmesi çok normaldir” diyen Demirören “Almanya Futbol Federasyonu başkanı örneğinden görüleceği üzere, futbola siyaset bulaştırmak korkunç bir hatadır” ifadesine yer verdi.

DFB Başkanı Grindel Twitter üzerinden yayımladığı mesajda, “futbol ve DFB’nin, Sayın Erdoğan tarafından yeterince dikkate alınmayan değerleri savunduğunu” belirtmiş ve “Bu nedenle milli futbolcularımızın (Erdoğan’ın) seçim kampanyası için istismar edilmesi iyi değil” ifadesini kullanmıştı.

Böhmermann’ın Erdoğan şiirinin yasaklanması talebi reddedildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman komedyen Böhmermann’ın şiirine karşı açtığı temyiz davası sonuçlandı. Mahkeme, şiirin tamamen yasaklanması yönündeki talebi reddetti. Ancak şiir hakkındaki kısmi yasak da kaldırılmadı.

Alman komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılındaki televizyon programında okuduğu şiire karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan temyiz davası sonuçlandı.

Hamburg Eyalet Mahkemesi Şubat 2017’deki kararında, Erdoğan’la ilgili şiirin “hakaret içerikli ve onur kırıcı” olduğuna hükmettiği bazı bölümlerini yasaklamıştı. Karara hem Böhmermann hem de Erdoğan’ın avukatları itiraz etmişti.

Yapılan itirazları sonuca bağlayan Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi Salı günkü kararında, Erdoğan’ın avukatlarının, şiirin tamamının yasaklanması yönündeki talebini reddetti. Mahkeme, şiirle ilgili kısmi yasağın kaldırılmasını isteyen Böhmermann’ın avukatlarının talebine de olumsuz yanıt verdi.

Erdoğan bu eleştirilere katlanmak zorunda

Kararı açıklayan hâkim Andreas Buske, “Hiciv sanat olabilir, ancak olmak zorunda da değil” ifadesini kullandı ve “Sanat olmayan hiciv ise ifade özgürlüğü kapsamına girer” dedi. Söz konusu şiirin, anayasanın sanat tanımına uyup uymadığı konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen hâkim, Erdoğan hükümetine yönelik eleştirinin, hatta ağır eleştirinin kabul edilebilir olduğunu ve Erdoğan’ın bu eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu belirtti. Alt mahkeme de Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı kimliği ve muhaliflerine yönelik politikaları nedeniyle, diğer bölümlere tahammül etmek zorunda olduğuna hükmetmişti.

“Gerçek bir bağlantı yok”

Şiirin bazı bölümlerinin tekrarlanmaması yönündeki yasağın sürdüğüne dair üst mahkeme kararında, bu bölümlerin cinsel içerikli, küçük düşürücü ifadeler barındırdığı ve bu ifadeler ile davacı arasında gerçek bir bağlantı olmadığı kaydedildi.

Almanya ile Türkiye arasında krize neden olan şiir

Böhmermann’ın 31 Mart 2016 tarihinde Alman televizyon kanalı ZDF’deki Neo Magazin Royale programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili okuduğu şiir sonrasında Erdoğan’ın avukatları komedyen hakkında dava açmıştı. Avukatlar şiiri “içerikten yoksun” ve “insan onurunu aşağılayıcı” bir karalama olarak nitelendirirken, Böhmermann şiiriyle Almanya’da izin verilen hiciv ile yasaklı hakaret arasındaki farkı göstermek istediğini söylemiş, konu Almanya ile Türkiye arasında diplomatik gerginliğe yol açmıştı. DW Türkçe

Trump’tan, Kuzey Kore görüşmesine ilişkin açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev ile gerçekleştirdiği görüşmede Kuzey Kore ilgili açıklamalarda bulundu.

Trump, Kuzey Kore’nin zirveyi iptal etme sinyaline ilgili bilgilendirilmediğini söyleyerek “Hiçbir şey görmedik. Hiçbir şey duymadık. Ne olacağını göreceğiz” dedi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakan Yardımcısı Kim Kye-gwan “ABD bizi köşeye sıkıştırır ve nükleer silahlarımızdan tek taraflı vazgeçmemizi isterse, görüşmelere ilgimizi kaybederiz ve beklenen Kuzey Kore-ABD zirvesine katılıp katılmamayı yeniden değerlendirmemiz gerekir” açıklamasını yapmıştı.

Kuzey Kore Lideri Kim Jong Un ve ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Haziran’da Singapur’da görüşmesi planlanıyor.

Gözler bugün görülecek Hakan Atilla davasında

ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları beş ayrı suç kapsamında ihlal ettiği karara bağlanan Halk Bankası eski genel müdürü Mehmet Hakan Atilla’nın hüküm duruşması, bugün New York Güney Bölgesi mahkemesinde görülüyor. Ankara’nın ve piyasaların gözü bu duruşmada olacak. Uzmanlara göre “Halk Bank’a ceza çıkarsa ödenir ama sistemden çıkarılmak çok daha vahim sonuçlar doğurur.”

Cumhuriyet’ten Şebnem Arsu’nun haberine göre, savcılık, yaklaşık 14 aydır tutuklu bulunan Atilla hakkında Nisan ayında verdiği yazılı mütalasında 15 yılı aşan bir ceza talep ederken, savunma tarafı oldukça uzun bir açıklama ile bu sürenin adil olmadığını belirtti.

Avukatlar Victor Rocco ve Cathy Fleming’in başını çektiği savunma ekibine göre Atilla’nın hiç ceza almaması, alacaksa da cezanın 5 senelik alt sınır baz alınarak belirlenmesi gerek.

Puanlama usulü yapılan yazılı değerlendirmede, Atilla lehine unsurlar arasında yasadışı şebekenin lideri olmadığı, suça katılımının minimal düzeyde olduğu ve önceden sabıkası olmadığı vurgulandı.

Savcılık ise mütalasında Atilla’nın şebekeye bizzat destek verdiğini, para dolaşımını kontrol ettiğini ve bankacılık deneyimini kullanarak işlemlerin ABD sistemince fark edilmemesi için yöntem geliştirdiğini tekrarladı.

Hukukçular, şimdiye kadar bankalar nezninde işlenen ABD yaptırım ihlallerinde hiç bir banka çalışanına ceza davası açılmadığının altını çiziliyorlar.

“Elimizde ihlale karışan bankaların personeline verilen örnek bir ceza kararı olsaydı talep edilen süreyi kıyaslayabilirdik ancak bir tane bile yok,” diyor, dava sürecini takip eden bir hukukçu.

“Bu davada savunma tarafına hakikaten çok mu yükleniliyor yoksa savcılar içtihat mı oluşturmaya çalışıyorlar, bilemiyorum.”

SİYASİ BİR DAVA MI?

Davayı başlatan eski New York savcısı Preet Bharara’nın görevine zamanında vekalet eden Joon H. Kim’in karar sonrası yaptığı açıklama niyetlerini açıklayıcı nitelikteydi.

“Yabancı bankalar ve bankacıların bir seçeneği var; Ya kendi isteğinizle İran’a ve diğer yaptırım altında olan devletlere Amerikan yasalarını delmede yardım edersiniz ya da ABD doları üzerinden işlem yapan uluslararası bankacılık toplumunun bir parçası olursunuz. İkisini birden yapma şansınız yok.”

İhlal davalarında mevcut içtihatın Atilla aleyhine bozuluyor olmasının siyasi nedenleri de konuşuluyor.

Salı günü Londra’da Bloomberg haber ajansına bir mülakat veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atilla’nın suçsuz olduğunu ve bankacıya verilecek cezanın “Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlu olarak ilan etmek anlamına” geleceğini söyledi.

“Umarım Türkiye-ABD ilişkilerini tamamen yerle yeksan etmeyecek bir sonuç çıkar,” şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı, nihai kararın halihazırda gergin bir seyir izleyen ikili ilişkilere etkisi olacağını belirtti.

ABD tarafı ise, davanın başından bu yana, Ankara’nın benzer çıkışlarını ülkedeki yargının bağımsızlığına atıf yaparak yanıtlamakta.

Columbia Üniversitesi Hukuk profesörü Daniel Richman, Cumhuriyet gazetesine verdiği bir demeçte, özellikle New York Güney Bölgesi savcılarınının siyasi baskıya boyun eğmemekle tanındıklarını vurgulamıştı.

Ankara, her ne kadar bu davanın Fethullah Gülen ve uzantılarının hükümete karşı ABD’de kullandığı bir silah olduğunu iddia etse de, buradaki yerleşik anlayış, sürecin yaptırım ihlallerine karışan tüm siyasiler ve devlet kurumlarına ciddi bir uyarı niteliği taşıdığı yönünde.

Unutulmaması gereken nokta ise bu davanın baş rolünde İran’ın olduğu.

“Bunun siyasi bir dava olduğu söylenemez,” diyor Washington merkezli Freedom House kuruluşu uzmanlarından Nate Schenkkan.

“Burada mesele tam olarak İran ve İran’a uygulanan yaptırım rejimi. Türkiye’nin davaya dahil oluşu da bu konu üzerinden. Türkiye bu davayı ‘Amerika’nın saldırısı’ olarak resmedene kadar da öyleydi.”

Sarraf’in başını çektiği yasadışı düzenin dış cepherinde yer alan Atilla gibi sicili temiz bir yetkilinin ceza davasına konu olmasını ise Schenkkan, Halk Bankası’nın yaptırıma uymayı defaatle reddetmesine bağlıyor.

“ABD’li hazine yetkilileri aslında 17-25 Aralık öncesinde bile Halk Bankası’nda olan bitenin farkındalardı. Defalarca farklı şekillerde ‘durun’ denilmesine rağmen Halk Bankası devam etti ve bu noktalara gelindi.”

HALK BANKASI VE CEZA İHTİMALİ

Geçen yıl Kasım ayında başlayan davanın merkezindeki İranlı altın tüccarı Rıza Sarraf, savcılıkla anlaşarak oldukça kapsamlı bir ‘etkin pişmanlık anlaşması’ imzalamıştı.

Bu imza kapsamında verdiği ifadesinde, İran’dan alınan doğalgaz ve petrol karşılığı Halk Bankası’nda toplanan fonların sahte belgelerle nasıl ABD doları cinsinden uluslararası dolaşıma sokulduğunu anlattı.

Sarraf, aynı zamanda Vakıfbank ve Arap Türk Bankası’nın da İran’la ticarete aracı olmak istediklerini, onayın ise zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine’den sorumlu eski bakan Ali Babacan’dan geldiğini aktarmıştı.

Halk Bankası başta olmak üzere adı geçen bankalara ABD Hazinesi tarafından ciddi cezalar kesilebileceği konuşuluyor.

Atilla’nın savunma ekibinin davanın yargıcı Richard Berman’a sunduğu bir listede, şimdiye kadar yaptırım ihlallerine karışan on banka içinde BNP Paribas, ödediği yaklaşık 9 milyar ABD doları tutarındaki ceza ile başı çekiyor.

Bazı uzmanlara göre, Halk Bankası’nın ödeyeceği ceza miktarı Atilla’ya verilecek cezanın tonunu da belirleyebilir.

“Halk Bankası’na yüksek bir ceza kesilirse Atilla daha az bir ceza alabilir,” diyor New York merkezli dolandırıcılık denetim kurumu Bard Dynamic’in kurucusu Ozan Gürel.

“Daha da önemlisi bankanın ABD bankacılık sisteminden ihraç edilip edilmeyeceği. Nihayetinde bankalar miktar ne olursa olsun cezayı öder ama sistemden çıkarılmak çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır.”

Diplomatik dokunulmazlığı olan siyasiler dışında adı geçen kişilerin ise, uluslararası dolaşımlarının engellenebileceği, isimleri bizzat ABD kurumlarınca yaptırım listesine alındığında Türkiye dışındaki ülkelerdeki mal varlıklarına el konulabileceği belirtiliyor.

Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış ve Halk Bankası eski genel müdürü Süleyman Aslan iddialarda ismi geçen yetkililerden.

SARRAF NE YAPIYOR?

Ambargo altındaki İranlı kurumların yurtdışı ödemelerinde yüksek komisyon bedelleri keserek ciddi bir servet edinen Sarraf için yargı süreci halen devam etmekte.

Adına henüz bir hüküm duruşma tarihi belirlenmemesi, eski sanığın, korunaklı bir cezaevinde FBI yetkililerine, bildiklerini son harfine kadar anlatmaya devam ettiği anlamına geliyor.

Kurduğu yasadışı şebekeler vasıtası ile eindiği maddi kazanımları ABD’ye iade etmekle kalmayıp tüm bildiklerini şüpheye yer bırakmaksızın anlatması, tüccarı özgürlüğe bir adım daha yaklaştırabilir.

Sarraf’ın mevcut siyasi konjektürde savcılar için değeri artmış olabilir.

İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan ABD’nin aniden çekilmiş olması yaptırım rejimini yeniden gündeme getirdi.

Reuters haber ajansının Salı günkü haberine göre, ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın, kritik önemdeki bankacılık sektörünü kullanmasını engellenmek amacı ile yeni ekonomik yaptırımlar getirildiğini açıkladı.

Bu gelişme Sarraf’ın bildiklerini ve bağlantılarını daha anlamlı kılabilir.

Yüksek korumalı bir cezaevinde tutulduğu konuşulan Sarraf’ın, gozaltina alinip tutuklandigi dönemde gardiyana içki ve telefon kullanımı karşılığında rüşvet verdiğini kabul etmesi ardından açılan dava devam ediyor.

Tüccar hakkında, eski koğuş arkadaşı 62 yaşındaki Arap asıllı Fildişi Sahilli vatandaşı Faozi Jaber tarafindan cinsel istismar ve tecavüz iddiasıyla acilan davanin ise 22 Mayıs tarihinde karara baglanmasi bekleniyor.

ABD basında yer alan haberlere göre İranlı tüccar iddiaları hayal ürünü olarak nitelemişti.

GERİ GELEN YAPTIRIMLAR ATİLLA’NIN CEZASINI ETKİLER Mİ?

Hüküm duruşması öncesi prosedürler kapsamında Atilla’nın ailesi, akrabaları, iş arkadaşları ve diğer yakınları Yargıç Berman’a onlarca mektup göndererek, adalet ve merhamet istediler.

Sanığın duruşma boyunca sergilediği iyi hal, Metropolitan Islahevinde gardiyanlarla uyumlu ilişkileri, sabıkasının olmaması ve diğer hafifletici unsurların karara etki etmesi bekleniyor.

Yargıç Berman’ın Mayıs ayı başında savcılığın cevaplandırmasını talep ettiği sorular arasında, Atilla’nın ihlal ettiği yaptırımların halen gündemde olup olmadığı da yer almıştı.

Savcılar, sözkonusu yaptırımların yürürlükten kaldırılmış olduğunu ancak uygulamanın halen devam edip etmemesinin işlenen suç kapsamında önem taşımadığına vurgu yapmışlardı.

Mevcut siyasi gelişmeler ise iddia makamının hüküm ve sonrasında temyiz sürecinde elini güçlendirebilir.

“Tamamen dava dışında gelişen bir durum var,” diyor davayı takip eden hukukçu, yaptırım rejimin yeniden yürürlüğe gündeme gelmesine ilişkin.

“Takip etmeye çalışıyoruz; bir şekilde etkisi olur mu, olmaz mı diye ancak somut bir cevabım yok. Olur ise, ‘hakim hakimliği bıraktı siyaset yapmaya başladı’ anlamına gelir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkel’le görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin’deki son gelişmelerle ilgili olarak Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi Angela Merkel ile telefonda görüştü.

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre iki lider görüşmede, ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve Gazze’de Filistinlilerin hedef alınması neticesinde yaşanan gerilim hakkında görüştüler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyla ilgili olarak İİT’nin Cuma günü İstanbul’da gerçekleştireceği olağanüstü toplantı hakkında bilgi paylaşımında bulunduğu görüşmede, uluslarası camianın BM nezdinde de hadisenin takipçisi olmasının önemine de işaret edildi. Görüşmede mevcut tablonun soruna çözüm bulunmasını zorlaştırdığı da vurgulandı. Görüşme vesilesiyle ikili ilişkilere değinen iki lider, gerek ilişkilere ivme kazandırılması, gerek bölgesel konularda fikir teatisi için yakın temasta olma konusunda mutabık kaldılar.

***

Erdoğan’ın telefon trafiği Merkel’den sonra İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yle de devam etti. Erdoğan, Ruhani’yle telefonda konuştu.

Merkel’den ABD’ye ek vergi çağrısı

Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinden ithal ettiği çelik ve alüminyuma uygulamak istediği ek gümrük vergisi hakkında görüşme çağrısı yaptı.

ABD yönetimi geçtiğimiz haftalarda ticaretteki korumacı politikaları çerçevesinde, ithal çelik ve alüminyuma sırasıyla yüzde 25 ve yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulanacağını açıklamıştı. Ancak Kanada, Meksika, Brezilya, AB, Avustralya ve Arjantin’e “geçici muafiyetler” vermişti.

Reuters’in haberine göre Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki AB liderler zirvesinden önce gazetecilere açıklama yapan Merkel, “Ortak bir konumumuz var. Avrupa ülkeleri olarak ABD’den geçici değil, sürekli bir muafiyet istiyoruz ve sonra ticarete engelleri karşılıklı olarak nasıl azaltabileceğimizi konuşmaya hazırız” dedi.

ABD’nin ithal çelik ve alüminyuma ek gümrük vergileri getirileceğini duyurması üzerine AB, ABD’nin bölgeye yaptığı ihracata karşı önlemler alınacağını açıklamıştı.

Hem Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hem de Almanya Başbakanı Angela Merkel, Beyaz Saray ziyaretlerinde, AB’nin, ABD’nin vergi kararından muaf tutulmak istediğini belirtmişti.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker de, AB ile ABD arasındaki ticari ilişkilerde denge sağlamak için birkaç gün içerisinde “misilleme” yapılacağını belirterek, “Ulusal güvenlik gerekçesi olmadan atılan bu adımla, ABD kendi sanayisini korumaya yönelik bariz bir müdahalede bulunuyor. Bu adımı esefle karşılıyoruz. Korumacılık, çelik sektöründeki ortak sorunun yanıtı olamaz” açıklamasını yapmıştı.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno