Merkel’den, Erdoğan ile görüşen Özil ve Gündoğan’a tepki

Almanya Başbakanı Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Merkel görüşmeyi, “yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olarak niteledi.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, Alman Milli Futbol takımı için forma giyen Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın Londra’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasına yönelik tepkiler sürüyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’deki olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, “rol model milli takım oyuncularının” Erdoğan ile buluşmasının “soru işaretleri yaratan ve yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olduğunu belirtti.

Gündoğan ve Özil’in konuya ilişkin açıklama yapmalarını da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Seibert, Alman Futbol Federasyonu (DFB) içinde de konunun gündeme geleceğinden emin olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özil ve Gündoğan ile Londra’da buluşmasında çekilen fotoğrafların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sosyal medya hesaplarında yayınlanması Almanya’da tepkiyle karşılanmış ve Erdoğan’a seçim desteği olarak değerlendirilmişti. Hükümet Sözcüsü Seibert, “Merkel de bunu gizli bir seçim desteği olarak mı değerlendiriyor?” şeklindeki soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Demirören: Futbola siyaset karıştırmak hata

Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirenlerden biri de Alman Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Reinhard Grindel olmuştu.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, yaptığı yazılı açıklamada, Grindel’in sözlerini eleştirerek, “Erdoğan hakkında yapmış olduğu karalayıcı açıklamalardan derin üzüntü” duyduğunu belirtti.

“DFB başkanının ifade ettiği düşüncelerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini” belirten Demirören, “eski bir futbolcu ve tutkulu bir futbolsever” olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk asıllı oyuncularla görüşmesinin “son derece olağan bir durum olduğunu” ifade etti. “Hangi milletten olursa olsun, bir ülkenin devlet başkanı tarafından görüşmeye davet edilen futbolcuların, bu çağrıya icabet etmesi çok normaldir” diyen Demirören “Almanya Futbol Federasyonu başkanı örneğinden görüleceği üzere, futbola siyaset bulaştırmak korkunç bir hatadır” ifadesine yer verdi.

DFB Başkanı Grindel Twitter üzerinden yayımladığı mesajda, “futbol ve DFB’nin, Sayın Erdoğan tarafından yeterince dikkate alınmayan değerleri savunduğunu” belirtmiş ve “Bu nedenle milli futbolcularımızın (Erdoğan’ın) seçim kampanyası için istismar edilmesi iyi değil” ifadesini kullanmıştı.

ABD Senatosu’ndan Rusya soruşturması kararı

ABD’de Rusya soruşturmasını yürüten Senato İstihbarat Komitesi, Rusya’nın 2016 ABD Başkanlık seçimlerine müdahale girişiminde bulunduğu ve ABD Başkanı Donald Trump’ın seçimleri kazanması amacını güttüğü kanaatine vardığını açıkladı.

ABD Senatosu İstihbarat Komitesi, Rusya soruşturmasıyla ilgili kararını, yazılı bir açıklamayla duyurdu. Komite Başkanı Cumhuriyetçi Kuzey Carolina Senatörü Richard Burr, “Hiç şüphe yok ki Rusya, 2016 seçimlerine müdahale edebilmek için benzeri görülmemiş bir çaba içine girmiştir. ABD İstihbarat Topluluğu’nun bu yöndeki kanaatine karşı çıkmak için hiçbir nedenimiz yok.” açıklamasını yaptı.

Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, Komite Başkan Yardımcısı Demokrat Virginia Senatörü Mark Warner da “Rusya’nın çabası kapsamlı ve sofistikeydi; doğrudan Devlet Başkanı Putin’in talimatıyla Donald Trump’a yardım etmek ve Hillary Clinton’a zarar vermek için yapılmıştı.” değerlendirmesinde bulundu.

Komite Başkanı Burr, komitenin soruşturmayla ilgili son çalışmalarını tamamlayarak nihai raporu ağustos ayında kamuoyuna sunacaklarını da bildirdi.

Temsilciler Meclisi ile çelişti

Öte yandan. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato İstihbarat Komitesi’nin Rusya soruşturmasıyla ilgili vardığı kararın, Kongrenin diğer kanadı olan Temsilciler Meclisi’ndeki İstihbarat Komitesi ile çelişmesi dikkat çekti.

ABD’de Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nin yürüttüğü Rusya soruşturmasıyla ilgili 27 Nisan tarihli nihai raporda, ABD Başkanı Trump’ın seçim kampanya ekibi ile Rusya arasında herhangi bir gizli iş birliği olduğuna yönelik bir delilin bulunamadığı bildirilmişti.

Mueller soruşturmaları sürüyor

Diğer yandan, Senato Adalet Komitesi’nin yürüttüğü ayrı Rusya soruşturması ise halen devam ediyor. Bununla birlikte ABD Adalet Bakanlığı tarafından geçen yıl soruşturmaya atanan Özel Yetkili Savcı Robert Mueller’in takip ettiği Rusya soruşturması da sürüyor.

Demirtaş: Bugün artık beni başkan yaptıracağız

HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden avukatları aracılığıyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

HDP’nin Türkiye partisi olması konusunda geçmişten daha iddialı olduklarını söyleyen partinin eski Eş Genel Başkan Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura gidilmesi durumunda İnce, Akşener ve Karamollaoğlu’na kendisini destekleme çağrısı yaptı.

Demirtaş, seçimlere iki sağ ittifakla gidildiğini, tek sol adayın kendisini olduğunu söyledi.

‘Sıfır imkânla kampanya yürütüyorum’

Söyleşinin başında Demirtaş, tutuklu bir siyasetçi olarak cezaevinden nasıl kampanya yürüteceğiyle ilgili BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

‘Kendisinin ve binlerce partilinin siyasi rehine olarak cezaevinde tutulduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de dosyalarıyla ilgili ihlâl kararlarını geciktirdiğini’ belirten Demirtaş, kampanyanın dışarıdaki gençler ve kadınlar tarafından üstlenileceğini söyledi:

“Burada imkânlarım yok denecek kadar azdır. Sadece avukatlarımla ve posta yoluyla dışarıya mesaj gönderebiliyorum. Bunlar da cezaevindeki idarenin denetimine tabii maalesef. Ancak benim adıma partim HDP ve milyonlarca genç arkadaşım gönüllü olarak bu kampanyayı üstlenecektir.

“Mevcut Cumhurbaşkanı, devletin ve medyanın bütün imkanlarını kullanıp kampanya yürütürken, ben burada sıfır imkanla, sadece kadınların ve gençlerin yüreğine, cesaretine ve inancına güvenerek kampanya yürütüyorum. Ama buna rağmen kendimi şanslı hissediyorum, çünkü halkın gücü zorbalığı yenecektir.”Demirtaş, kampanyada hangi konuların ön plana çıkacağını anlatırken “demokrasi, ekonomi, adalet, eşitlik ve barıştan” bahsetti:

“Çünkü Türkiye şu anda bütün bu başlıklarda derin bir kriz yaşıyor. Devlette ve toplumda tam demokrasi, ekonomide üretime dayalı kalkınma ve adil bölüşüm ile işsizliğin, yoksulluğun ortadan kaldırılması, yargı başta olmak üzere bütün devlet kurumlarında adaletin tesisi ile ülke içinde ve dışında barış politikalarına dair çözüm projelerimizi kampanya süresince anlatacağız.

“Elbette bütün inanç ve etnik kimliklerin, kadınların eşit birer yurttaş olmaları için yapacaklarımızı da detaylarıyla anlatacağız. Bütün bu sorunların çözümünü de demokratik parlamenter sistem ve yeni bir anayasa ile gerçekleştireceğiz.”

‘HDP güçlü bir Türkiye partisi, bu konuda daha iddialıyız’

HDP’nin, özellikle 7 Haziran 2015 genel seçimleriyle birlikte yürüttüğü strateji partinin yalnızca Kürt siyasetine endeksli olmayan bir Türkiye partisi olduğu yönündeki algısını güçlendirmişti.

Ancak çözüm sürecinin sonlanması ardından çatışmaların yeniden başlaması, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler ve HDP’lilere yönelik tutuklama dalgalarının bu algının değişmesine neden olduğu yorumları yapılıyor.

Bu tür yorumlara katılmayan Demirtaş ise bu konuda artık daha iddialı olduklarını söyledi:

“HDP güçlü bir Türkiye partisidir. Bu konuda bugün dünden daha iddialıyız. Koşullar HDP’nin ne kadar önemli bir siyasi çizgi olduğunu ortaya koymuştur. 2015’ten bu yana yaşanan toplumsal kutuplaşma ve gerilimler ile Kürt sorununda yeniden çatışmalı sürece girilmiş olması HDP’yi daha da önemli hale getirmiştir.

“24 Haziran seçimleri HDP’yi önceki seçimlere kıyasla çok daha ileri bir noktaya taşıyacaktır. Bu seçimin sürprizi HDP’dir. Herkes bizi yakından takip etsin, bunun kof bir iddia olmadığı görülecektir.”

‘Sadece seçim dönemi değil tümüyle silahlar susmalı’

Demirtaş, 7 Haziran 2015 seçimlerinden kısa süre sonra PKK’ye ateşkes çağrısı yapmıştı.

Bugünkü süreçteki çatışmaları ve olası ateşkes çağrılarını yorumlayan HDP’li siyasetçi, “Silahlar tümüyle susmalı” dedi:

“Sadece seçim dönemleri için değil tümüyle silahların susmasını ve demokratik siyaset yoluyla sorunların çözümünü savunuyorum. Demokratik siyaset sadece bir dönemin taktik yöntemi değil asıl ve stratejik mücadele biçimi olmalıdır. Türkiye’de bunun imkânları çok sınırlı olmasına rağmen ben şiddet ve silah yöntemini benimsemiyorum, bu nedenle demokratik siyasetteyim zaten.

“Ama hükümetin de Kürt sorununu bir terör sorunu olarak tanımlaması ve askeri yöntemlerle yok etmeye çalışmasını da doğru bulmuyor, kabul etmiyorum. Kürt sorunu ancak müzakere yoluyla ve demokratikleşme ile çözülebilir.

“PKK’ye de hükümete de her zaman açıkça bu çağrıları yapan bir parti olarak, bu seçim sürecinde zaten Türkiye’ye bu yönüyle de onurlu, kalıcı bir barış vaat ediyoruz. Türkiye’nin birliği içerisinde Kürt sorununu barışçıl yollarla en kısa zamanda çözebilecek tek siyasetçi, tek çizgi biziz. Bu konuda samimi ve kararlıyız.”

‘Tek sol aday benim’

Seçim sürecinin başlaması ardından AKP, MHP ve BBP Cumhur ittifakında bir araya geldi. Diğer yandan CHP, İP, DP ve SP ise parlamento seçimleri için ittifak kararı aldı.

Bu iki ittifakı da sağ ittifak olarak yorumlayan Demirtaş, tek sol cumhurbaşkanı adayının kendisi olduğunu söyledi:

“Her iki sağ ittifak nereye kadar bizi yok saymaya devam edecek, hep birlikte göreceğiz. Tek sol aday ve ittifak gücü olarak ben ve partim HDP her koşulda bütün ezilenlerin çıkarlarını savunmaya ve kazanımları için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

‘HDP’ye vebalı muamelesi yapan anlayışlarla yol yürümek mümkün değil’

Ankara’da, muhalefetin ortak bir cumhurbaşkanı adayı gösterememesinin en önemli nedenlerinden birinin İYİ Parti ve Meral Akşener’in HDP ile yan yana gelmek istememesi olduğu yorumları yapılıyor.

Demirtaş, Akşener ve İYİ Parti’yi yorumlarken Akşener’i tanıdığını ve kendisine karşı herhangi bir önyargısının olmadığını ancak HDP’yi yok sayan anlayışlarla yol yürümenin mümkün olmadığını söyledi:

“Siyasette diyaloga ve çözüm için ilkeli işbirliklerine inanıyorum. Sayın Akşener’i parlamento çalışmaları döneminden tanıyorum, tanışıyoruz. Kendisine karşı herhangi bir önyargım yok tabii ki. Ama ülkenin temel sorunlarına dair çözüm önerileri konusunda henüz tek bir cümle duymuş değiliz.

“HDP’yi yok sayan, vebalı muamelesi yapan anlayışlarla yol yürümek, sorunların çözümünü konuşmak da mümkün olmaz. Ülkenin ve toplumun sorunlarının çözümü noktasında ilkeli ve ahlaklı bir duruşumuz vardır. Bu çerçevede kapımız hiç kimseye kapalı olmaz. Siyaset intikam değil çözüm zeminidir.”

Bu temel yaklaşımlarının CHP için de geçerli olduğunu ekleyen Demirtaş ekledi:

“Bizim derdimiz ezilen haklarımız için üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil. Herkesin ne söylediğini, ne söyleyeceğini ve samimiyetini bu seçim döneminde toplum dikkatle izleyecektir, biz de büyük bir dikkatle takip ediyor olacağız.”

‘İkinci turda İnce, Akşener ve Karamollaoğlu’nun desteğini bekliyorum’

Peki seçimler ikinci tura kalırsa HDP’nin tavrı ne olacak? Demirtaş bu durumda adaylardan birinin kendisi olacağından emin:

“Umarım kaliteli, toplum adına yararlı, kutuplaşmayı azaltan bir seçim dönemi yaşarız. Tabii adaylar meydanlardayken ben hücrede olacağım. Bu bir adaletsizlik yaratıyor olsa da, ikinci turda diğer bütün adayların desteğini bekliyorum.

“Sayın İnce, Sayın Akşener ve Sayın Karamollaoğlu ikinci turda beni desteklerse, hep birlikte ülkede demokratik bir yönetim ve adaletli bir sistem inşa edebiliriz.”

‘Bugün artık beni başkan yaptıracağız :)’

Demirtaş son olarak, Mart 2015’te sarf ettiği ve tartışma yaratan “Seni başkan yaptırmayacağız” açıklamasıyla ilgili sorumuzu yanıtladı.

Bu sözünün bugün de arkasında durup durmadığını sorduğumuz Demirtaş buna esprili bir yanıt verdi:

“Bugün artık ‘beni başkan yaptıracağız’ :)”.

Aleviler seçimlerde ne yapacak?

Seçim geldi ve Aleviler yine hatırlandı. Çünkü nüfusun dörtte birini oluşturuyorlar. Ama oy isteyenler, Alevilerin siyasal tutumlarına ve akıllarına değil, daha çok “oylarına” ihtiyaç duyuyorlar.

“Ben Alevilerin neden başbakanı olayım ki; bir sebep mi var?” diyen AKP iktidarından, muhalefet adına “Alevi aday ile seçim kazanılmaz” gibi iğrenç ve mezhepçi argümanlara sığınılan bu ülkede, kendinizi bir anlık Alevi yerine koyun.

Parti genel merkezlerinden tutun, TV tartışmalarına ve köşe yazılarına kadar “Alevi aday ile seçim kazanılmaz” algısına teslim olmuş Türkiye’de, siyasetten dışlanan Aleviler memleketin, laikliğin ve cumhuriyetin geleceği için “Sünni adaylara” oy verecektir!

Çünkü Aleviler oyların kimliklere değil, düşünceye, ilkelere, değerlere ve insana verir. Aleviler “yetmiş iki millete aynı nazarla baktığı” için, oy vereceği insanın etnik ya da dini kimliğine bakmaz!

Aleviler oyların laikliğe, demokrasiye, emeğin hakkına, adalete, barışa, eşitliğe, özgürlüğe, huzura, bilimsel eğitime, aydınlığa, çağdaşlığa ve farklılıkların eşit koşullarda ve bir arada yaşamasını isteyen anlayışa verir. Etnik ve dinsel kimlik üzerinden oy isteyenlere kapalıdır!

Aleviler Türk İslam sentezci AKP-MHP iktidar blokunu zayıflatacak, Saray iktidarına son verecek ya da onu sınırlandıracak stratejileri ve taktikleri destekler. Kim, nasıl tarif etmeye çalışırsa çalışsın, hangi hamaset siyasetine sığınırsa sığınsın, mevcut koşullarda Alevilerin büyük bir kesimi 24 Haziran’da CHP’ye oy verirken, bir kesimi de HDP’ye oy verecektir.

Cumhurbaşkanlığı ilk tur seçiminde ise, herkes kendi adayına yüklenecektir. Aleviler de yüzde doksan dokuz Muharrem İnce ve Selahattin Demirtaş lehine oy kullanırlar. Kime ne kadar verilir bilinmez. Ama ikinci turda yarış, CHP adayı Muharrem İnce ile iktidar blokunun adayı Erdoğan arasında geçecek gibi. Bu durumda Alevilerin yüzde doksan dokuz oyu Muharrem İnce’ye gidecektir.

Aleviler TBMM aritmetiği ve siyasetin demokratikleştirilmesi ve siyasal katılım hakkı açısından, HDP’nin % 10 barajını aşmasına da omuz verecektir. Aksi durumda, 85 ile 100 civarında milletvekilinin AKP’ye kaptırılmasına fırsat verilmiş olacağının bilincindedir.

Bu nedenle Aleviler, iktidar değişimi, TBMM’de CHP ve HDP’nin güçlü temsiliyeti için herkesi oy kullanmaya seferber edecek çalışmaları yürütecektir. Yani Aleviler, burada bir siyasal denge oluşturacaktır. Alevilerin bu süreçteki sol ve Kızılbaş duyusu oldukça güçlüdür. AKP-MHP bloku karşında duranlar arasında sürdürülen anlamsız ve sonuç almayı olumsuz etkileyecek, saçma sapan ve trolvari tartışmalara taraf olmayacaktır. 24 Haziran’a kadar iktidar bloku karşısında iri ve diri durmaya çalışacaktır.

Aleviler bu memleketin vicdanıdır. 24 Haziran’da, 1920 öncesine dönmek ve “hilafet isteriz” diyenlere karşı, bir yandan eşit yurttaşlık, eşit haklar hakkını savunurken, diğer yandan ümmetçiliğe memleketin kapı açtırmayacaktır.

Alevilerin talepleri bellidir. Kutuplaştırmalara karşı kardeşlik, çatışmalara karşı toplumsal huzur ve barış, OHAL ve KHK rejimlerine karşı adalet ve hukuk, teokrasiye karşı cumhuriyet…

Çünkü Aleviler, AKP’nin mezhepçi ve etnik kutuplaştırma politikalarından, OHAL ve KHK rejiminden rahatsızlar. Aleviler adalet ve huzur için en geniş kesimlerin oy kullanması için seferber olacaklar.
Alevilerin derdi memleketin geleceğidir. Mezhepçi tek adam rejimine karşı, güçler ayrılığı ilkesiyle soluk almak istediği bir parlamenter rejim sistem. Aleviler, siyasal İslamcı kuşatmaya ve gericiliğe karşı, en çok laikliğin kazanılmasını istiyor.

Aleviler AKP-MHP blokunun seçilmiş padişahlık rejimine karşı, cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, laik yaşam, laik siyaset ve laik düzeni savunacaklardır. Halkın iradesinin, bir adamın iki dudağı arasında çıkan siyasal fetvaya teslim etmeyecekler.

Alevi kurumları, hak ve taleplerini, nasıl bir Türkiye tahayyülüne sahip olduklarına ilişkin, ortak ve kendi seçim manifestosuyla ortaya çıkabilir. Bu demokratik bir haktır. Ama Alevi kurumları, bu demokratik haklarını ve memleketin geleceğine dair sözlerini söylemedikleri için, onlar adına siyaset yapanlar konuşmaktadır. Bu manifesto, Alevilerin “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” tahayyülünü anlatmalıdır ve Alevilerin hangi partilere oy vereceği ve hangi Cumhurbaşkanı adayını ikinci turda destekleyeceği kesinlik kazanmışken, belirli bir partiye işaret ederek, siyasetin Alevileri bölmesine müsaade edilmemelidir.

Adaylar kendi partilerine oy isteyebilir, ama Alevi kurumları particilik yapmamalıdır. Türkiye’nin kaderini tayin edecek büyük hikâyenin siyasetine davet çıkarmalıdır.

24 Haziran, Aleviler için sadece bir oy kullanmak değildir. Birlikte yaşadığımız şu topraklarda, bölücü, kutuplaştırıcı, tekçi, ırkçı ve mezhepçi siyasetlere inat, geleceğimizi birlikte belirleme ve karanlıkları aydınlığı, kaosu huzura, şiddeti barışa çevirme umudunu taşımaktır.

Ötekisiz bir Türkiye’yi yaratabiliriz. Bu mümkün…

AKP’nin seçim vaadi: OHAL’i kaldıracağız

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 24 Haziran seçimleri için nasıl bir yol izleyeceği belli olmaya başladı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında uygulanmaya başlatılan ve hukuksuz kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yöneten AKP hükümeti, 24 Haziran seçimleri için OHAL’i kaldıracağı vaadinde bulundu. Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, AKP, kampanya boyunca, “Partinin kuruluş ilkelerine sadık olduğu, ancak FETÖ, PKK ve IŞİD ile mücadele nedeniyle zorunlu kısıtlamalara gidildiği, OHAL’ın kaldırılacağı, partinin devletçi politika izlemediği, sadece devleti korumak için karar almak zorunda kaldığı” tezlerini işleyecek.

Seçmenin AKP’den uzaklaşmasını önlemek için partinin 16 yıl boyunca attığı adımlar ve aldığı kararlardan örnekler verilecek. Yaşanan dönemin olağanüstü olduğu için bazı sınırlandırmalar getirildiği ve bunun geçici olacağı vurgusu yapılacak.

AKP, ekonomide alınan kararların sonuçlarının önümüzdeki aylarda görüleceği ve sorunların aşılacağı mesajı da verecek.

KAMPANYA DİLİ VE SLOGANI

AKP kampanyasını “Tayyip Erdoğan” üzerine kuracak. Parti, Meclis çoğunluğunu kaybetmemek için “hem Erdoğan’a hem AKP’ye oy verilmesi” için özel olarak çalışacak. Sistemin bir bütün olduğunu, yürütme ve yasamanın ayrı partilerden olmasının sorun yaratacağı anlatılacak. Kampanyada kullanılacak dil konusunda da tüm partililer uyarılacak. Seçmeni kucaklayan dil kullanılması, ayrıştırıcı ifadelerden uzak durulması istenecek. Kampanya boyunca, “Kalıcı huzur, kalıcı güven, kalıcı istikrar” sloganları kullanılacak.

“Erdoğan gitsin” kuyruğu

BURCU CANSU / [email protected]

İlçe seçim kurullarında hareketli saatler başladı. 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı seçimlerinde yarışacak adaylar için imza verme işlemi başladı.

Ankara’da Strazburg Caddesi üzerinde bulunan Çankaya İlçe Seçim Kurulu binası önünde de sabah 08.00’den itibaren ciddi bir yoğunluk yaşandı. Adaylarının Cumhurbaşkanı seçimlerinde yarışabilmesi için çok sayıda yurttaş gün boyu ilçe seçim kurulları önünde imza kuyruklarında bekledi.

Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı İlçe Seçim Kurulu binası önünde İYİ Parti ve Saadet Partisi üye kaydı için de standlar oluşturdu.

Kadınlar Akşener için sırada

Özellikle kadınların çoğunlukta olduğu İYİ Parti standında üyelik işlemlerini yapan Hülya, “Ben sıradan bir ev kadınıyım. Gönüllü olarak sabahtan çıktım geldim, görev aldım. Sabahtan bu yana bir çok insanın üye kaydını gerçekleştirdim. İnsanlar Meral Akşener’i merak ediyor. Özellikle de gençler. Çok fazla genç, üye olmadan önce bizlerle uzun uzun sohbet etti. Ayrıca AKP’den ve CHP’den de gelenler oldu. Bazıları üye olmadı ama Akşener’i desteklemek için imza vermeye geldiklerini belirtti” dedi.

En büyük isteğinin Erdoğan’ın ülke yönetiminden olduğunu söyleyen Sevgi ise “Akşener ile yanlışlar düzelecek. Ülkede her şey çok pahalı, adalet yok, yargı yok. Akşener, kararlı ve cesur bir kadın. Bir kadın olarak onu desteklemekten gurur duyarım” dedi.

Gençler merak içerisinde

erdogan-gitsin-kuyrugu-459689-1.

“Tek umudumuz Meral abla” diyerek söze giren Şükran da büyük bir heyecanla şunları anlattı: “İlk defa oy kullanacağım. Evdekilere rağmen ben Meral ablayı destekliyorum. Gençler kutuplaştırılmaktan çok rahatsız. Eğitim sistemi rezalet. Sürekli sınav sistemi değişiyor. Barış içinde yaşamak istiyorum. İşsizlik sorununun çözülmesini istiyorum. Meral abla iktidar olduğunda bütün sorunların çözüleceğine inanıyorum. Kadın bir cumhurbaşkanımız olsun, ülkede bir sürü sorun var, titizlikle çözsün istiyorum. Kadınların umut olacağını gösterelim, istiyorum.”

Canımıza yetti

erdogan-gitsin-kuyrugu-459690-1.

Emekli olduğunu söyleyen Hayri, “Ben yıllarca AKP’ye oy verdim. Memlekette satılmadık yer bırakmadı. Sonra Bahçeli’ye oy verdim. Erdoğan’ın kulu kölesi olduğunu gördüm. Canımıza yetti artık. Ben kendimden geçtim. Torunlar işsiz, emekli maaşı ile geçinmek çok zor. Çarşı-pazar ateş pahası. Geçinmek zorlaştı. Yıllardır memleketi yönetenler bizleri mahvetti. Canıma yetti dedim ve Akşener’i desteklemeye geldim” dedi.

AKP’den Saadet’e dönüş

erdogan-gitsin-kuyrugu-459691-1.

Hurma ikramı yapılan Saadet Partisi standında da üye kayıtları gün boyu sürdü. Üniversite öğrencisi olduklarını belirten Feyza ve Amina, şunları söyledi:

“Saadet Partisi çok köklü bir parti ve bir çok üyemiz Ak Parti’ye gitmişti. ‘Pişman oldum’ diyenler Ak Parti’yi terk edip geri geliyor. Ekonomiden, dış politikaya, eğitimden sağlık alanına kadar her alanda kaos var. Verilen sözlerin hiç biri tutulmadı. Erdoğan sadece tek adam olmak istiyor. Biz istemiyoruz. İnsanların karnı aç. Sürekli üniversite açılıyor ama biz okul bittiğinde nasıl iş bulacağımızı düşünüyoruz. Aldığımız eğitimden memnun değiliz. Meral Akşener’i destekleyenler de biz de Erdoğan gitsin istiyoruz. Ama Meral Akşener’e destek daha çok, yeni bir isim olduğundan onu daha çok merak ediyorlar.”

Yeter artık

“İşsizim” diyen Osman da “Erdoğan’ın yaptıklarını onaylamıyorum. Milli değerlerimizi savunduğunu söylerken yerli ve milli fabrikalarımız satıldı. Ülkede ne var, ne yok sattılar. Tabii ki işsizlik bu kadar fazla olur. Nerede çalışacağız? Ak Parti üyesi olursan iş de var ekmek de olmazsan açsın ve ekmek yok. Yeter artık” diye konuştu.

Stantta görev yapan Ümmügülsüm ise “Ayaklarımda varis olmasına rağmen sabahın 08.00’inden bu yana bekliyorum. İktidar olamasak bile oyları böleriz. Erdoğan gitsin başka da bir duam yok. Hayat pahalı, işsizlik var” dedi.

İçinden Gezi geçen film: Taksim Hold’em

Bu hafta vizyona sürpriz bir film girdi; Taksim Hold’em. Sürpriz diyorum çünkü bu kadar başarılı bir ilk film ile karşılaşacağımı beklemiyordum. Filmden bu kadar hoşlanınca yönetmeni Micheal Önder ile röportaj yapmak istedim ve ‘Ne yaptın sen?!’ diye sormak istedim. Kendisi biraz fazla alçakgönüllü, düşüncem o ki samimiyet dozu yüksek insanlar böyle oluyorlar… Seyirciyi kendi ile yüzleşmeye iten, mizah dilini başarıyla senaryoya yedirmiş, bu tek mekan film, Gezi sürecinde bir evde poker oynamak için toplanmış arkadaşlar üzerinden bireyi, toplumu, sistemi masa üzerine yatırıyor. Önder ile bu vesile ile röportaj sırasında bol bol Gezi anılarımızı da anlattık birbirimize… Bize o günleri hatırlattığı için Michael Önder’e teşekkür etmek istiyorum. Ve ‘ilk Gezi filmi’ diyebileceğim Taksim Hold’em’ın, büyük prodüksiyon olmadan da iyi filmler yapılabileceğini göstererek örnek teşkil edeceğini umarım. İçinden Gezi geçen bu filmi sinemada izleyin derim…

»Filmin dünya prömiyeri 30. Tokyo Film Festivali’nde yapıldı. Nasıl tepkiler aldın gösterimden sonra? Hollywood Reporter’daki yazıda salon gülmekten kırıldı yazıyordu.
Dediler ki bana, Japon seyirci sessiz, sakin izler, tepki vermez. O yüzden sakın üstüne alınma. Ama önce kıkırdamaya başladılar, gülmeyle devam ettiler sonra da kahkahalar atmaya başladılar. Mesela filmi, farklı ülkelerden de çok insan izlemişti; İranlı bir yönetmen film için ‘bir İran hikayesi’ dedi, Gürcistanlı bir prodüktör geldi ve ‘şu an Gürcistan’a o kadar oturuyor ki bu film’ dedi, Amerikalı biri de benzer şeyler söyledi. Hatta Litvanya’daki festivalde de benzer tepkiler geldi. Biz tabi spesifik bir kontekstten, Gezi’den bakıyoruz ama karakterler esasında, bir fikri temsil ettikleri için evrensel olarak anlaşılıyorlar.

»Ne zaman başladın senaryosuna?
2013 Eylül’de başladım yazmaya. İlk versiyonu biraz daha farklıydı. Yazmam iki yıl sürdü. İlk versiyonda seni ilgilendiren ana özü buluyorsun, senin yazmak istediğin şeyle içinde kaşınan şey farklı oluyor.

»Derdin neydi? İçinden Gezi geçen bir filmi bugün yapmak cesaret ister.
Benimle ilgili, sadece Gezi sürecinde değil de Türkiye’de yaşadığım ama aslında yaşamak istediğim hayatla ilgili. Hayatta sadece dış etkenler değil içerden gelenlerden dolayı da bir şekilde mutlu olamıyordum, gerçi mutluluğu geçtim de huzur bulamıyordum.

»Karakterlerin hepsi sen misin o zaman?
Direkt düşünce olarak ben olduğumu söyleyemem ama onları bu davranışlara iten duyguların ben olduğunu söyleyebilirim. Birisinde korku var, diğerinde ait olma duygusu var, ötekinde sevilme açlığı var veya sosyal kapitalini sürekli yüksek tutmaya çalışmak var.

»Herkes tek mekan çekmek ister ama aslında en zoru da budur. Bazı şeyler çok başarılıydı, örneğin sokağı hiç göstermiyorsun ama biz sokağı görüyoruz.
Bu filmin teması tek mekan olmayı istiyordu. Tek mekanı hikayenin istiyor olması lazım. Hikayeye ana karakterin dünyasından baktığın zaman , o ev, o rahatlık konforunu kaybetmek istemeyen bir adam var aslında. Yani o evden zaten çıkamazsın, çıkmamalısın.

»Prodüksiyonu düşük maliyetli ama film öyle göstermiyor kendini.
Uzun zaman ışık ve kamera ekibinde çalıştığım için ön çalışmalarda maliyeti düşürebilecek faktörleri bulduk. İyi bir planlama yaptık. Ev normalde bembeyaz ve bir fotoğrafçının stüdyosu ama mekanlar görülebilir ve açıları çok iyiydi. Sanat yönetmeni ve görüntü yönetmeni çok iyi iş çıkardılar.

»Gezi ismi geçmese de herkes filmin Gezi sırasında geçtiğini anlıyor. Senin Gezin nasıldı?
Gezi hem sözü hem eylemi temsil ediyor. Herkesin kendi gezisi var ve o geziler birbirine tam benzemiyor. Gezi benim için iki anlamda değerliydi. Birincisi orada yaşadığım gördüğüm heyecanı, öforiyi yaşamamıştım, bir grup aidiyetinin insanda nasıl bir enerji yarattığını gördüm.

»Filmindeki Geziciler iyi eğitimli, orta sınıftandı. Peki daha örgütlü direnen kimseleri tanımadın mı? Ben mesele Berk Hakman hikayeye girince böyle bir açılım bekledim.
Tanıdım ama anlatabileceğimi düşünmüyordum. Ben gerçekten samimi olmaya çalıştım. Filmi birebir yaşadım demiyorum sonuçta belli bir matematiği olan dramatize edilmiş bir hikaye bu. Ama duygusunun samimi olduğunu düşünüyorum. Duygusu benim kendi yaşadığım şeydi.

»Karakterler arasında Gezi’ye dair çelişkileri de gösteriyorsun aslında…
Geri dönüp baktığımda kendimle çelişen çok şey görüyorum.
Bu çelişen iki insan sürekli diyalog halindeydi. ‘Ah diyorum ne güzel, bu ülkede bir şeyler yapmaya uğraşmalıyız’, sonra başka bir şey yaşıyorum ve umutsuzluğa düşüp ‘Ne gerek var’ diyordum. İşte bu ikili konuşma hiç susmadı bende. Sonra fark ettim ki bunun sadece Gezi ile açıklanan bir tarafı yok. Çok idealist yerden konuşuldu, adalet, eşitlik ama biz bu insanlarla gündelik hayatımızda ne yapıyoruz diye de sorgulamak istedim.

»Sen aslında, Gezi’de yer almış, bana kalırsa da sayıca üstün bir takım insan portreleri ortaya koyuyorsun. Hatta üstelik belli bir olgunlukla şimdiden bunları eleştiriyorsun da, hem Gezi’yi hem bireyi.
Gezi’den sonra Gezi’yi anlatan iki anlatım oluştu; bir tanesi aşırı kahramansal diğeri Geziyi düşman olarak anlatan. Bu iki diskur arasında konuşmak zorunda kalmaktan hoşlanmıyorum. Ben öyle yaşamadım. Ben kendi anımı hatırlamak istiyorum çünkü bu çeşitli anlatımlar geriye dönüp benim anımı da değiştiriyorlar. Ben bildiğimi yazdım sadece.

»Bu iki Gezi anlatımını da karşına almış oluyorsun gibi gelecektir insanlara. Bence yaptığın, filmin güzelliği burada. Yani belli bir iklike yaslanmıyor olman.
Şununla çok yüzleşmem gerekti, fiziksel korkaklığı olan bir insanmışım. Orada zaten fiziksel olarak güçlü ve deneyimli çekilmeyen bir ekip var sen hiçbir savunman yokken neye kafa tutuyorsun dedim hep kendime. Bunlar benim kafamda dönüp duruyordu ama aynı zamanda da kabul etmek istemiyordum çünkü doğru değildi olanlar, çünkü kendi kafamda da bir adalet duygusu vardı. Yattığımda kendimle barışık bir şekilde uyumak istiyordum ama olmuyordu.

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno