Nokia’dan yeni satın alım: ABD’li yazılım üreticisi artık

Nokia, ABD’li yazılım üreticisi SpaceTime Insight’ı satın aldı. Anlaşmanın ayrıntılarına dair bir açıklama yapılmadı.

Nokia’nın bu satın alma adımı, akıllı telefon öncesi dönemde telekomünikasyon sektörüne damga vuran şirketin telekom dışına açılma arzusunun bir göstergesi olarak nitelendi.

Nokia, son dönemde yazılım alanında bazı küçük ve orta ölçekli şirketleri satın almıştı.

Nokia’nın yazılım birimi Nokia Software’in Başkanı Bhaskar Gorti de, “Geleneksel olarak birçok telekom şirketi daha fazla ağ ekipmanı satmak için yazılım geliştiriyor. Bu, sektörün B2B açılımı açısından önemli” dedi.

SpaceTime, sanayi tüketicilerinin ağlarındaki varlıklarını ve milyonlarca cihazı yönetmesini sağlayan yazılımlar üretiyor. Şirkerin müşteri arasında FedEx, ABD’nin 2 numaralı demiryolu operatörü Union Pacific, elektiril şirketleri Entergy, NextEra Energy ve Singapore Power bulunuyor.

Kaynak: Reuters

NASA’nın Mars fotoğrafında dikkat çeken detay

NASA’nın Kızıl Gezegen Mars’ta bulunan Curiosity aracı tarafından 20 Ocak’ta çekilmiş görüntüler Dünya’ya ulaştı.

Görüntülerden bir tanesi, internetteki komplo teorisyenlerini harekete geçirdi. İddialara göre fotoğrafta bir kuş gözüküyor.

Mars’ta yaşamın olduğuna dair izlere, her dönem ortaya çıkan farklı komplo teorileri eşliğinde tanık oluyoruz. Gezegen yüzeyinde görevine devam eden NASA’nın Curiosity aracından gelen görüntüler, bir kez daha aynı iddiaları gün yüzüne çıkarttı.

İnsanlar kameralara takılan bu nesnenin gizemini merak etmeye devam ediyor. Diğer taraftan nesnenin bir kuş olmayabileceği de söyleniyor. Belki de NASA’nın hiçbir şekilde açıklamadığı drone ekipmanlarından birisi olabilir. Bir şekilde mantıklı açıklaması olduğu düşünülen nesne hakkında NASA henüz açıklama yapmadı.

Daha önce Kızıl Gezegen yüzeyinde metal küreler, Dünya’dakilere benzer yapılar, kuru faya benzeyen kayalar ve yollar gibi şüphe uyandıran çeşitli yapılar da ortaya çıkmıştı.

Ekonomi yönetimi kontrolü kaybetti

Türk Lirası’ndaki erime, dolar ve avroyu rekor seviyelere taşırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan (TCMB) “piyasada oluşan sağlıksız fiyat oluşumlarını takip ediyoruz ve gerekli adımları atacağız” açıklaması geldi. Açıklamanın ardından TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, AKP Genel Merkezi’ne çağırıldı. Çetinkaya’nın AKP Merkezi’ne gitmesi piyasada “faiz artışı için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan izin isteyecek” yorumlarına neden oldu. Muhalefet ise Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yitirdiği değerlendirmesinde bulundu ve faiz artışlarının ekonomiyi daha da kötü bir noktaya sürükleyeceği uyarısını yaptı. Bu gelişmelerin ardından ise Başkan Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne İran ile yerel para birimi anlaşması için çağrıldığı ifade edildi.

‘Gerekeni yapacağız’
Ankara’da baş döndürücü ekonomi trafiği liradaki rekor kayıpların zirve yapmasının ardından geldi. Öğlen saatlerinde doların 4 lira 50 kuruşa kadar yükselmesiyle birlikte piyasalarda oluşan panik büyüdü. Gözler TCMB’nin ne yapılacağına çevrilmişken ilk önce TCMB’den piyasalara sözlü müdahale geldi. Yapılan açıklamada, “Piyasada gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi. Açıklamanın ardından piyasada ‘faiz artışı geliyor’ beklentisiyle dolar 4 lira 44 kuruşa kadar indi.

MB Başkanı AKP binasına çağrıldı
Günün ikinci büyük gelişmesi ise Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne ‘davet edildiği’ açıklaması oldu. Açıklama piyasada “Çetinkaya, Erdoğan’dan faiz artışı için izin isteyecek” şeklinde yorumlandı ve faiz artışına dönük beklenti güçlendi. Bu gelişmeyle birlikte dolar bir kez daha düşerek 4 lira 40 kuruş seviyelerine geldi. Buna karşın, Çetinkaya’nın AKP Genel Merkezi’ne gelmesi, muhalefet tarafından “TCMB’nin bağımsızlığına gölge düşüyor” şeklinde yorumlandı. CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ziyareti, “TCMB Başkanının AKP Genel Merkezi’ne çağrılması devletin parti devletine dönüştüğünü gösterir” şeklinde yorumlarken, CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise tepkisini, “Parti devletinin cismi: ‘Bağımsız’ MB Başkanı parti merkezinde icazet ve talimat arıyor. Uçuşa geçen doların ve faizin nedenini aramaya gerek var mı!” diyerek gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu ise, “Erdoğan para politikasını ağırlığımı koyacağım dedi… Dolar 4,5 TL’ye çıktı… Faizleri indireceğim dedi… Yakında rekor faiz artışı gelir… Sonuçta; milyonlarca insan bankalara daha fazla faiz ödemek zorunda kalır…” görüşünü paylaştı. Reuters’ın edindiği bilgiye göre ise Çetinkaya’nın daha önce imzalanan İran ile yerel para birimi kullanılarak yapılacak ticareti anlaşması kapsamında AKP Genel Merkezi’ne çağırıldığı” bilgisi verildi.

‘Piyasanın kuralları uygulanmalı’
İktidarın ‘faiz artışına sıcak bakmaması’ üzerine satışa geçen piyasaya son açıklama ise Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Bloomberg News Türkiye Büro Şefi Benjamin Harvey’in paylaştığı bir habere yanıt veren Şimşek, “Siyasi pragmatizm nihayetinde hakim olacak. Kural temelli piyasa ekonomisi ilerlemek için tek güvenilir seçenek” diye konuştu.

Belirsizlikler sürüyor
Yapılan sözlü yönlendirmeler ve faiz artışına dönük güçlü beklentiye rağmen dolar gün içerisinde 4 lira 40 kuruş seviyesinin altında kalıcı olamadı. ABD’de görülen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın yargılandığı davanın nasıl süreceğine dönük belirsizlik, faizlerde henüz artışa gidilmemesi ve ekonomik verilerde durgunluğa işaret eden mart ayına ait sanayi üretimi verileri, liradaki zayıf seyrin sürmesine yol açtı.

TCMB Beklenti Anketi’ni açıkladı; dolar ve avro fırladı

Merkez Bankası’nın önceki günkü “Gerekli adımlar atılacaktır” açıklaması ve beklenti anketi sonrası rekor düzeylerinden 8-10 kuruş gerileyen dövizler, yeniden zirveye yaklaştı.

Haftanın son işlem gününde dolar 4.4927 liraya, avro 5.2983 liraya 6.0594 liraya kadar yükseldi.

Merkez Bankası’nın önceki günkü açıklaması öncesi;

  • dolar 4.5011 lira ile,
  • avro 5.3251 lira ile,
  • sterlin 6.0698 lira ile yeni tarihi rekor düzeylerini görmüştü.

Merkez Bankası’ndan önceki gün yapılan açıklamada, “Piyasalarda gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır” denildi.

Perşembe gününü yüzde 0.28 düşüşle 101 bin 869 puandan kapatan Borsa İstanbul Endeksi de (BİST100) haftanın son işlem gününde günlük yüzde 0.39 artışla 102 bin 270 puandan işlem görüyor.

İş Yatırım “Dünyadan negatif ayrışmaya devam ediyoruz…” başlıklı günlük piyasa bülteninde dolar’da meydana gelen yeni bir alım potansiyeli tekrardan piyasalarda fiyatlamaların değişmesine yol açtığı belirtildi ve şu değerlendirmeler yapıldı:

“ABD Philadelphia Fed İmalat Endeksi 34.4 artış ile bir önceki ay verisinin oldukça üzerinde gerçekleşirken, haftalık işsizlik maaşı başvurularında sınırlı artış yakalandı. EURUSD gün içerisinde 1.18 seviyesi sınırında fiyatlandı. ABD 30 yıl vadeli hazine tahvil faizlerinin 3 yılın zirvesine tırmanmasıyla Ons Altın fiyatları satış baskısı altında kaldı. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin de yaklaşık 3.12 seviyesi üzerinde tutunmalarını sürdürdüğünü görüyoruz.

“1290 seviyesi altında fiyatlanan değerli metalde kısa vadeli toparlanmaların başarılı olmadığını söyleyebiliriz. Bir başka gündem maddesi ise İngiltere Başbakanı Theresa May’in İngiltere’nin gümrük birliğinden ayrılacağını açıklaması idi. Bu açıklama sonrasında GBPUSD paritesinde tekrardan 1.35 seviyesi altı fiyatlamalar gündeme geldi.

“Çin’den gümrük tarifelerine karşın ABD’ye yeni bir teklif gelirken, Trump Kuzey Kore Konusunda Libya modelinin söz konusu olmadığını dile getirdi. Euro Bölgesi tarafında ise İtalya’daki popülist liderler hükümet programında anlaştı ancak başbakanın kim olacağı konusu belirsizliğini korumaya devam ediyor.

“Yurtiçinde önemli bir veri akışı bulunmazken, gün içerisinde Türk Lirası’nın kısmi de olsa toparlanma çabası içerisine girdiğini gördük. Ancak bu toparlanmaya rağmen Dolar/TL 4.4530 seviyesi üzerine yerleşme çabaları içerisine girerken, Euro/TL’de tekrardan 5.25 seviyesi üzeri fiyatlamalar dikkat çekti.”

Gençlik örgütleri: Deniz’lere sözümüz faşizm yenilecek!

ZEYNEP KURAY

Gençlik örgütleri, idam edilişlerinin 46’ıncı yıl dönümünde ’68 kuşağı önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı Taksim’den Dolmabahçe’ye yaptıkları yürüyüşle andı. Dayatılan tek adam rejimini 68 kuşağından aldıkları direniş ruhuyla yeneceklerini vurgulayan Gençlik örgütleri, “Ezilenlere ve Deniz’lere sözümüzdür, faşizm yenilecek biz kazanacağız” dedi.

68 Kuşağı önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 46’ıncı yıl dönümünde Taksim’den 6’ıncı Filo’nun denize döküldüğü Dolmabahçe’ye yapılan yürüyüşlerle anıldı. EMEP ve CHP’nin anma etkinlikleri sonrası Dolmabahçe’ye omuz omuza yürüyen gençlik örgütleri, faşizmi yenme sözü verdi. MKM önünde başlayan yürüyüşte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın fotoğraflarını taşındı, “ 1968-2018 bitmedi sürüyor kavga” yazılı pankart açıldı. Devlet tarafından katledilen 68 kuşağı önderlerinin isimlerini teker teker sayılıp, “Yaşıyor” diye haykırdığı yürüyüşte, hep bir ağızdan, “Deniz, Yusuf, Hüseyin sürüyor sürecek mücadelemiz”, “ Emperyalistler, işbirlikçiler 6’inci Filo’yu unutmayın”, “ Emperyalizme karşı Deniz olmalı”, “ Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “ Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

‘68’LERİN DİRENİŞ RUHUYLA KAZANACAĞIZ!’

Polis ablukası altında Dolmabahçe’ye gelen gençler, çevredeki yurttaşlar tarafından alkışlarla karşılandı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan şahsında hayatını kaybedeb devrimciler adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan gençlik örgütleri adına açıklama Cansu Eski tarafından okundu. Eski, ülkenin KHK’lerle yönetildiği, OHAL şeklini aldığı, üniversitelerin bölünmeye çalışıldığı bir ortamda 68 kuşağının kendilerine bıraktığı mücadele mirasından aldıkları güçle direndiklerini vurguladı. Başka bir dünya yaratmak için yola çıkan Deniz’lerin 12 Mart faşist rejimi tarafından idam edildiğini hatırlatan Eski, “Deniz ve Yusuf daha 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23’ündeydi. Cellatlarının adı tarih içerisinden silinip giderken, üç fidan kavgamızın bayrağı olup kaldı mücadelemizin satır başlarında…”

“Yalınayak idama giden Hüseyin İnan’ın, korkusuz Yusuf Aslan’ın ve son sözünü, “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” olan “Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız” diyerek sözlerini sürdüren Eski, “Tek adam rejimin baskı ve zulmü varsa, bizlerin de 68’lerden gelen direniş ruhu var. Bizler yine devrimci tarihimizden aldığımız derslerden biliyoruz ki zaferin büyüklüğü kavganın zorluğunda gizlidir. Ezilenlere ve Deniz’lere sözümüzdür, faşizm yenilecek, biz kazanacağız” dedi.

genclik-orgutleri-deniz-lere-sozumuz-fasizm-yenilecek-460357-1.

Anma gençlerin hep bir ağızdan Gündoğdu Marşı’nı seslendirmesiyle sona erdi.

Yürüyüş ve anmayı düzenleyen Gençlik örgütleri: Diren Üniversite, SDGF, Dev-Lis, LÖP, Öğrenci İnisiyatifi, Genç-Sen LÖP, Öğrenci Faaliyet, Liseli Direnişçi Genlik, Kaldıraç.

Merkel’den, Erdoğan ile görüşen Özil ve Gündoğan’a tepki

Almanya Başbakanı Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Merkel görüşmeyi, “yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olarak niteledi.

Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, Alman Milli Futbol takımı için forma giyen Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ın Londra’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasına yönelik tepkiler sürüyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirdi. Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’deki olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, “rol model milli takım oyuncularının” Erdoğan ile buluşmasının “soru işaretleri yaratan ve yanlış anlamaya davet çıkaracak” bir durum olduğunu belirtti.

Gündoğan ve Özil’in konuya ilişkin açıklama yapmalarını da memnuniyetle karşıladıklarını belirten Seibert, Alman Futbol Federasyonu (DFB) içinde de konunun gündeme geleceğinden emin olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özil ve Gündoğan ile Londra’da buluşmasında çekilen fotoğrafların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sosyal medya hesaplarında yayınlanması Almanya’da tepkiyle karşılanmış ve Erdoğan’a seçim desteği olarak değerlendirilmişti. Hükümet Sözcüsü Seibert, “Merkel de bunu gizli bir seçim desteği olarak mı değerlendiriyor?” şeklindeki soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Demirören: Futbola siyaset karıştırmak hata

Özil ve Gündoğan’ın Erdoğan ile buluşmasını eleştirenlerden biri de Alman Futbol Federasyonu (DFB) Başkanı Reinhard Grindel olmuştu.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, yaptığı yazılı açıklamada, Grindel’in sözlerini eleştirerek, “Erdoğan hakkında yapmış olduğu karalayıcı açıklamalardan derin üzüntü” duyduğunu belirtti.

“DFB başkanının ifade ettiği düşüncelerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini” belirten Demirören, “eski bir futbolcu ve tutkulu bir futbolsever” olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk asıllı oyuncularla görüşmesinin “son derece olağan bir durum olduğunu” ifade etti. “Hangi milletten olursa olsun, bir ülkenin devlet başkanı tarafından görüşmeye davet edilen futbolcuların, bu çağrıya icabet etmesi çok normaldir” diyen Demirören “Almanya Futbol Federasyonu başkanı örneğinden görüleceği üzere, futbola siyaset bulaştırmak korkunç bir hatadır” ifadesine yer verdi.

DFB Başkanı Grindel Twitter üzerinden yayımladığı mesajda, “futbol ve DFB’nin, Sayın Erdoğan tarafından yeterince dikkate alınmayan değerleri savunduğunu” belirtmiş ve “Bu nedenle milli futbolcularımızın (Erdoğan’ın) seçim kampanyası için istismar edilmesi iyi değil” ifadesini kullanmıştı.

Gözler bugün görülecek Hakan Atilla davasında

ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları beş ayrı suç kapsamında ihlal ettiği karara bağlanan Halk Bankası eski genel müdürü Mehmet Hakan Atilla’nın hüküm duruşması, bugün New York Güney Bölgesi mahkemesinde görülüyor. Ankara’nın ve piyasaların gözü bu duruşmada olacak. Uzmanlara göre “Halk Bank’a ceza çıkarsa ödenir ama sistemden çıkarılmak çok daha vahim sonuçlar doğurur.”

Cumhuriyet’ten Şebnem Arsu’nun haberine göre, savcılık, yaklaşık 14 aydır tutuklu bulunan Atilla hakkında Nisan ayında verdiği yazılı mütalasında 15 yılı aşan bir ceza talep ederken, savunma tarafı oldukça uzun bir açıklama ile bu sürenin adil olmadığını belirtti.

Avukatlar Victor Rocco ve Cathy Fleming’in başını çektiği savunma ekibine göre Atilla’nın hiç ceza almaması, alacaksa da cezanın 5 senelik alt sınır baz alınarak belirlenmesi gerek.

Puanlama usulü yapılan yazılı değerlendirmede, Atilla lehine unsurlar arasında yasadışı şebekenin lideri olmadığı, suça katılımının minimal düzeyde olduğu ve önceden sabıkası olmadığı vurgulandı.

Savcılık ise mütalasında Atilla’nın şebekeye bizzat destek verdiğini, para dolaşımını kontrol ettiğini ve bankacılık deneyimini kullanarak işlemlerin ABD sistemince fark edilmemesi için yöntem geliştirdiğini tekrarladı.

Hukukçular, şimdiye kadar bankalar nezninde işlenen ABD yaptırım ihlallerinde hiç bir banka çalışanına ceza davası açılmadığının altını çiziliyorlar.

“Elimizde ihlale karışan bankaların personeline verilen örnek bir ceza kararı olsaydı talep edilen süreyi kıyaslayabilirdik ancak bir tane bile yok,” diyor, dava sürecini takip eden bir hukukçu.

“Bu davada savunma tarafına hakikaten çok mu yükleniliyor yoksa savcılar içtihat mı oluşturmaya çalışıyorlar, bilemiyorum.”

SİYASİ BİR DAVA MI?

Davayı başlatan eski New York savcısı Preet Bharara’nın görevine zamanında vekalet eden Joon H. Kim’in karar sonrası yaptığı açıklama niyetlerini açıklayıcı nitelikteydi.

“Yabancı bankalar ve bankacıların bir seçeneği var; Ya kendi isteğinizle İran’a ve diğer yaptırım altında olan devletlere Amerikan yasalarını delmede yardım edersiniz ya da ABD doları üzerinden işlem yapan uluslararası bankacılık toplumunun bir parçası olursunuz. İkisini birden yapma şansınız yok.”

İhlal davalarında mevcut içtihatın Atilla aleyhine bozuluyor olmasının siyasi nedenleri de konuşuluyor.

Salı günü Londra’da Bloomberg haber ajansına bir mülakat veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atilla’nın suçsuz olduğunu ve bankacıya verilecek cezanın “Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlu olarak ilan etmek anlamına” geleceğini söyledi.

“Umarım Türkiye-ABD ilişkilerini tamamen yerle yeksan etmeyecek bir sonuç çıkar,” şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı, nihai kararın halihazırda gergin bir seyir izleyen ikili ilişkilere etkisi olacağını belirtti.

ABD tarafı ise, davanın başından bu yana, Ankara’nın benzer çıkışlarını ülkedeki yargının bağımsızlığına atıf yaparak yanıtlamakta.

Columbia Üniversitesi Hukuk profesörü Daniel Richman, Cumhuriyet gazetesine verdiği bir demeçte, özellikle New York Güney Bölgesi savcılarınının siyasi baskıya boyun eğmemekle tanındıklarını vurgulamıştı.

Ankara, her ne kadar bu davanın Fethullah Gülen ve uzantılarının hükümete karşı ABD’de kullandığı bir silah olduğunu iddia etse de, buradaki yerleşik anlayış, sürecin yaptırım ihlallerine karışan tüm siyasiler ve devlet kurumlarına ciddi bir uyarı niteliği taşıdığı yönünde.

Unutulmaması gereken nokta ise bu davanın baş rolünde İran’ın olduğu.

“Bunun siyasi bir dava olduğu söylenemez,” diyor Washington merkezli Freedom House kuruluşu uzmanlarından Nate Schenkkan.

“Burada mesele tam olarak İran ve İran’a uygulanan yaptırım rejimi. Türkiye’nin davaya dahil oluşu da bu konu üzerinden. Türkiye bu davayı ‘Amerika’nın saldırısı’ olarak resmedene kadar da öyleydi.”

Sarraf’in başını çektiği yasadışı düzenin dış cepherinde yer alan Atilla gibi sicili temiz bir yetkilinin ceza davasına konu olmasını ise Schenkkan, Halk Bankası’nın yaptırıma uymayı defaatle reddetmesine bağlıyor.

“ABD’li hazine yetkilileri aslında 17-25 Aralık öncesinde bile Halk Bankası’nda olan bitenin farkındalardı. Defalarca farklı şekillerde ‘durun’ denilmesine rağmen Halk Bankası devam etti ve bu noktalara gelindi.”

HALK BANKASI VE CEZA İHTİMALİ

Geçen yıl Kasım ayında başlayan davanın merkezindeki İranlı altın tüccarı Rıza Sarraf, savcılıkla anlaşarak oldukça kapsamlı bir ‘etkin pişmanlık anlaşması’ imzalamıştı.

Bu imza kapsamında verdiği ifadesinde, İran’dan alınan doğalgaz ve petrol karşılığı Halk Bankası’nda toplanan fonların sahte belgelerle nasıl ABD doları cinsinden uluslararası dolaşıma sokulduğunu anlattı.

Sarraf, aynı zamanda Vakıfbank ve Arap Türk Bankası’nın da İran’la ticarete aracı olmak istediklerini, onayın ise zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Hazine’den sorumlu eski bakan Ali Babacan’dan geldiğini aktarmıştı.

Halk Bankası başta olmak üzere adı geçen bankalara ABD Hazinesi tarafından ciddi cezalar kesilebileceği konuşuluyor.

Atilla’nın savunma ekibinin davanın yargıcı Richard Berman’a sunduğu bir listede, şimdiye kadar yaptırım ihlallerine karışan on banka içinde BNP Paribas, ödediği yaklaşık 9 milyar ABD doları tutarındaki ceza ile başı çekiyor.

Bazı uzmanlara göre, Halk Bankası’nın ödeyeceği ceza miktarı Atilla’ya verilecek cezanın tonunu da belirleyebilir.

“Halk Bankası’na yüksek bir ceza kesilirse Atilla daha az bir ceza alabilir,” diyor New York merkezli dolandırıcılık denetim kurumu Bard Dynamic’in kurucusu Ozan Gürel.

“Daha da önemlisi bankanın ABD bankacılık sisteminden ihraç edilip edilmeyeceği. Nihayetinde bankalar miktar ne olursa olsun cezayı öder ama sistemden çıkarılmak çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır.”

Diplomatik dokunulmazlığı olan siyasiler dışında adı geçen kişilerin ise, uluslararası dolaşımlarının engellenebileceği, isimleri bizzat ABD kurumlarınca yaptırım listesine alındığında Türkiye dışındaki ülkelerdeki mal varlıklarına el konulabileceği belirtiliyor.

Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış ve Halk Bankası eski genel müdürü Süleyman Aslan iddialarda ismi geçen yetkililerden.

SARRAF NE YAPIYOR?

Ambargo altındaki İranlı kurumların yurtdışı ödemelerinde yüksek komisyon bedelleri keserek ciddi bir servet edinen Sarraf için yargı süreci halen devam etmekte.

Adına henüz bir hüküm duruşma tarihi belirlenmemesi, eski sanığın, korunaklı bir cezaevinde FBI yetkililerine, bildiklerini son harfine kadar anlatmaya devam ettiği anlamına geliyor.

Kurduğu yasadışı şebekeler vasıtası ile eindiği maddi kazanımları ABD’ye iade etmekle kalmayıp tüm bildiklerini şüpheye yer bırakmaksızın anlatması, tüccarı özgürlüğe bir adım daha yaklaştırabilir.

Sarraf’ın mevcut siyasi konjektürde savcılar için değeri artmış olabilir.

İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan ABD’nin aniden çekilmiş olması yaptırım rejimini yeniden gündeme getirdi.

Reuters haber ajansının Salı günkü haberine göre, ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın, kritik önemdeki bankacılık sektörünü kullanmasını engellenmek amacı ile yeni ekonomik yaptırımlar getirildiğini açıkladı.

Bu gelişme Sarraf’ın bildiklerini ve bağlantılarını daha anlamlı kılabilir.

Yüksek korumalı bir cezaevinde tutulduğu konuşulan Sarraf’ın, gozaltina alinip tutuklandigi dönemde gardiyana içki ve telefon kullanımı karşılığında rüşvet verdiğini kabul etmesi ardından açılan dava devam ediyor.

Tüccar hakkında, eski koğuş arkadaşı 62 yaşındaki Arap asıllı Fildişi Sahilli vatandaşı Faozi Jaber tarafindan cinsel istismar ve tecavüz iddiasıyla acilan davanin ise 22 Mayıs tarihinde karara baglanmasi bekleniyor.

ABD basında yer alan haberlere göre İranlı tüccar iddiaları hayal ürünü olarak nitelemişti.

GERİ GELEN YAPTIRIMLAR ATİLLA’NIN CEZASINI ETKİLER Mİ?

Hüküm duruşması öncesi prosedürler kapsamında Atilla’nın ailesi, akrabaları, iş arkadaşları ve diğer yakınları Yargıç Berman’a onlarca mektup göndererek, adalet ve merhamet istediler.

Sanığın duruşma boyunca sergilediği iyi hal, Metropolitan Islahevinde gardiyanlarla uyumlu ilişkileri, sabıkasının olmaması ve diğer hafifletici unsurların karara etki etmesi bekleniyor.

Yargıç Berman’ın Mayıs ayı başında savcılığın cevaplandırmasını talep ettiği sorular arasında, Atilla’nın ihlal ettiği yaptırımların halen gündemde olup olmadığı da yer almıştı.

Savcılar, sözkonusu yaptırımların yürürlükten kaldırılmış olduğunu ancak uygulamanın halen devam edip etmemesinin işlenen suç kapsamında önem taşımadığına vurgu yapmışlardı.

Mevcut siyasi gelişmeler ise iddia makamının hüküm ve sonrasında temyiz sürecinde elini güçlendirebilir.

“Tamamen dava dışında gelişen bir durum var,” diyor davayı takip eden hukukçu, yaptırım rejimin yeniden yürürlüğe gündeme gelmesine ilişkin.

“Takip etmeye çalışıyoruz; bir şekilde etkisi olur mu, olmaz mı diye ancak somut bir cevabım yok. Olur ise, ‘hakim hakimliği bıraktı siyaset yapmaya başladı’ anlamına gelir.”

Trump’tan, Kuzey Kore görüşmesine ilişkin açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev ile gerçekleştirdiği görüşmede Kuzey Kore ilgili açıklamalarda bulundu.

Trump, Kuzey Kore’nin zirveyi iptal etme sinyaline ilgili bilgilendirilmediğini söyleyerek “Hiçbir şey görmedik. Hiçbir şey duymadık. Ne olacağını göreceğiz” dedi.

Kuzey Kore Dışişleri Bakan Yardımcısı Kim Kye-gwan “ABD bizi köşeye sıkıştırır ve nükleer silahlarımızdan tek taraflı vazgeçmemizi isterse, görüşmelere ilgimizi kaybederiz ve beklenen Kuzey Kore-ABD zirvesine katılıp katılmamayı yeniden değerlendirmemiz gerekir” açıklamasını yapmıştı.

Kuzey Kore Lideri Kim Jong Un ve ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Haziran’da Singapur’da görüşmesi planlanıyor.

Merkel’den ABD’ye ek vergi çağrısı

Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinden ithal ettiği çelik ve alüminyuma uygulamak istediği ek gümrük vergisi hakkında görüşme çağrısı yaptı.

ABD yönetimi geçtiğimiz haftalarda ticaretteki korumacı politikaları çerçevesinde, ithal çelik ve alüminyuma sırasıyla yüzde 25 ve yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulanacağını açıklamıştı. Ancak Kanada, Meksika, Brezilya, AB, Avustralya ve Arjantin’e “geçici muafiyetler” vermişti.

Reuters’in haberine göre Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki AB liderler zirvesinden önce gazetecilere açıklama yapan Merkel, “Ortak bir konumumuz var. Avrupa ülkeleri olarak ABD’den geçici değil, sürekli bir muafiyet istiyoruz ve sonra ticarete engelleri karşılıklı olarak nasıl azaltabileceğimizi konuşmaya hazırız” dedi.

ABD’nin ithal çelik ve alüminyuma ek gümrük vergileri getirileceğini duyurması üzerine AB, ABD’nin bölgeye yaptığı ihracata karşı önlemler alınacağını açıklamıştı.

Hem Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hem de Almanya Başbakanı Angela Merkel, Beyaz Saray ziyaretlerinde, AB’nin, ABD’nin vergi kararından muaf tutulmak istediğini belirtmişti.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker de, AB ile ABD arasındaki ticari ilişkilerde denge sağlamak için birkaç gün içerisinde “misilleme” yapılacağını belirterek, “Ulusal güvenlik gerekçesi olmadan atılan bu adımla, ABD kendi sanayisini korumaya yönelik bariz bir müdahalede bulunuyor. Bu adımı esefle karşılıyoruz. Korumacılık, çelik sektöründeki ortak sorunun yanıtı olamaz” açıklamasını yapmıştı.

Japon vekil: Bekar kadınlar devlete yük olur

Japonya’da iktidar partisi milletvekili bekar kadınların devlete yük haline geldiklerini söyledi.

Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Partisi milletvekili olan Kanji Kato, kadınların birden fazla çocuk sahibi olması gerektiğini ve bekarlığı tercih eden kadınların ileride devlete devlete yük olacağını söylemesinin ardından cinsiyetçilik suçlamalarının hedefine oturdu.

Partisinin bir toplantısında konuşan Kanji, düğünlerde konuşma yapması istendiğinde ‘gelin damatı en az 3 çocuk yapmaya teşvik edici’ ifadeler kullandığını anlattı.

6 çocuğu ve 8 torunu olan Kenji, evlenmeyi istemediklerini söyleyen genç kadınlarla karşılaştığında, onlara ‘evlenmezlerse çocuk sahibi olmayacaklarını ve kendilerini diğer insanların çocuklarının vergileriyle ödenen bir bakımevinde bulacaklarını’ söylediğini aktardı.

Japon vekilin TBS News’e yaptığı açıklama, resmi rakamlara göre 1 Nisan 2018 itibariyle 15 yaş altındaki çocuk sayısının geçen seneye göre 170 bin düşerek 15.53 milyon olduğunun bildirilmesinin ardından geldi.

Geçen yıl 941.000 çocuğun hayata geldiği Japonya’da bu rakam 1899’dan bu yana en düşük sayı oldu.

Ülkede doğum oranları, bütün teşviklere ve finansal desteklere rağmen düşük kalmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre 40 milyon ya da daha fazla nüfusu olan 32 ülke arasında Japonya, toplam nüfus içinde çocukların yüzdesi bakımından en düşük sırada yer alıyor.

Kato, kadınların toplumdaki birincil rolünün çocuk doğurmak olduğunu düşünen ilk Japon politikacı değil. 2007’de o zamanki Sağlık Bakanı Hakuo Yanagisawa, kadınları ‘doğum yapan makinalar’ olarak tanımlanmış ve doğum oranını yükseltmenin bir kamu görevi olduğunu söylemişti.

Kadın milletvekillerinin tepkileri karşısında ilk önce söylediklerini savununan Kato, daha sonra ofisi aracılığıyla ‘kadınlara saygısızlık etmeyi amaçlamadıklarını’ söyleyen bir bildiri yayınladı.Sputnik

Orjinal Stag Geciktirici Sprey porno 64 türk porno