Ramazan Paketi cebi deldi

SEMİH GÜVEN [email protected] @semihguvenn

Soluksuz şekilde yükselen gıda fiyatları, Ramazan ayında halkın bütçesini bir hayli zorluyor. En temel gıda maddeleri için hazırlanan (ekmek ve sebze hariç) Ramazan Pakedi’nin fiyatı 400 liraya ulaşırken, sadece sahur için yapılan gıda harcaması 170 lirayı geçiyor.

Türkiye’nin en yaygın marketlerinden birini baz alarak yaptığımız hesaplamaya göre, orta kalite ürünler için dört kişilik bir ailenin cebinden çıkacak para şöyle:

Sahur harcaması
»Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olan zeytinin kilosu 20 liraya, 600 gramlık ezine peyniri ise ortalama 20 liraya satılıyor. 1 kilo çayın tüketiciye maliyeti ise 23,90 TL. Küp ve kesme şeker ise kilosu 5 lira 45 kuruştan satılıyor.

»Yüksek derecede protein kaynağı olan yumurtayı 30’lu paket olarak aldığınızda 11 lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor. Yanına sucuk da eklemek isterseniz 340 gramlık sucuk 30 TL.

»Sadece tuzlu olmaz, yanına tatlı bir şeyler de gerek derseniz ise 460 gramlık çiçek balının fiyatı 29 lira 50 kuruş. 800 gramlık bir vişne reçeli ise 9 lira 45 kuruş.

İftarda bütçe sarsılıyor
Sahur için katlanmak zorunda kaldığınız maliyete iftar harcaması da eklendiğinde maliyet daha da katlanıyor. Dört kişilik bir ailenin asgari harcaması baz alındığında, Ramazan pidesi ve meyve-sebzeyi dışarıda tutsanız bile en az 220 lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor.

»İftar sofrasının açılış yemeği olan çorbayı ayda 5 kez yapmak isterseniz, tanesi 2 lira olan hazır çorbaya 10 lira ödemek durumundasınız.

»1 kilo kurufasulye 10 liradan satılırken, yanına pilav da yapmak isterseniz, pirincin kilosu 8,5 TL. Pilavlık bulgurun kilosu da ortalama 3 lira 90 kuruştan satılıyor. Fasulye pastırmasız olmaz diyenler içinse 200 gramlık pastırma 25 lira.

»Sadece kurufasulye değil, nohut yemeği de yapmak isterseniz nohutun kilosu 13 lira 50 kuruşla cep yakıyor.

»Ayda bir kez de olsa etli yemek yapmak isteyenler için en iyi alternatif kıyma. Kıymanın kilosu 40 TL.

»Ayda 3 kez de makarna yapmak isteyenler, paket makarnaya tanesi 2 liradan 6 lira ödemek zorunda.

ramazan-paketi-cebi-deldi-465064-1.

»Kırmızı mercimeğin kilosu 5 lira 95 kuruşken, yeşil mercimekte fiyat 8 lira 95 kuruşa kadar çıkıyor.

»Yemeğe katacağınız tuzun 750 gramı 1 lira 90 kuruş. 2 kiloluk un 6 lira 85 kuruş.

»Yemekleri yapmak için en azından salça ve yağa ihtiyacınız var. 2 litrelik ayçiçek yağı 17,50 liradan satılırken, bir litre zeytinyağını kilosu 35 lira 50 kuruşa kadar çıkıyor. 800 gramlık salçanın fiyatı ise 5 TL.

Tatlı cep yakıyor
»Tatlısız iftar sofrası olmaz derseniz 300 gram hurma 5 lira 95 kuruş. Tüm aile ayda toplam bir kilo cevizli baklavayla idare edebilirse baklavanın kilosu 27 lira. Antepfıstıklı çeşitlerde ise fiyat daha da yükseliyor.

Paketin tanesi 400 lira
Daha çok kuru gıda ürünleri üzerinden yapılan harcamaya göre, dört kişilik bir ailenin asgari ihtiyaçları için hazırlanan ramazan pakedi 400 liraya yaklaşıyor. Bu hesaplamaya her gün tüketilen ramazan pidesi ve sebze-meyveleri eklediğinizde ise fiyat katlanarak artıyor.

Maltepe Belediyesi’nden yurttaşlara ücretsiz sağlık hizmeti

Maltepe Belediyesi’ne bağlı olarak faaliyetlerine sürdüren Küçükyalı Tıp Merkezi, 2018 yılında doktor ve poliklinik sayısını arttırarak, çalışmalarına hız verdi. Çalışmalar kapsamında 2018’in ilk 4 ayında, 37 bin hastaya ücretsiz sağlık hizmeti sunuldu.

Maltepe’de, belediye tarafından hizmete açılan Küçükyalı Tıp Merkezi, başarılı ve ücretsiz çalışmalarını, doktor ve poliklinik sayısını arttırarak sürdürüyor. Tam donanımlı olma noktasında hızla ilerleyen tıp merkezi, 2018’in ilk 4 ayında dahiliye, genel cerrahi, lokal cerrahi, kadın, çocuk, göz ve göğüs hastalıkları, ağız ve diş sağlığı, uzman aile hekimliği, pratisyen hekim ve psikolojik danışmanlık hizmeti alanlarında toplamda 37 bin hastaya sağlık hizmeti sundu. Ağız ve diş sağlığı polikliniğinde 826 kişiye hizmet veren tıp merkezi, radyoloji ve biyokimya hizmetleri alanında da 11 bin 379 vatandaşa laboratuvar hizmeti verdi. 2018’in ilk çeyreğinde 774’ü evlilik raporu, 35’i kan tahlili, 935’i sağlık raporu olmak üzere toplamda bin 752 kişiye ulaşılırken; kan alma, kan şekeri ölçümü, serum takılması, EKG, müşahede, pansuman, tansiyon ölçümü, enjeksiyon ve dikiş alımı gibi hemşirelik hizmetlerindeyse, 12 bin 648 vatandaşının derdine deva olundu.

“DOKTOR SAYIMIZ ARTACAK”

Hastane Müdürlüğü’ne bağlı Küçükyalı Tıp Merkezi’nin çalışmalarıyla ilgili olarak Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, şunları söyledi:

“Bu merkezi, tam da Türkiye’de hemen hemen neredeyse tüm sağlık hizmetleri ücreti hale getirilirken, vatandaşlarımıza yönelik, özellikle temel sağlık ihtiyaçlarının ücretsiz olduğunu kabul eden bir sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmete açmıştık. Geçen aylar, bu kararımızın ne denli isabetli olduğunu gösteriyor. 2018’in ilk yarısında 37 bin kişiye ücretsiz sağlık hizmeti sunduk. Yine sene sona ermeden hem doktor, hem hemşire, hem tıbbi malzeme, hem de poliklinik sayımızı arttırarak, daha donanımlı hizmetleri sunmaya devam edeceğiz.”

Yarkadaş: CAL’da birçok öğrenci zehirlendi, skandalın üstü

Adı ”okul müdürünün düzenlediği köfte ve sucuk partileri”yle gündemden düşmeyen Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde bu kez de zehirlenme skandalı yaşandı. Skandalı TBMM’ye taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, öğrencilerin okulda içtikleri sudan zehirlendiğini belirterek, konunun araştırılmasını istedi.

Yarkadaş şöyle konuştu:

“Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde birkaç gün önce sular kesiliyor. Okul yönetimi bunun üzerine, dışarıdan su getirtiyor. Bu sudan içen öğrencilerin bir kısmı kaldıkları pansiyonda, bir kısmı ise evlerinde rahatsızlanıyor. Okul Aile Birliği’ne giden çok sayıda şikayet sonrası durum Müdür Necati Yener’e aktarılıyor. Yener ise sorun çözmek yerine aileleri ‘provokasyon yapmak’la suçluyor. Böylece sorumsuzluğunu gizlemeye çalışıyor. Öğrenciler ise bu sırada yüksek ateşten dolayı kusma ve halsizlik yüzünden yataktan kalkamıyor.”

“PARTİZANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA…”

Okul Müdürü Necati Yener’in, sırtını AKP’li İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve bakanlık bürokratlarına yasladığı için kendisini dokunulmaz gördüğünü belirten Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Partizanlık, liyakatsızlık ve sorumsuzluk öğrencilerin canına mal olacak. Aynı müdür, daha önce de nereden alındığı belli olmayan sucukları öğrencilere yedirmeye çalışmıştı. Neyse ki; hiçbir öğrenci getirilen sucukları yemedi de zehirlenmekten kurtuldu… Ancak öğrenciler bir dahaki sefere, bu kadar şanslı olmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat dayanışmasını bırakmalı ve okul müdürünü derhal görevden almalıdır. Müdürün görevden el çektirilmesi için öğrencilerin başına daha büyük bir felaket gelmesi mi bekleniyor!”

“AİLELER BASKI ALTINDA”

Çocuklarına “gıda zehirlenmesi” teşhisi konulan çok sayıda anne ve babanın kendisini aradığını belirten Yarkadaş, “Aileler kamuoyunda seslerini duyuramıyor. Çünkü müdür aileleri arayıp adeta tehdit ediyor. Adeta bir ‘Ali kıran baş kesen’ tavrı var. Öğrencilerin ve ailelerin bu zulümden bir an önce kurtarılması gerekiyor” dedi. Yarkadaş, İstanbul Tabip Odası’nı da okulda sağlık taraması yapmaya davet etti.

“HESAPLAR DA İNCELENSİN…”

Okulun tüm hesaplarının da incelenmesi gerektiğini belirten Yarkadaş, “Okulun gelir ve giderlerinin düzgün ve yasalara uygun tutulmadığı da beliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müdürden neden çekiniyor? Müfettişlerin tüm raporları sümen altı ediliyor. Bakan İsmet Yılmaz bu müdürden neden korkuyor?” diye sordu. Yarkadaş, konunun tüm boyutlarını araştırma önergesi olarak meclise taşıdığını da dile getirdi. CHP’li vekil, okul müdürünün öğrencilere kötü davrandığını da yineledi.

104 yaşındaki bilim insanı, ‘ölüm yolculuğu’nu tamamladı

‘Yaşam standartlarının kötüleştiği’ gerekçesiyle bu ay içinde İsviçre’de kendi yaşamına son vermek istediğini açıklayan Avustralya’nın en yaşlı bilim insanı 104 yaşındaki David Goodall’ın bu kararı ötanazinin yasadışı olduğu Avustralya’da tartışmalara neden olmuştu.

104 yaşındaki Ekolojist, yaşanan tartışmaların üzerine İsviçre’nin Basel kentinde ötanazi savunucularıyla bir araya gelerek bir basın toplantısı düzenledi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bugün için planlanan ötanazi prosedürüne ilişki detayları bilmediğini belirten Goodall, ötanazi işleminin iğneyle yapılacağını ve bu esnada bazı aile üyelerinin de kendisiyle birlikte olacağını açıkladı.

“Uygun zaman geldiğinde, ölmeyi seçmek serbest olmalı” diyen Goodall’ın basın açıklamasında giydiği ve üzerinde ‘Utanç verici yaşlanma’ yazılı kazağı dikkat çekti.

Ötanazi kararına ilişkin “Son 6 yıldır görme yetim, son bir iki yıl içerisinde de yeteneklerim düşüş gösterdi, artık hayata daha fazla devam etmek istemiyorum ve sona erdirme şansım olduğu için mutluyum” diyen Goodall’ın kendisine sorulan soruları duymakta zorlandığı görüldü. Bunun üzerine bazı sorular mikrofonla tekrar edildi ve Goodall soruları net bir şekilde cevaplayabildi. Goodall ayrıca ötanazi kararının medyanın dikkatini İsviçre’ye çekmesine yol açmasından ötürü de üzerinde baskı hissettiğini söyledi.

YAŞAMA BEETHOVEN’LA VEDA ETMEK İSTEDİ

Son anlarında dinlemek için herhangi bir müzik seçip seçmediği sorulduğunda ise bunun hakkında pek düşünmediğini belirten Goodall, “Eğer bir şey seçeceksem bu Beethoven’ın 9. Senfoni’sinin final bölümü olurdu” diyerek 9. Senfoni’nin final bölümü olan ‘Ode to Joy’dan bir bölümü Almanca seslendirdi. Goodall’ın bu performansı ise alkışlarla karşılandı.

Goodall’ın hayatına son verildi.

Almanya’nın reddettiği vize sayısında artış

Almanya’da geçtiğimiz yıl daha fazla sayıda vize başvurusunun geri çevrildiği açıklandı. Dışişleri Bakanlığı’nın Sol Parti’nin verdiği bir soru önergisine yanıtına göre, 2015 yılında reddedilen başvuru oranı yüzde 6,1 iken, bu oranın 2016’da yüzde 6,7’ye ve 2017’de de yüzde 8,5’e yükseldi. Bu tablo, 205 bin başvurunun geri çevrildiğine işaret ediyor.

Deutsche Welle Türkçe’nin Rheinische Post gazetesinin haberinden aktardığına göre, olumsuz yanıt alan vize başvurularının sahiplerinin büyük çoğunluğunu Afrika ülkelerinden ve vatandaşlarının ağırlıklı olarak sığınma başvurusunda bulunduğu ülkelerden gelenler oluşturuyor. Buna göre, reddedilen başvuruların yüzde 43’ü Nijeryalılara, yüzde 40’ı Angolalılara, yüzde 28’i Afganlara ve yüzde 36’sı da Iraklılara ait.

Sol Parti Meclis Grup Başkanvekili Sevim Dağdelen, “Özellikle Afrika’nın yoksul ülkelerinin vatandaşlarının Almanya için vize alabilmelerinin zor olduğunu” söyledi.

Öte yandan toplam rakamlara bakıldığında Almanya’nın onayladığı vize sayısında da artış görüldü. 2016’da 2,1 milyon kişiye vize verilirken, güncel rakamın 2,4 milyona çıktığı açıklandı. Onaylanan vize başvurularının 2 bine yakınının Afganlara, 22 binden fazlasının da Iraklılara ait olduğu belirtildi.

Açıklanan rakamlar arasında aile birleşimi vizesi verileri de yer alıyor. 2017’de 37 bin kadına aile birleşimi vizesi verilirken, bunlardan yaklaşık 10 bin 500’ünü Türk vatandaşlarının oluşturduğu ifade edildi.

‘Savaşa hayır’ diyen hekimlere memurluktan çıkartma cezası

BURCU CANSU

Türk Tabibleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” başlıklı açıklaması nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından aile hekimleri Selma Güngör ve Dursun Yaşar Ulutaş hakkında bir rapor hazırlandı. Raporda, “Bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarma”yı düzenleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ilgili hükmüne atıfta bulunularak Güngör ve Ulutaş’ın aile hekimliği sözleşmesinin feshi talep edildi.

Soruşturma raporu Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı tarafından onaylanarak valiliğe gönderildi. Valilik tarafından Güngör ve Ulutaş’a son savunmalarını yapmaları için bir hafta süre tanındı. Sözleşme feshi ve kamu görevinden çıkarma tehdidi ile karşı karşıya olan Dursun Yaşar Ulutaş, BirGün’e konuştu. Ulutaş, “Dünya Tabipler Birliği’nin 1953’te imzalanan 2017’de de güncellenen ‘tutum belgesi’nde hekimlerin savaşa karşı tutum sergilemeleri salık verilir. TTB’de bu doğrultuda bir açıklama yaptı. Bu açıklama bütün dünyada hekim örgütleri tarafından kabul gördü. Yurt içi ve dışında bir çok sivil toplum kuruluşu, meslek örgütü ve yurttaş tarafından desteklendi” dedi.

Hekimlik yapmamız engelleniyor
TTB’nin çatışmalarla ilgili zaman zaman açıklama yaptığını belirten Ulutaş, şunları söyledi: “Suriye, Gazze, Filistin, Irak gibi ülkelerdeki çatışmalar için de açıklamalar yapıldı. TTB’nin insan sağlığını etkileyen her türlü konuda halkımızı ve hekimleri uyarma görevi vardır. Bir salgın olduğunda insan sağlığı üzerine zararlarını anlatmak ne kadar doğal ise çatışmaların insan sağlığına zararlarını anlatmak da o kadar doğaldır.”

TTB tüzel kişiliği adına yapılan bir açıklama nedeniyle aile hekimliği yapmanın önünde bir engel olmadığına dikkat çeken Ulutaş, “Yasalar da bunu doğruluyor. Sağlık Bakanlığı yapılan bir açıklamayı gerekçe göstererek hekimlik yapmamızı engellemeye çalışıyor. Bu doğru bir tutum değildir” dedi.

Cezalar Meclis gündeminde
CHP Milletvekili İbrahim Özdiş de Güngör ve Ulutaş’ın “Bir daha atanmamak üzere devlet memurluğundan çıkarma” cezası alacağı haberlerini Meclis gündemine taşıdı. “Tam anlamıyla faşist, baskıcı bir yönetim anlayışı izleniyor” diyen Özdiş, “TTB’nin mesleki bir konuda yaptığı açıklama nedeniyle aile sağlığı merkezi çalışanları Güngör ve Ulutaş’ın sözleşmesinin feshedilmesinin teklif edilmesi doğru bir yaklaşım mıdır? Bir meslek örgütü olarak evrensel bir bilgi olan ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur!’ tespitini dile getirmek suç mudur?” diye sordu. Özdiş, yapılanların AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24 Nisan’da TBMM grup konuşması sırasında “millete taahhüt” ettiği “daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük” cümleleriyle çeliştiğini de ifade etti.

Seyyar sandık istismarı

BURCU CANSU

Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde uygulanacak “seyyar sandık” uygulaması istismarlarla başladı. Söz konusu uygulamanın kapsamı dışında bulunan ‘görme ve işitme engelli yurttaşların’ da seyyar sandık uygulamasına dahil edilmesi tartışma yarattı.

Seyyar sandıklarda oy kullanabilmeleri için, hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin ilçe seçim kurulu başkanlığına veya ilçe seçim kurulu başkanlığına gönderilmek üzere muhtarlığa başvurulmasını istedi. Karara göre, bir sandıkta oy kullanacak azami seçmen sayısı 20 olarak belirlendi. Başvuruların ardından büyük bir karışıklık yaşanmaya başlandı.

YSK ilçe seçim kurullarının, belirlenen şartlar dışında da bazı yurttaşlara seyyar sandıkta oy kullanmasını sağlayacak raporlar verildiği yönündeki başvuruları üzerine bir genelge yayımladı.

Sincan 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı kendisine ulaştırılan raporların genelge ile belirlenen sınırların dışında olduğunu görünce YSK’ye başvuruda bulundu. Başvuruda, aile hekimliklerince, görme ve işitme engelli seçmenler aranıp, yatağa bağımlı olup olmadığı araştırılmaksızın seyyar sandıklar için oy kullanabilecekleri raporu verildiği bildirildi. Diğer ilçe seçim kurullarına da bazı seçmenlerin bizzat raporunu götürmesine karşın seyyar sandıkta oy kullanma talebinde bulunduğu da tespit edildi. Belirlenen kriterlere taşımayan seçmenlere de raporlar verilmesi nedeniyle çok sayıda sandık kurulması gündeme geldi.

Sincan İlçe Seçim Kurulu’nun başvurusu üzerine YSK, seyyar sandık kurulması koşullarına ilişkin kararını ayrıntılandırdı. Kararda, yatağa bağımlı olmayan seçmenlerin seyyar sandık kapsamı dışında olduğu bildirildi. Kararda, “Seyyar sandık kurulu talep formu ile birlikte ‘engeli nedeniyle yatağa bağımlı olduğu’ veya ‘hastalığı sebebiyle yatağa bağımlı olduğu’ ibaresinin yer aldığı sağlık raporunun ibrazı gereklidir” denildi.

Çarpık hanede düzgün insan olur mu?

Bu hafta, bir filme analitik düzeyde yaklaşırken kullandığımız en basit formülasyon olan ‘3N prensibi’nin -NE anlatıyor, NASIL anlatıyor, NİÇİN anlatıyor- ilginç sonuçlar verdiği bir film gösterime giriyor: Crooked House/Çarpık Evdeki Cesetler. İlk N’nin yanıtı basit: Agatha Christie’nin 1949 tarihli romanından uyarlanan Crooked House, çok zengin bir adamın zehirlenerek öldürülmesinden sonra devasa malikanede yaşayan aile fertlerinin maddi ve manevi çekişmeleri, takıntıları, arzuları çerçevesinde gelişen bir polisiye hikâye.

İkinci N’de film ilginçleşmeye başlıyor. Normalde anlatının biçim-içerik ilişkisinin çözümlendiği bu aşamada değerlendirilmesi gereken fazladan bir unsur var: Uyarlama tekniği. 20. yüzyıl polisiye edebiyatının en ünlü isminin bir yapıtından uyarlama söz konusu olduğu için ‘nasıl’ sorusunun yanıtı bu sefer kitapla film arasındaki benzerlik ve farklılıklarda ortaya çıkıyor.

Katilin kimliği de dahil olmak üzere Agatha Christie’nin romanındaki pek çok unsur senaryoda aynen kalırken, soruşturmanın merkezindeki cinayetin kurbanı olan zengin adam karakterinde çarpıcı bir değişimle karşılaşıyoruz. Romandaki Aristide Leonides İzmirli bir Rum’dur. 1884’te İngiltere’ye göç edip ileride restoranlar zincirine dönüşecek imparatorluğunun ilk dükkanını açar. Kısa sürede Londra’nın en ünlü restoranlarının çoğunun arkasındaki isim haline gelen Leonides işi büyütüp hazır yemek piyasasına girer. Bu arada 1. ve 2. savaşların sefalet ortamında parasına para katmak için ikinci el kıyafet ve ucuz mücevher ticareti gibi işler de yapar.

Kısaca, Christie’nin 1949’da yayımlanan romanındaki Leonides açgözlü ve hırslı bir kapitalisttir. Bu unsurlar Leonides’i olumsuz bir karakter yapar ama özellikle kötü yapmaz. Oysa üç senaristin yarattığı filmdeki Leonides kesinlikle çok kötü bir adam: Yunan İç Savaşı sırasında anti-komünist örgütlenmeyi yönlendirmiş, CIA için çalışmış, istihbarat katkılarından dolayı ABD yönetiminin himayesinde birçok yatırım yapmış, servetinin kökeninde halkların kanı bulunan, iğrenç bir faşist… Leonides hakkındaki şu sözleri de torunu söylüyor: “Savaş sırasında işleri genişletti: Bombalar… Önce şehri yerle bir edersin sonra da şehre girip yeniden inşa edersin…”

Öyle görünüyor ki, senaristler anlatıdaki diğer karakterleri neredeyse olduğu gibi bırakırken torunları başta olmak üzere malikanedeki hiç kimsenin sevmediği, topluma bakışı “Aptal insanlar savaşta ölmekten başka bir işe yaramaz.” sözüyle özetlenen, cinayet şüphelilerinin en kötüsünün bile kat kat iyi olduğu iğrenç bir adam yaratmak için çok özel bir çaba harcamış. Senaryoda da payı bulunan yönetmen bu karakteri öyle bir şekilde çiziyor, seyirciyi öyle tuhaf biçimde yönlendiriyor ki, bir süre sonra kendinizi Leonides’in katilinin yakalanmasını istemez halde buluyorsunuz.

Üçüncü N’ye gelince…

Filmin ‘niçin’ bu hikayeyi anlattığı sorusunun cevabı, Leonides’in acımasız faşist kapitalizminde yatıyor. Malikanede olup bitenler Avrupa hanedanlarının savaşlarını andırıyor. Hatta bir yerde Borjiya sülalesine de gönderme yapılıyor. Bu durumda belli ki faşist kapitalist Leonides’in malikanesi 20. yüzyıl Avrupasına denk düşüyor. Peki bu Avrupa’da neler oluyor?

1949’da, tam da Agatha Christie’nin Crooked House’u yayımladığı günlerde İngiliz yönetmen Carol Reed The Third Man/Üçüncü Adam adlı Graham Greene romanını perdeye uyarlamıştı. Crooked House’un 2. Savaş sonrası Avrupa’da tıbbi malzemelerin karaborsaya düşmesi sonucu yaşanan ölümleri, bu ölümlerin sebebi olan kapitalist insafsızlığı epey anti-Amerikan biçimde anlatan bu başyapıta hem öz hem de biçim düzeyinde yaptığı bariz göndermeler var. Her şeyin 1945’te -tam da savaşın bittiği yıl- doğmuş 12 yaşında bir kız çocuğunun etrafında düğümlendiği senaryo birincil anlam düzeyinde 2. Savaş sonrası, daha derinlerdeyse Soğuk Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden inşa sürecinin kapitalist dinamiklerini, hanenin çarpıklığıyla o hanede yaşayanların durumunu tartışıyor.

Derinlerde yürüyen bu tartışma filmi komünist ya da sosyalist yapmaz tabii, ama bir anlatı türü olarak polisiyenin tam da Ernst Mandel’in Hoş Cinayet‘te ortaya koyduğu haliyle toplumsal değişimle bağlantılı olarak yaşadığı -yaşamak zorunda olduğu- değişimin 21. yüzyıldaki halini gösterir ki, bu da kısa günün kârıdır galiba…

Fakir Baykurt Öykü Yarışması sonuçları açıklandı

Sarıyer Belediyesi tarafından düzenlenen ve bu yıl yedincisi düzenlenen Fakir Baykurt Öykü Yarışması sonuçlandı. Ortaokul, lise, yetişkinler ve Fakir Baykurt Öykü Kitabı kategorilerinde yarışmaya toplam 539 öykü ve 53 öykü kitabı katıldı.

Ortaokul ve lise kategorilerinde İbrahim Balcı (Yazar), Cafer Hergünsel (Yazar), Tuncay Dağlı (Yazar), Bilge Karaduman (Yazar) ve Murat Gürbüz’ün (Edebiyat Öğretmeni); diğer iki kategoride ise Özcan Karabulut (Yazar), Halil Genç (Yazar) ve Ayşegül Tözeren‘in (Yazar) seçici kurulda bulunduğu yarışmada yetişkinler kategorisinde 1.-2. ve 3.’lüğe 2’şer eser layık görüldü.

Ödüller 13 Mayıs 2018 Pazar günü Saat 17:00’de Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda düzenlenecek törende takdim edilecek.

Yarışmada ödülü hak eden isimler ve eserleri şöyle:

1)Adı Soyadı : Haşim Cem Çelik Eser Adı : FOLİE A DEUX

Ödül Gerekçesi : Kent yaşantısının ortaya çıkardığı önemli toplumsal sorunlardan birine, yalnızlığa odaklanan bir öykü. Benzerlerinin tersine yazar, sorunu bir bunalım öyküsü olarak ele almıyor. Sorunu patolojik olarak irdeliyor ve okuyucunun zihninde tartışma açmayı başarıyor. Öykü bütünlüğü içinde sağlam bir kurgu ve düzgün, kolay anlaşılır bir dil.

1)Adı Soyadı : Fatih Kök Eser Adı : BİR DÜĞÜN GÜNÜ

Ödül Gerekçesi : Arka planına günlük yaşantıyı alan yazar, öyküsünde, insanlar arasındaki iletişimsizlik üzerine eğiliyor. Yazar, öykü kişini iç sesiyle konuşturarak öykü kişisinin kendiyle, ailesiyle ve akraba çevresiyle iletişimsizliğini ele alıyor ve bu önemli toplumsal sorunu, üst düzeye taşımayı başarıyor. Kolay anlaşılır bir dil ve mizahi, sevimli bir anlatım.

2) Adı Soyadı : Başak Baysallı Eser Adı : ÖLÜ KIRLANGIÇ

Ödül Gerekçesi : Mübadeleden geriye kalan yitik hayatların, insani ve kültürel değerlerin, komşuluk ilişkilerinin sorgulanmasını bir çocuğun bakış açısıyla yansıtan duygusal öykü. Yazarın metafor olarak seçtiği kırlangıç, öykünün duygusal ilişkilerini güçlendiriyor.

2) Adı Soyadı : Birsen Aşık Yaşar Eser Adı : YAPRAKLAR

Ödül Gerekçesi : Koruyucu anne – baba ve çocukların ilişkisini arka planına alan çok katmanlı bir öykü. Yazar, seçtiği öykü kişisine, çocukların, bağımsız kişiliğe sahip olabilmesinde, feodal-müdahaleci aile ilişkilerini sorgulatıyor. Yer yer kullanılan imgeler güçlü, bağlantılar oldukça sağlam.

3) Adı Soyadı : Rıdvan Karaman Eser Adı : MİSAFİR

Ödül Gerekçesi : İnsan ilişkilerine, hakikatli dostluklara, beklentisiz ve on yıllarca süregelen esnaf dayanışmasına odaklanan farklı bir öykü. Yazar bir kasabadaki yaşantıyı öykü arka planı olarak kurgulamış ve toplumumuzun dayanışmacı geleneğini bir saatçi üzerinden ele almış. Çağrışımlar güçlü ve bağlantılar sağlam.

3) Adı Soyadı : Çiğdem Tan Eser Adı : İNSAN GÜZELDİR

Ödül Gerekçesi : Kent yaşantısının neden olduğu yıkımlara, kaybolan insani değerlere, artık özlemle anılan yardımlaşma ve dayanışma ruhuna ışık tutan ilişkilerin Sarıyer Tarabya’dan anlatıldığı ve sorgulandığı öykü. Yazar, Müslüman, Hıristiyan ve Musevi vatandaşlarımızı ve iç içe geçen yaşamlarını abartmadan özlemle anıyor.

4) Mansiyon Ödülü

Adı Soyadı : Bülent Karakaş Eser Adı : FIRÇANIN KÜÇÜK DOKUNUŞLARI

Ödül Gerekçesi: Ülkenin yaşadığı koşullar içinde, çocuklarının geleceğinden duydukları endişe karşısında, bir ailenin aldığı tutumun anlatıldığı öykü. Toplumsal kaygıların ele alınması sırasında sevecen ve sıcak bir dil kullanılması, yazarın kendi duyarlılığını öyküye yansıtması değerli bir katkı olarak görülmelidir.

FAKİR BAYKURT ÖYKÜ KİTABI ÖDÜLÜ

Adı Soyadı : Figen Alkaç Eser Adı : ISRARI KANADINDA

Ödül Gerekçesi: Sosyolojik ögeleri insan ruhuna indirgeyerek edebiyatla bütünleştiren iyi bir kitap. Cumhuriyet dönemiyle yeniden şekillenen toplumun, insan üzerindeki değişimlerinin sonuçlarının birlikte ele alındığı öyküler. Yıkımların sonuçlarının acıları ve sancıları; iyileştirilemeyen iç kanamalar; ( farklılıkların ) eski yaşantılarından arda kalan izlerinin, yeni toplum ilişkilerine adapte olmaya çalışan insanların ruhuna dokunuşları çarpıcı bir dille anlatılıyor.

LİSE ÖĞRENCİLERİ KATEGORİSİ

Adı Soyadı : Emine Turan Eser Adı: TÜTÜN

Ödül Gerekçesi : Baba-çocuk ilişkisini duygusal bir anlatımla işlemiş. Verdiği mesaj, öykü yazım tekniği ve kurgudaki başarısı nedeniyle ödüle layık görülmüştür.

Adı Soyadı : Zehra Çakır Eser Adı: DANTEL VE KEFEN

Ödül Gerekçesi : Anne-çocuk ilişkisinden anılara varan bir yolculuğu işleyerek, kurgu, öyküleme tekniği ve anlatımdaki başarısıyla ödüler layık görülmüştür

Adı Soyadı : İlayda Başar Eser Adı: BENİ DUYUYOR MUSUN?

Ödül Gerekçesi : Çocuk gelin konusu eleştirel bir yaklaşımla ele alınmış. Verdiği mesaj nedeniyle ödüle uygun bulunmuştur.

Mansiyon

Adı Soyadı: Ayşe Gizem UzenEser Adı: SANRI

Ödül Gerekçesi : Bir şizofreni hastasının hayal dünyasında yaşadıklarını ele alınmış. Betimleme, zamanlama ve kişileri seçimdeki başarısıyla mansiyon ödülüne uygun bulunmuştur.

Adı Soyadı : Nisa Oruç Eser Adı: PEMBE ZARFIN İÇİNDEKİ KANLI MEKTUPLAR

Ödül Gerekçesi : Bir posta memuru ile genç bir kızın trajikomik hikayesi. Kurgu ve örgüsü ile öyküleme ve betimleme tekniği oldukça başarılı. Çocuk istismarı ve kuma olaylarını eleştiren mesajı nedeniyle ödüle değer bulunmuştur.

Adı Soyadı : Miray Topçu Eser Adı: SÖZ YAŞI

Ödül Gerekçesi : Babasını kaybetmenin etkisiyle yaşama sarılıp, başarılı olan bir gencin başarı öyküsü. Kurgusu, anlatımı ve verdiği mesaj nedeniyle ödüle layık görülmüştür.

Adı Soyadı : İrem Altan Eser Adı: GÖZLERİM HAYATIM VE BEN

Ödül Gerekçesi : Görme engelli bir öğrencinin duygusal hikayesi. Konusu, mesajı ve kurgu uygunluğu nedeniyle ödüle layık görülmüştür.

Mansiyon

Adı Soyadı: Merve ÇelikEser Adı: ETME BULMA DÜNYASI

Ödül Gerekçesi : Çevreye duyarlılık, hayvan sevgisi ve insanlar arası yardımlaşma konusunu işleyip, olumlu mesaj vermiş. Merak uyandıran kurgusu ve konusunun uygunluğu nedeniyle mansiyon ödülüne uygun bulunmuştur.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno